
Yirminci yüzyıla uluslar çağı denildi. 21.yüzyıla ise halklar çağı dememiz için artık yeterince veri var.
Geçen yüzyılda sömürge ülkeler bir bir bağımsızlıklarını ilan etti. 20. yy’da halkların ve emekçilerin verdiği bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi, vahşi kapitalizmin kaba mandacılığının ve sömürgeciliğinin sonunu getirdi. Ancak devletli iktidarın hegemonik biçimi onca toplumsal, ekonomik ve ekolojik felakete rağmen ayakta kalmayı başardı. Halkların özgürlük sorunu gündemdeki yerini korudu.
Vietnam, Küba, Chiapas, Angola, Filistin, Libya, Güney Afrika bu çağın direniş sembolleri oldu. Uluslar çağında gelişen halk direnişleri kapitalizmi geriletti; ancak halklar ve emekçiler bu sefer bir başka sömürgecilik biçiminin pençesine girdi. Yeni sömürgecilik, yerel işbirlikçi iktidarlarca ve despotik rejimlerce sürdürüldü. Dışa bağımlı, maşa despotçuklar firavunlaştı ve halkların karşısına dikildi. Bu rejimlerin kimisi sağa kimisi ise sola yaslanarak (soğuk savaş ve iki kutuplu dünya dengelerine dayanarak) halkları ve emekçileri ezdi, sömürdü.
Tiranlar tepe taklak!
Bugün 20. yy’ın statükosu dağılıyor. Tiranlar yıkılıyor, firavuncuklar tepe taklak… Halk isyanları bölgemizde almış başını gidiyor. Tunus’ta Bin Ali’nin 24 yılık iktidarı Sidi Bouzid’de başlayan isyana 27 gün direnebildi. Mısır’ın son firavunu Hüsnü Mübarek, Tahrir’e boyun eğdi. Yemen’de 33 yıllık diktatör Ali Abdullah Salih, ABD’ye sığınarak canını kurtarabildi. Bahreyn ve Suriye’de ise direniş tüm hızıyla devam ediyor.
Arap baharı çiçeklenirken Latin rüzgarı da esmeye devam ediyor. Avrupa’da ise finans kapitalin krizi Yunanistan ve İtalya’da iktidarı devirdi bile. AB sistemi sallantıda.
20.yy’ın sömürgeciliğiyle mücadelenin temel stratejisi uzun süreli halk savaşı ve ulusal kurtuluş hareketleriydi. Bu strateji temelinde belirlenen taktik ve yöntemlerle sonuç alma yolu seçilirdi. Evrensel strateji ve taktik, yerel koşullara uygulanıp özgül koşullarda mücadele biçimi belirlenirdi.
Günümüzde de geçerli olan bu yöntem, artık daha zengin ve geçmiş deneyimlerden çıkarılan derslerle hayata geçiyor. Buna bir de gelinen iletişim düzeyinin yol açtığı bilinçlenme, bilgilenme ve örgütlenme farkını da dahil etmek mümkün.
Günümüzde yaşanan ve sonuç alan halk isyanlarına bakıldığında aslında başarılı bir serhildanın ip uçlarını görmek mümkün.
Diktatörleri serhildanlar devirdi
2011 yılına damgasını vuran gelişmeler halk isyanları oldu. Bu isyanların büyük çoğunluğu hedefledikleri iktidarları devirdi. Tunus’ta ve Mısır’da sonuç alan, Yemen’de diktatörü iktidardan eden ve bugün Şam’ı sallayan serhildan dalgasına baktığımızda şu sonuçları görürüz:
- Başarılı serhildan iyi örgütlenmiş serhildandır. Amaçları, sonuçları, karşı yönelimler, bu yönelimler karşısında takınılacak tutum bakımından iyi hazırlanmış, örgütlendirilmiş ve organize olmuş serhildandır. Eylem yapma gerekçesi ortadan kalkana kadar alanda kalmayı hedefler. (Tunus-Sidi Bouzid eylemleri)
- Sonuç alan serhildan hareketi, tek sonuçla yetinmez. Elde ettiği haklarını güvenceye alıp hayata geçirmek için gerekli kurumlaşmalara gider. Elde ettiği hakkın uygulamaya kavuşup kavuşmadığını takip eder. Yeni durumlar karşısında acil eylem planı temelinde hareket eder. (Tahrir meydanı)
- Eylemde çeşitliliği ve zenginliği esas alır. Tek düze eylemlerden ziyade sorunu gündemleştirmek için çok zengin araçları kullanır. Sesini ve eylemini duyurmak için her türlü imkanı devreye koyarak etki gücü oluşturur. İç demokrasiyi uygular; çünkü dinamizm ve eylem zenginliği buna bağlıdır.
- Etkili eylem. Başarılı serhildan, sürekli alanlarda hareket halinde olan eylemsellik demek değildir. Etkili ve sonuç alıcı olan eylemdir. Doğru söylemle doğru hedefe yönelmiş eylemdir. (Tunus’lu gençlerin Bin Ali için seçtiği „defol git“ sözü ve Yemen’li gençlerin diktatör Salih’in sarayını basması.)
Toplumsal inşa
Bir tarafta kapitalist sisteminin krizinden kaynaklı olarak yaşanan kaos, öte yanda despotizmin zulmünden bunalan halklar ve emekçiler kendi çözüm alternatiflerini gündeme almış durumda. Merak konusu olan ise, bu kaotik sürecin kimin lehine sonuçlanacağı. Kapitalist sistem restore mi edilecek, yoksa halkların demokratik seçeneği mi kazanacak? Ortadoğu’da yıkılan despotizmin yerini ne alacak?
Her iki cephede de süreci kendi lehine çevirmenin ciddi mücadelesi ve direnişi gelişiyor. Sistem sürdürülemezlik sinyallerini çoktandır veriyordu. Halklar artık bunun farkında ve kendi alternatiflerini tartışıyorlar, hem de yüksek sesle. Tartışmakla da kalmıyor, harekete geçiyorlar.
Yaşadığımız süreç, devlet-toplum terazisinin iyiden iyiye bozulmaya başladığını gösteriyor. Toplumsallaşmanın başlarında başat olan toplum, zamanla devletli sisteme karşı gerileme yaşadı. Devlet kurumsallaştıkça her şeyleşmek istedi, maksimum düzeye ulaştı. Şimdi baş aşağı inişte. Toplum-devlet terazisinde kefelerden birisi boşalırken ötekisi dolar. Birinin minimal hali, diğerinin maksimum haline karşılık gelir. Engels devlet için „yavaş yavaş sönümlenerek tarihin çöp tenekesine atılacak“ derken, belki de böyle bir sonu öngördü. Şimdi devlet ölüm döşeğinde yavaş yavaş can verirken, halklar canlanıyor.
Yüzyılımızın mücadele stratejisi serhildan
Halkların tarih boyunca süregelen özgürlük savaşımının 20.yy’daki karşılığı; ulusal kurtuluş hareketleri, sosyal demokrasi ve sosyalist mücadele oldu. Halklar, temel taktikler olarak uzun süreli halk savaşı stratejisi kapsamında gerilla mücadelesi ve halk ayaklanması ile iktidarları devirmeyi benimsedi. Günümüzde ise toplumlar demokratik sistemi kurma mücadelesi veriyor. Yeni mücadele, toplumsal inşa olarak tanımlanıyor.
Toplumlar özgürlük talebiyle kendi öz yönetimlerini inşa ederken, iktidarların her yönlü saldırısına maruz kalıyor. Bu durum, toplumsal inşada halk serhildanlarını gündeme getiriyor.
Halklar, isyanlarla sonuç alma yolunu seçti. 2011, bu örnekleri yakından gördüğümüz bir yıl oldu. Bu savaşımın merkezi konumunda olan bölgemiz, şu an tam bir cadı kazanına dönmüş durumda. Halklar isyanlarla var olanı yıkarken, bölgede nasıl bir sistemin kurulacağı merakla beklenen soruların başında geliyor.
Kürdistan’da devlet terörü ve serhildan
Kürtler tarih boyunca direngenlikleri ve isyanları ile Ortadoğu’ya damgasını vurdu. Uluslar çağında onlarca defa ayaklanan Kürtlerin, ödenen bunca bedele rağmen hala dili, kimliği ve kültürü yok sayılıyor. Adeta, isyan ve katliam-yenilgi, 20.yy’da Kürtlerin makus talihi oldu. Ancak, PKK’nin geliştirdiği gerilla mücadelesi; Kürtleri yeniden tarih sahnesine çıkardı, hayat damarlarıyla buluşturdu.
Peki, bunca gelişmenin yaşandığı ve halk isyanlarının iktidar kalelerini bir bir devirdiği bir dönemde bölgenin en direngen ve isyancı halkı olan Kürtlerin durumu ne?
Kürtler tarih boyunca direngenlikleri ve isyanları ile Ortadoğu’ya damgasını vurdu. Bu dinamizmini günümüzde de koruyor. Uluslar çağında onlarca defa ayaklanan Kürtlerin, ödenen bunca bedele rağmen hala dili, kimliği ve kültürü yok sayılıyor.
İsyan ve katliam-yenilgi, 20.yy’da Kürtlerin makus talihi oldu. Ali Şêr, Mahmud Berzenci, Simko Şikak, Şêx Said, Seyit Rıza, Qazi Muhammed, Melle Mustafa Barzani, Abdurrahman Qasımlo ve diğerlerinin kaderi bir oldu… Koçgiri, Dersim, Mahabad… Kürt isyanları dört parçada katliamlarla bastırıldı. Bu isyanlar, Kürt halkı açısından bir statüye yol açmadı; ancak Kürt halkının özgürlük sorununu hep gündemde tuttu.
Partiya Karkerên Kurdistan (PKK); son ve en uzun süreli Kürt isyanı olarak başlattığı devrimci halk savaşıyla, Kürt halkında olduğu kadar komşu halklarda da ciddi bir gelişme düzeyi yarattı. Günümüzde ise artık Kürt sorununun çözümünü dayatan en aktif ve önemli güç olarak bu savaşımını sürdürüyor. Kürt halkı en büyük direniş hamlesini PKK ile geliştirdi. PKK’nin geliştirdiği gerilla mücadelesi; uçurumun eşiğinde olan, „mezara gömüldüğü“ iddia edilen bir halkı yeniden tarih sahnesine çıkardı, hayat damarlarıyla buluşturdu.
Direnişe rağmen hala dili yasaklı
Kürtler bu süreçte yılları yüz yıl gibi hızlı geçti. Diriliş süreci olarak adlandırılan bu savaşımın en önemli sonuçlarından biri, direnen halk gerçekliğinin yaratılması olarak değerlendiriliyor.
Reflekslerinin ve politik duyarlılıklarının güçlü oluşu Kürtlerin ilk bakışta dikkat çeken yönü olurken; verdiği mücadele ile Ortadoğu halklarına da öncülük yapıyor. Ancak bütün bu gelişmeler Kürtlerin hala statüsüz, kimliksiz ve dili yasaklı bir halk olma gerçeğini değiştirmiyor.
Türkiye’de hala Kürt aydınları, gazeteciler ve seçilmişler tutuklanıyor. Legal kurumları kapatılıyor, gençleri sokak ortasında öldürülüyor. Nasıl oluyor da bu kadar örgütlü ve direngen bir halk olan Kürtlere, AKP hükümeti ‘ya mezar, ya zindan’ diyebiliyor?
Bu sorunun yanıtının uluslararası ve bölgesel konjonktürle olan bağları kadar, AKP’nin çözülüş süreciyle direkt bağlantısı var. Kürt sorunu çözüm dönemine girerken, AKP hükümeti ve Türk devleti artık bütün kozlarını oynuyor. Kürt sorununun demokratik çözümünün AKP’nin çözülüşü anlamına geldiği genel kabul gören bir düşünce olmuş durumda.
2011 serhildan yılı oldu
Hem Kürtler hem de Türk devleti, böylesi süreçlerde yapılan hataların telafisinin olamayacağının gayet iyi farkında. Onun için savaş çok yönlü ve keskin bir şekilde devam ediyor.
Türk devleti ve AKP hükümeti, bütün yöntemleri devreye koyarak savaşı tırmandırırken; Kürt halkı da bu saldırılara topyekûn bir direnişle karşılık veriyor. 2011 yılı başından sonuna kadar bunun örnekleriyle dolu.
Ana hatlarıyla özetlersek:
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), 14 Temmuz 2011 tarihinde tarihi bir adım atarak Demokratik Özerklik’i ilan etti. Ardından milyonlarca Kürt alanlara çıkarak bu ilanı sahiplendi. Türk devletinin buna yanıtı ise topyekûn savaş şeklinde oldu. Askeri ve siyasi operasyonlar hız kazandı. Kürtlüğe dair her söylem ve eylem suç kapsamına alındı. Böylece Türkiye’de yeni bir süreç başlamış oldu.
Kürt halkı Demokratik Özerklik projesi ile toplumsal inşayı gerçekleştirirken, serhildan ise toplumsal kuruluş çalışmalarının eylem dili olarak rol oynadı.
AKP serhildanın öncülerini hedefledi
Kürdistan ve Türkiye’de gelişen serhildan hareketine baktığımızda dikkatimizi çeken temel etken, öncülük konusu oluyor.
Kürt halkı en son yapılan yerel seçimlerde ve 12 Eylül referandumunda büyük bir irade ortaya koydu. 12 Haziran genel seçimlerinde ise; BDP öncülüğünde gelişen Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, tahmin edilenin de üstünde bir milletvekili sayısına ulaştı. Bu sonuçlar, Kürtlerin, önü alınamaz bir biçimde örgütlenmesini geliştirdiğini ortaya çıkardı. Hali hazırda BDP, TBMM’de yer alan dört partiden birisi.
İşte bu durum, AKP iktidarını iyice çileden çıkardı. İktidar cephesinden „Ermenistan sınırına dayandılar“ yorumlarına yol açtı. Bu gidişin önünün kesilmesi gerektiğinin sinyallari peş peşe geldi. AKP iktidarı, Kürt siyasetçilerini, aydınları, serhildanın öncü güçleri olan kadınları ve gençleri tutuklayarak serhildan ayağını baltalamak isterken; öte yandan eyleme geçen halka karşı tam bir devlet terörü uyguladı. Bu sindirme harekatı kapsamında asker, polis ve yargı ‘kadın da olsa, çocuk da olsa katletmekten’ geri durmadı.
Böylece Türkiye ve Kürdistan’da serhildana öncülük edecek hiç kimsenin bırakılmaması hedeflendi. Hükümet yetkililerinin „artık üç-beş kişiyi bir araya getirecek güçleri kalmamıştır“ sözü, bu operasyonların hedefini açıkça ortaya koydu.
Bu terör dalgasına Kürtler serhildanlarla karşılık verdi. Meydanlarda ve sokaklarda hiç eksik olmayan milyonlarca Kürt, saldırılara karşı ve uygulanan zulme dur demek için ‘Êdî Bes e!’ dedi. BDP’li belediye başkanlarının ve siyasetçilerinin tutuklanmasına „Ez li vir im - irademe sahip çıkıyorum“ mitingleri ile tepki gösterdi. Kürt halkı, KCK adı altında gelişen siyasi soykırım tutuklamalarına ise „Ben de KCK’liyim“ diyerek kimlik bildirimi anlamına gelen kampanya ile karşı koydu. Din istismarcılığına ve siyasal İslama karşı başlatılan devletsiz-sivil Cuma namazlarına yüz binler akın etti. AKP iktidarında kadına yönelik gelişen saldırılarda yaşanan artışa ‘Kadın Kırımına Hayır’ diyerek yanıt veren Kürt kadınları, yeni yıla da bir serhildan hamlesiyle giriyor.
Türkiye kritik virajda
Türkiye kritik bir süreçten geçiyor. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Türkiye’de Kürt sorununda yaşanan gidişata dair, „farklı çözüm alternatifleri üzerinde de duruyoruz,“ derken dananın kuyruğunun kopacağının sinyallerini verdi.
Kürt sorununun çözümü dayattığı bir dönemi yaşıyoruz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yaşanacakları çok öncesinden görerek, „yaşanacak savaş varlık-yokluk savaşı olacak. Kürtlerin yürüteceği savaş, varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama savaşı olacak“ diyerek gelişecek yeni döneme dikkat çekmişti.
Öcalan, olacakları; „süreç tıkanırsa devrimci halk savaşı devreye girer. Böylesi bir durumda da işte, örneğin Diyarbakır’da, halkın içine girilir, çatışmalarda günde bin, iki bin, üç bin kişi ölür. Bunların gerçekleşme olasılığı yüksektir“ cümleleriyle özetledi. (06 Aralık 2010 tarihli avukat görüşmesi)
2011 yılının ilk avukat görüşünde ise; „toplum burada kendi öz savunmasını kurar. Bir tehlike durumunda Diyarbakır’ı, Diyarbakır merkezindeki halkı kim koruyacak? Soruyorum, gerilla mı koruyacak? Mümkün değil. Öz savunma, silahlı güç anlamında değildir; örgütlülük anlamındadır. Mahalle birlikleri oluşturulur…“ diyerek toplumsal öz savunma ve toplumun güvenliği sorununa vurgu yapmıştı.
Ulusal Direniş Hamlesi
Koma Jinên Bilind (KJB), yılın sonunda ‘Önderliğimizi özgürleştirelim, kırıma son verdirtelim’ sloganıyla Ulusal Direniş Hamlesi başlattı. Bu hamleyi ilk günden itibaren sahiplenen Kürt halkı, yeni yılda bu hedefle alanlara çıktı.
Türk devletinin Uludere’ye bağlı Roboskî köyü kırsalında gerçekleştirdiği katliam ve sonrasında sergilenen tutum, 2012 yılında nasıl bir mücadelenin gelişeceğini gösterdi.
Dananın kuyruğu kopacak mı?
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın 1 Ocak 2012 tarihinde yaptığı yılın ilk konuşması, bu bakımdan önemli oluyor. Karayılan, „Halkımız protestolarla yetinmemeli, katliamcılardan hesap soracak serhildanlar geliştirmelidir,“ dedi. Karayılan bir başka konuşmasında ise; „hiç kimse merak etmesin, katliamın hesabını soracağız,“ şeklinde tepki gösterdi.
Türk devleti, Kürt halkını terörist ilan ederken; BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, „katliamcı hükümet meşru değildir. Onları tanımıyoruz“ dedi.
Kürdistan ve Türkiye’deki gelişmeler üzerine söylenenler ve var olan gerçeklik, savaşın artık farklı bir boyut kazandığını gösteriyor. SÜRECEK