Halepçe katliamı, sömürgeci devletlerin Kürt halkına uyguladığı katliamlardan sadece biri. Anne-babalarının kucağında dünyayı henüz tanımaya başlayan çocukların, sokaklarda-kapıların eşiğinde can vermiş insanların fotoğrafları, Kürt halkının hafızasında hala canlı bir şekilde yer alıyor. Halepçe, kitaplar, şarkılar ve şiirlere konu oldu. Katliamı beyaz perdeye taşıyan film ve belgeseller yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Bunlardan biri de Ferat Ayebe’nin yönetmenliğini yaptığı „Lorîna Kewên Mirî“ (Ölü Kekliklerin Ninnisi) adlı kısa film. Film, 7. Sinemardin Film Festivali’nde ilk onda yarıştı. Ayrıca 2. Kral Midas Eskişehir Uluslararası Film Festivali’nde de 3 dalda ödüle aday.
Film düşüncesi, Ayebe’nin 2008 yılında yayımlanan Canbezar isimli öykü kitabında yer alan „Prenses Değildin Pamuktun Sadece“ adlı öykünün senaryosunu yazmasıyla ortaya çıkıyor. Ayebe, belirli bir hazırlık süreci sonrası kardeşi Serhat ile filmi çekmeye karar verir.

Halkın acısı kendi dilinde anlatılmalı
Ayebe, çekim aşamasında birçok zorlukla karşılaştıklarını da ifade ediyor. İnsanları proje konusunda ikna edip destek almanın zorluklarına dikkat çeken Ayebe, şunları belirtiyor: „Popülizmin gölgesine sığınmayan, toplumsal ve bireysel farkındalık yaratan, lince uğrayan halkların acısını kendi dilinde anlatan, sırtını herhangi bir sermayeye dayamayan eserler ve o eseri yaratanlar maalesef ‘ayrık otu’ ilan ediliyor. Size vatan diye dayatılan topraklarda ‘öksüz’ büyümek en büyük zorluktur. Ama en önemlisi bunun zorlanmasıyla ortaya çıkan umuttur. Bizim umudumuz yine de birilerinin bizim ve bizim gibiler için çıkıp maddi, manevi destek sunmasıdır.“

Trajediyi anlatamadık
Ayebe’nin Halepçe ile sinemaya adım atması da tesadüf değil. Katliamı „insanlık namına Halepçe yalnızca Kürt tarihine değil dünya tarihine çalınan bir kara lekedir“ şeklinde tanımlayan Ayebe, „Bu kadar trajediyi yaşamasına rağmen Kürtler hem nitelik hem nicelik olarak kendine yapılanı anlatmada yetersizdir. O yüzden evrensel bir dille, yaşadığımız ve halen yaşamakta olduğumuz trajedileri edebiyatın, müziğin, sinemanın, tiyatronun vs. konusu yapmak ilk etapta bizim gibi travmalı bir halkın sanatçılarının boynunun borcudur“ diyor.

‘Elveda mavi gökyüzü’

“Lorîna Kewên Mirî” filmi, Halepçe katliamından kurtulan genç bir kadını anlatıyor. Yaşadıklarını unutamayan genç kadın, bir gece Pink Floyd’un „Goodbye blu sky“ şarkısıyla uykuya dalar: „...Açık mavi gökyüzü altında / Gördünüz mü korkmuş insanları / Duydunuz mu düşen bombaları / Alevlerin hepsi çoktan yok oldu / Fakat acı kolay geçmiyor / Elveda mavi gökyüzü...“
Şarkıda da denildiği gibi genç kadın için de geçmemiştir yaşadıklarının acısı. Bu nedenle her akşam uykuya daldığında yeniden yaşar Halepçe’yi. Gerçek, her akşam rüyalarında yinelenir: Gökyüzünden atılan bombalar, ailesiyle yaşadığı korkunç anlar, damdan serbest bıraktığı kekliklerin cansız bedenlerinin düşüşü... Sabah uyandığında ise, rüyasını yazmaya başlar.

Toplumsal hafızanın destanı
Filmin adıyla birlikte içeriğinde toprağa düşen ölü keklik metaforu dikkat çekiyor. Ayebe, bu konuya ilişkin şunları belirtiyor: „Keklik bence Kürtlerde gündelik hayatın acılı pratiğinde gerçekle yüzleşme metafordur. Keklik kadim bir toplumsal hafızanın destansı hayvanıdır. Keklik vahşi duygularımızı evcilleştirmek için çıktığımız bir av ritüeli, keklik masum ölülerimizin sessiz ninnisi... Ben bu kadar neden söyleyeyim içinden siz birini seçin.“

Roboskî unutulmayacak

Halepçe gibi katliamların bugün de yaşandığına dikkat çeken Ayebe, örnek olarak Roboskî’yi gösteriyor. „Yıllardır Kürt coğrafyasında kaçak dolaşan devletlerin katliamcı geçmişinden zaten bellidir. Kürtlere, Ermenilere, Alevilere ve sosyalistlere karşı işlenmiş hiçbir katliam bırakın aydınlatılmayı üzeri örtülmüştür“ ifadelerini kullan Ayebe, şöyle devam ediyor: „Buna benzer bir katliam 33 masum köylünün kurşuna dizilmesiyle olmuştu. Ve büyük şair Ahmed Arif kaleme aldığı 33 kurşun şiirinde ‘Vurulmuşum dağların kuytuluk bir boğazında/ vakitlerden bir sabah namazında/ yatarım, kanlı, upuzun…’ dizeleriyle olayı lirik ve çarpıcı bir anlatımla yansıtmış, acıya ve yapılan hukuksuzluğa bir nevi tercüman olmuştu. Bu halkın sanatçılarının Roboskî katliamına da seyirci kalmayıp, o masum insanların sesi olacaklarına, o insanların acılarının geniş kitlelerce paylaşılmasına vesile olacaklarına yürekten inanıyorum.“

Ayebe’nin ilk filmi

Ferat Ayebe, 1981 yılında Mêrdîn’in Dêrika Çiyayê Mazî ilçesinde doğdu. Anadolu Üniversitesi önlisans turizm ve otelcilik bölümünü yine aynı üniversitenin işletme bölümünü bitirdi. 2008 yılında Veng yayınlarından “Canbezar” isimli öykü kitabı yayınlandı. “Lorîna Kewên Mirî” senaryosunu yazıp yönettiği ilk kısa metraj film çalışmasıdır. Ayebe, sinema yolculuğuna kısa filmler çekerek devam etmek istediğini dile getiriyor. 


DENİZ BİLGİN