Osmanlı’nın kılıçtan geçirdiği Asuri bir ailenin çocuğuydu Wîdat. Hakkari dağlarından Til Temir’e, Türk devletinin sürgünü olan Wîdat, Türk devletinin diğer yüzü DAİŞ saldırıları karşısında son mermisine kadar savaştı...

Osmanlı , Ermenilerle birlikte Asuri-Süryani-Keldaniler için de ferman çıkardığında Wîdat’ın ailesi Colemêrg’ten (Hakkari) düştü, tehcir yollarına... Aslında onlar Osmanlı’nın ”seyf”inden (kılıç) kurtulanlardı. Önce Güney Kürdistan’a, oradan da bir kısmı Rojava’nın Serêkaniyê kentine göç etti. Osmanlı’nın ardılı Türk devleti orada da onları rahat bırakmadı ve tehcire zorladı.

1929’da da 30 kilometre

Türk devleti, 29 Haziran 1929’da Fransa ile imzaladığı bir protokolle ”sınır güvenliğini” bahane ederek, bu bölgelere yerleşmiş olan Ermeni, Asurî, Süryani ve Keldanilerin en az 30 kilometre sınırdan uzaklaştırılmasını dayattı. O dönem Suriye’yi egemenliği altında tutan Fransa da bu dayatmayı kabul etti ve Serêkaniyê hattındaki Asurî, Süryani, Keldani ve Ermenileri 30 kilometre güneye çekerek Til Temir’den Hesekê’ye kadar sınır hattında yerleştirdi.

Osmanlı’nın kılıcından kurtulan Asuru bir ailenin çocuğuydu Wîdat Îşo. DAİŞ çetesi, 2015’te Habur suyu boyundaki Asuru köylerine saldırınca, direniş yolunu seçti.

Geliyê Tiyarê’den Til Temir’e

Ailesi Colemêrg’in (Hakkari) Çelê (Çukurca) ilçesindeki Geliyê Tiyarê (Kazan vadisi) bölgesinden göç eden Wîdat‘ın yaşam öyküsünü ANF’ye anlatan kuzeni Brahim Yuhanna, ”Saldırılar başlayınca Wîdat, kilise tarafında çatışmaya girdi ve son mermisine kadar savaştı” dedi.

Wîdat’ın hiç erkek kardeşi olmadığı için ailesinin yükünü sırtladığını ve evlenmediğini belirten Yuhanna, ”Bir evde erkeklerin yaptığı tüm işleri o yapıyordu. Diğer kız kardeşlerine de o bakıyordu. Tarımla uğraşıyordu ama eğitimini de bırakmadı” diye konuştu.

Wîdat’ın köyleri olan Til Hürmüz’de ilk ve ortaokulu okuduğunu, yükseköğretimini tamamladıktan sonra Til Temir’de nüfus idaresinde çalıştığını kaydeden Yuhanna, şöyle devam etti: ”Toplumsal bağları çok güçlüydü. Köyde bile kimin ne işi olursa ilk koşandıı. Herkese yardım etmek istiyordu. Suriye’de savaş başladıktan sonra her yerden bir grup çıktı. Bizler Habur’un Koruyucuları’na (Parêzvanên Xabûr) katılınca o da bizimle birlikte katıldı. Katılan ilk kadındı. DAİŞ’liler bir gece yarısı saldırıya geçti. Birçok gencimizi katlettiler. Wîdat kilisenin orada savunmadaydı. Onlarla çatıştı, yaralandığını ve cephanesi tükenince esir düştüğünü öğrendik. Son mermisine kadar savaşmıştı. Kadın, çocuk, genç, yaşlı birçok kişi esir düştü. Esir aldıklarını önce Ebduleziz dağına oradan da Şedadê’ye götürmüşler. Daha sonra kurtarılan bazı kişiler Wîdat’ı Şedadê’de gördüklerini, onlarla birlikte esir olduğunu söyledi. Edindiğimiz bilgilere göre, onlara karşı silah kullandığı gerekçesiyle infaz edilmiş ama net bir bilgi alamadık. O günden sonra hiçbir haber de alamadık. Wîdat, çok güzel ve fedakar bir insandı. Son mermisine kadar da direndi...”