2014 yılının son günlerinde Efrîn Kantonu Şera nahiyesine bağlı Qitmê köyündeki YPG kontrol noktasına yönelik bir intihar saldırısı gerçekleşti. Saldırıda iki sivil dört YPG savaşçısı yaşamını yitirdi. Saldırının olduğu günlerde Türkiye yetkililerinin denetiminde Antep’te Nusra ve eski adı İslami Cephe, şimdiki adı Şam Cephesi gruplarının toplantı halinde olduğu ortaya çıktı. Saldırıyı açık olarak hiçbir güç üslenmese de toplantı sonuçlarından kimlerin yaptığı/yapabileceği anlaşılıyor.
Toplantı sonuçları deşifre edildikten iki gün sonra YPG’nin aynı kontrol noktasına bir intihar saldırısı daha gerçekleşti. İkinci kez Qitmê kontrol noktası hedef alınmıştı. Aslında aynı noktanın ikinci kez hedeflenmesi AKP yetkililerinin daha önce Atmê’den Qitmê’ye kadar sınırlarımıza dahildir açıklamalarını hatırlattı. Bu saldırıları kim gerçekleştirirse gerçekleştirsin bir biçimde Türkiye’nin içinde elinin olduğu yönündeki şüpheleri güçlendiriyor. Diğer önemli bir nokta ise ikinci kez aynı noktanın seçilmesi. Aslında YPG'nin saldırganların sivil ve toplu katliam gerçekleştirmek için şehir, kasaba ve köylere girmelerine fırsat verilmediğini, kontrollerin sıkı ve ciddi bir şekilde yapıldığını gösteriyor.
YPG Qitmê kontrol noktasına ikinci kez intihar saldırısı gerçekleştiği saatlerde Nusra’nın Halep ile Ehraz arasındaki Misken kontrol noktası ile Tel Rıfat’taki kontrol noktalarına yönelik de intihar saldırıları gerçekleşti. Bu, uzmanca gerçekleştirilen bir saldırıydı. Önce bir araba kontrol noktasında patlatılıyor. Araba ile intihar saldırısı gerçekleştikten sonra Nusra üyeleri ile halktan bazı kişilerde toplanmaya başlıyor. O sırada ikinci bir araba ile toplanan kalabalığın içinde bir patlama  daha oluyor.
Nusra kaynakları son dönemlerde Halep çevresindeki Nubul Zehra köylerine yönelik saldırılar başlattıkları için IŞİD tarafından vurulduklarını yazdı. Böylelikle bölgede çok fazla güçleri olmamasına rağmen yeniden Halep çevresinde IŞİD de görülmeye başladı. Bununla aslında Türkiye'nin IŞİD ile Nusra’ya ayrı ayrı aynı görevi verdiği ortaya çıkıyor. Ayrıca her ne kadar son Antep toplantısında IŞİD yer almasa da orada alınan kararlara kendisinin de üstten görevlendirmelerle dahil edildiğini gösteriyor. Hedef, De Mistura’nın Halep ve çevresi için ürettiği savaşsız bir alan yaratma planını boşa çıkarmaktı.
Ancak bu planın tamamının yine Kürtler üzerine başlatılacak saldırılarla boşa çıkarılması gerektiği de kararlar arasındaydı. Aynı kontrol noktasının iki kez intihar saldırısına maruz kalması da bunu kanıtlıyor.
Yaşananlar, Türkiye’nin Rojava, Suriye ve özellikle de Halep çevresini kirli elleriyle karıştırdığını gösteriyor. Türkiye'nin karıştırdığı yerlerde insanların akan kanıyla elleri, aşları, siyasetleri, iktidarları giderek daha çok kirleniyor. Bunu görmüyor değiller. Ama masum insanların kanından beslendikleri için bu kanın daha fazla akmasına neden oluyorlar. Bununla kendi iktidarlarını pekiştireceklerini sanıyorlar. Oysa kendi sonlarını da hazırladıklarını biliyorlar.
Son saldırılarla aslında Şam Cephesi ile Nusra cephesinde de bazı tartışmalar başlamış durumda. Bu tartışmalar arasında Türkiye’nin son Antep toplantısı ile Nusra’nın önüne koyduğu görevlerin yerine getirilmesinde gecikme olmasından kaynaklı saldırıya maruz kaldığı yönünde görüşler de var. Ayrıca acaba bu, Nusra içinde Türkiye'ye daha yakın olan bir kanat tarafından mı yapıldı gibi görüşler de ileri sürülüyor. Hangi görüş doğru olursa olsun, Türkiye’nin bu grupları hangi amaçla kullandığı bilinen bir gerçek. En önemlisi de kendi çıkarları için bu grupları bazen birbirine, çoğu zaman da Kürtlere yani Rojava’ya saldırtması gerçeğidir.
Son intihar saldırıları önümüzdeki günlerde daha farklı saldırıların da olabileceğini gösteriyor. Ancak açığa çıkan bir gerçek var ki o da bu saldırılarda Türkiye’nin bilfiil elinin olduğu yönündeki görüşlerin tüm kesimler tarafından dillendirilmeye başlamış olmasıdır.
Tüm bunlar Türkiye’nin Halep çevresini karıştırmaya devam edeceğinin de işaretidir.