Asıl konumuzdan önce bir tesbit:

Erdoğan, Putin’in ayağına giderken, sadece domates, biber, portakal karşılığında öfkesini dindirmedi. Tazminat adıyla, dolar cinsinden bir ödeme de yapıldı. Rus gazına güzergah verildi. Rusya lehine, tatlı ihaleler sağlam kazığa bağlandı.

En önemlisi, Esad için can damarı olan Halep masaya yatırıldı. Türklerin, katil çetelere lojistik desteğini kesen anlaşma ile masadan kalkıldı. İsraille anlaşma ile Filistinlileri terk edenler, çeteleri de yüz üstü bırakmıştı.

Ama buna karşılık Erdoğan’a, Suriye sınırından içeri girip belli alanları işgal etme ve Kürtleri çembere alma imkanı verildi.

Halep’te yanan yenilgi bundan sonra geldi. Bir savaş satılmıştı.

Ama, çeteler "kurtarma lütfu" ile kandırıldı. Türkler onları satmamış görünmek için, kurtarma koridorunu göstermelik yaptılar. Çeteyi, Rojava Kürtlerine karşı kullanmak üzere, El Nusra’nın merkez karargahı İdlip’e yığdılar...

Bu tesbitten sonra, "insaniyet" oyununa gelirsek, Recep Tayyip Erdoğan, Halep’teki yenilgisi üzerine, "kan ha kan, bayrakları bayrak yapan da üstündeki kandır" diye haykırmaktan vazgeçiyor, cennet vaddetmeye ara veriyor, bir anda İsa Peygamber’in insalığın iyiliğine, güzelliğine adanmış Havarisi edasına bürünüyordu.

Çetelerden kurtarılmış Halep’in manzarasını, "insanlık dışı bir tablo" olarak önümüze koyuyor, ardından, orada acı çeken insanlara, iyiliğin çağrıcısı, vicdanın nidası, merhametin sesi olarak, yardım dileğinde bulunuyordu.

Öylesine insanıydı ki, gören, Kürt halkına rehine muamelesi çeken, Türk ordusuna Botan şehirlerine "vur" emri veren o değilmiş sanıyordu.

O yeni maskesiyle rollerine yeni roller ekleye dursun, Sarayına bağlı ve bağımlı olarak faaliyet gösteren ve yerlerini, olgun, dolgun gelirlerini koruma adına, rejimin utanmaz yüzü kesilen Türk medyasından bir bölüm de, önceki gün, "Ruhani’den skandal Halep mesajı" başlığıyla çıkıyordu, karşımıza...

"Skandal" Fransızca’dan çalınma bir deyimdi. Utanç verici büyük rezalet anlamına geliyordu. İnternet medyasında, "skandal" manşetinin altında, şu açıklayıcı cümle yazılıydı:

"İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Başer Esad’ı, Halep zaferi nedeniyle kutladı." 

Evet, Çöle yayılmış beş bin yıllık efsanevi Halep, savaş artığı, dev bir hayalet şehirdi. Şehrin ayakta kalabilmiş, ama toza, toprağa bulanmış gri iskeleti, barbarların başlattığı, uzun sürmüş bir istila savaşının utançla dolu sefaletini söylüyordu tarihe…

Bu da doğruydu. Ancak, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek gerekiyorsa eğer, yüzüne, skandal damgası yapıştırılacak kişi varsa eğer, o Esad ve onu kutlayan değildi.

Esad, İslamo-Faşist barbarlarla savaşmış ve onları yenmişti. Yenilenler ise Türkler, İslami terörü gerektiği yerde yüzlerini kapatan peçe, gerektiği yerde tehdit sopası olarak kullanan Suudilerle, Körfez şeyleriydi.

Suriye istilasında para, Suudilerle Körfez Şeyhlerinden, çetelerin barındırılıp eğitilmesi, beslenip silahlandırılarak sahaya salınması da Türklere aitti.

Onun için, parayla tutulmuş çeteler değil, yenilen bu savaş baronlarıydı. Türk medyası, bu nedenle utançla sıvalı yüzleri "skandal" sözüyle kapatıyordu.

Oysa, insanlığa karşı suç işleyenler, öncelikle kendi yüzlerine ayna tutmalı, kendi tarihlerine bakmalıydılar. Çünkü, bulundukları yer işgal toprakları, tarihleri de skandallar zinciri, mezarsız masumlar yatağıdır. Ermenilerin, Rum ve Süryanilerin kökleri kanıyor, o topraklarda.

Palavrasız gerçekçilikle, yüz yıllık bir geçmişleri var, onların. Kürtler, bu yüz yılın hem tanığı de de kırım seferberliklerinden geçmiş, yurtları işgale uğramış, talan, yangın yıkımlar görmüş mazlumlarıdır.

İrin bağlamış kanlı izlerinin derinliğini geçiyoruz. 15 yıllık AKP rejimi, baştan başa skandallar kumkumasıdır. Bu kumkumada Kürtlerin statüsü, iyiye belirsizdir. Ne rehine, ne esir, ne de köledir onlar. Irkçı akımın rüzgarı ne taraftan serse, tersine kelepçe altına alınan suçlulardır, onlar. Irkçı, şenlikte eziyet edilerek, milli ruh çarılan unsurlardır.

Bunu da geçelim. Çetelerin Halep’ten atılmasını sevinçle karşılanmasına skandal diyelere ithaftır:

Beş sene önce, tam bu zamanlar (28 Ocak 2011) çoğunluğu çocuk, 34 kişilik bir sınır taciri kafilesi, Roboskî dağlarında tasarlanıp planlanmış bir kararla, savaş uçaklarının yağdırdığı bombalarla paramparça edildi. Anneler, evlatlarının bedenlerinden parçaları kayalardan kazıyıp, koyunlarına soktular, yüreklerine bastırdılar.

Halep manzarası ile bize "insanlık sevdalısı" numarası yapan Erdoğan, o zaman Başbakandı. Katliamın hemen ertesi gün, üstünden, ağzı, gözü, vicdanından taşıyan insaniyetiyle, ordusunun zaferini kutluyordu.

Roboskî, Mafya tarihinde bile benzeri olmayan bir cinayetin adıydı. Ama devlet adına yüze sıvazlanan skandalının eveliyatı da vardı:

2006 yılında, "insanlarımızı öldürmeyin" diyerek sokağa çıkan Kürtleri, "kadın da olsa çocuk da olsa" diye tehdit ediyor, sonra vur emri veriyor, ertesi gün çoğu çocuk 12 ölü toplanıyordu.

Bunu da geçelim: Bir kaç ay önce, Kürdistan’ın Botan bölgesi şehirlerini ve Diyarbakır Surlarının içini kuşatıp bombaya tuttular. Aylar süren muhasarada, rehine insanlar katledildi. İnsanların boşaltılması için aracılar, ricacılar seferber oldu. Ama insani seslere sağır kaldılar.

Oysa Esad, katillerin de silahlarını bırakıp gitmesine izin verdi.

Botan şehirlerinde, yüzlerce kişi katledildi. Bebekler, kadınlar nişangah olarak Bodrumlara sığınmış lise ve üniversite öğrencileri diri diri yakıldılar. Bazı ailelere evlatlarından arta kalan diye bir avuç yangın artığı verildi.

Bu yer yüzünü kirleten skandallardan bir başkasıydı. Erdoğan, skandalı zafer şenliği olarak kutluyor, ordusunu ziyarete gidiyordu.

Ne diyeyim, buyrun bunların insanlığından alın demekten başka…