
Türkiye’de 92 yıllık Cumhuriyet, mevcut haliyle ömrünü doldurmuş ve artık toplumsal gerçekliği kaldıramaz, taşıyamaz durumda. Eğer toplumsal gerçekliğin gereksinimlerini karşılayacak ve tüm toplumsal renkliliğin kendisini huzur içinde hissedeceği bir yeniden yapılanma süreci gelişmezse, her inanç ve kimlikten Türkiye halklarını daha yıkıcı ve acılı günlerin beklediğini belirtmek abartılı bir iddia olmaz. Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye halklarını Ortadoğu’daki gerici despotik rejimlerdeki gibi hak, özgürlük, eşitlik ve demokrasiden mahrum, şiddet ve acının günlük yaşamda olağan hale geldiği bir gerçeklikle yüz yüze bıraktı. Devlet sistemi çöktü, toplumsal bağlar zayıfladı, toplumun bir kesimi diğer kesimine karşı düşman psikolojisiyle konumlandırıldı, halkların 92 yıldır çözülememiş sorunları daha da derinleştirildi.
7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimler, bu gidişe dair uyarı niteliğinde sonuçlar ortaya koydu. Parlamento seçimlerinde halk, tüm toplumsal sorun ve talepler karşısında ciddi bir çıkmazı ve çözümsüzlüğü yaşayan Cumhuriyet rejimini bir diktatörlükle taçlandırmak isteyen Erdoğan’a oldukça net bir şekilde “dur” dedi. AKP yüzde 9 oranında oy kaybederken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yüzde 25 ile yerinde saydı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oylarını artırıp yüzde 16’yı aşsa da, seçimin gerçek galibi şüphesiz Türkiye’deki tüm toplumsal renkliliği bünyesinde barındıran Halkların Demokratik Partisi (HDP) oldu. Son güne kadar hakkında, yüzde 10’luk seçim barajını aşıp aşamayacağı tartışması yürütülen HDP, aldığı 6 milyondan fazla oyla, Kürdü, Türkü, Ermenisi, Alevisi, Sünnisi, Hıristiyanı ve Êzîdîsiyle Türkiye’deki halklar gerçekliğini parlamentoya taşıdı.
HDP’yle halklar arası önyargılar kırılıyor
7 Haziran seçiminin sonuçları, tüm dünyanın yüz çevirdiği Erdoğan ve yalnızca onun şahsi ’sultanlık’ ihtirasları için çalışan AKP’ye Türkiye halklarının da yüz çevirmeye başladığını gösterdi. Batı kentlerinde yüzde 6-10 oranında oy kaybeden AKP, Kürt kentlerinde ise adeta süpürüldü. AKP, 23 Kürt kentinde yüzde 52’den yüzde 34’e geriledi. Onu aşkın Kürt kentinde yüzde 10’larda seyretti. Diğer düzen partileri gibi, Alevisi, Sünnisi ve Êzîdîsi tüm Kürtler nezdinde hükmünü yitirdi ve bugüne kadar hep tekrarlayageldiği “Kürtlerin temsilcisiyim” safsatası da çıplak bir yalan olarak yüzüne çarpıldı.
Sadece Kürt kentlerinde değil, HDP’nin Türkiye’nin batısında aldığı oylar da gösterdi ki, diğer Türkiye halkları da artık Kürtlerin ve HDP’de temsilini bulan Alevi ve diğer inanç topluluklarının haklarını özgürce yaşamaları gerektiğini düşünüyor ve Kürt sorununun artık ertelenmeden, çözümünü istiyor. HDP’nin parlamentoya güçlü temsiliyetle girmesi, Türkiye’de bu güne kadar tekçi politikaların milliyetçilik ve ırkçılıkla zehirlediği toplumu da normalleşme sürecine sokacaktır. HDP’ye verilen destekte de ifadesini bulan bu normalleşme sinyalleri gösteriyor ki genel olarak Türkiye toplumu, özellikle egemen kimlik olan Türkler, Kürtler ve diğer etnik kesimlerin topluluk olmaktan kaynaklı doğal haklarını kullanmasına engel değil. Süreç, HDP’nin eşitlikçi, özgürlükçü paradigmasının etkisinde gelişirse, Türkiye’deki Kürt, Türk, Ermeni, Arap, Çerkes ve diğer tüm etnik topluluklar arası ilişkilerde de bir normalleşmeyi ortaya çıkaracak potansiyel barındırıyor.
Diasporada umutlar HDP’de buluştu
Bilindiği gibi; yurtdışında yaşayan 2.8 milyon seçmen için de konsolosluklara seçim sandıkları kuruldu. Türkiye’de Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP’de buluşan toplumsal kesimler aynı birlikteliği Avrupa başta olmak üzere yurtdışında yürütülen seçim hazırlıklarında da sergiledi. Kürt ve Alevi dernekleri ile diğer sol, sosyalist göçmen kuruluşların yürüttükleri seçim çalışmalarına Asuri-Süryani ve Ermeni kuruluşları da destek verdi. Yani 92 yıllık tekçi Cumhuriyet’in inkar ve imha politikalarının mağduru tüm toplumsal kesimler, yeni bir hayat ve ortak bir toplumsal sözleşmenin zeminini güçlendirmek için heyecanlarını HDP’nin seçim kampanyasına kattı. Ortaya çıkan sonuçların etkinliği bir tarafa, diasporada yaşayan Türkiyeli halkların bu birlikteliği ciddi bir sinerji yarattı ve bu toplulukları birbirine daha fazla yakınlaştırdı.
Yurtdışında kullanılan oy sayısı 1 milyon 40 bin (yüzde 37) olarak gerçekleşti. Bu oran cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 8,3 idi. Seçmen kayıtlardaki sorunlar, sandığın kurulduğu konsolosluklara uzaklık, önemli bir seçmen kitlesinin siyasi ilticacı olmasından dolayı gerekli evraklara sahip olmaması veya konsolosluğa gitmekten çekinmesi ve daha farklı etkenler bu oranın beklenen düzeyde gelişmemesinde etkili oldu. Ancak yurtdışındaki seçim çalışmasının en renklisini yürüten ve bir çok ülkede birinci parti olan HDP, birkaç ülke hariç, diğer ülkelerde ikinci parti düzeyinde kaldı. Genel olarak HDP yurtdışı oylarda ikinci parti oldu; oy kullanan yurtdışı seçmenlerin 211 binden fazlası (yaklaşık yüzde 21) HDP’yi tercih etti.
AKP (Erdoğan) - DAİŞ ortaklığını dünya gördü
Bilindiği gibi Erdoğan öncülüğündeki AKP, dışarda DAİŞ (IŞİD) ve El Nusra’ya verdiği destekle Selefizmin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesinde büyük pay sahibi olurken, Türkiye’de de aynı kafayla yürüttüğü şekilci İslamcı politikalarla Alevi, Êzîdî, Hıristiyan ve diğer inanç gruplarını ciddi tehdit ve korku altında bıraktı. Topluma zorla şekilci bir dincilik elbisesi giydirilmeye çalışıldı ki bu, seküler yaşam tarzını içselleştirmiş ve inancını kendi doğallığında yaşamak isteyen Müslüman kesimleri de rahatsız etti.
AKP’nin bu politikaları seçimin hemen sonrasında açıklanan Avrupa Birliği 2014 Türkiye ilerleme raporuna yansıdı ve hükümete “topluma zorla din dayatmaktan vazgeç“ uyarısında bulunuldu. Hakeza, AKP’nin Suriye’de DAİŞ ve El Nusra’ya desteğini, G7 zirvesinde ABD Başkanı Barack Obama da açıktan eleştirdi ve Türkiye’nin cihadist militanların Suriye’ye geçişini engelleme konusunda yeterli çabayı sergilemediği ilk kez açıktan dile getirildi.
Nitekim, Kürt güçlerin (YPG/YPJ) Rojava’da DAİŞ’e vurduğu darbeler ve Girê Sipî’yi (Tel Abyad) DAİŞ’ten kurtarması Recep Tayyip Erdoğan’ı oldukça kızdırdı ki, DAİŞ’e vurulan darbelerin ’Türkmen ve Araplar’a vurulduğu yalanını ileri sürerek, Türkmenleri yine manipüle etti. Erdoğan’ın Suriye’deki derdinin rejimden ziyade bizzat Kürtlerin kazanımları olduğu ve bunu engellemek için orayı karıştırmaya devam edeceği artık gizlenemez bir hal aldı. Yeni parlamento bileşimi ve güçlü bir HDP’nin varlığı bunu engelleyebilir mi; önümüzdeki günlerde bunun işaretleri ortaya çıkacaktır.
Aleviler şimdi daha fazla özgüvene sahip
HDP hem çürümüş rejimin son temsilcisi aktörleri tarafından halkların özgür ve eşit geleceğine yeni prangaların vurulmasını engelledi hem de barışçıl ve özgür bir geleceğin umudunu daha da büyüttü. HDP, eşit, adil ve özgürlükçü bir gelecek vaadinin yanısıra, ülkeyi ve halkların geleceğini karanlığa gömme üzerine kurulu, Recep Tayyip Erdoğan’ın sultanlık idealleriyle yaşamsallaştırılmaya çalışılan tek adam diktatörlüğüne de fırsat vermeyerek, tarihi rol oynadı. HDP’nin başarısı sayesinde, Tayyip Erdoğan, bölgede ilişki kurabildiği tek rejim olan Suudi Arabistan gibi bir gerici rejimi Türkiye’de de kurma rüyasını gerçekleştiremedi. Kendisini sadece Erdoğan’ın bu rüyasına şartlandırmış olan AKP de HDP’nin seçim barajını geçmesi sonucu tek başına iktidar olma şansını kaybetti. Aynı şekilde, Türkiye halkları Erdoğan ve avenesi tarafından her gün tehdit edilmekten bir nebze de olsa kurtuldu.
HDP’nin seçim öncesinde yürüttüğü kampanyayla diyanet kurumunun tüm sahtekarlıklarını ve iktidarların toplumu disipline etme maşası olma gerçekliğini deşifre etmesi, Alevilere ve baskı altındaki diğer inanç gruplarına güven verdi.
Dini, devletin bütün kurumlarını harekete geçirerek topluma dayatan AKP’nin gerilemesi ve HDP ile tüm toplumsal renkliliğin temsile kavuşması, Türkiye’de farklı inanç gruplarının birbirlerine yönelik ön yargılarının kırılmasını da beraberinde getirecektir. Alevilerin Sünnilere, Sünnilerin de Alevilere bakışının değişime uğrayacağı ve sorunun din ve inançların özgünlüklerinde değil, devlet ve iktidar aygıtının aklından kaynaklandığı daha net görülmeye başlanacak ve toplumsal kaynaşma gelişecektir.
HDP’den seçilen Alevi temsilciler, zaten HDP programına da yedirilmiş olan Alevilerin hakları ve taleplerini parlamentoda birinci ağızdan dillendirecek ve Alevi toplumsallığı üzerindeki korku perdesi de yırtılacaktır. Yani Aleviler, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, kendi inanç kimliklerinden dolayı artık korkup çekinmeden toplumsal yaşamda ve kamusal temsiliyette özgürce yer alacaklardır.
HDP herkesi demokrasiye zorluyor
Üzerindeki baskı ve egemenlikçi politikalarla kamusal yaşamın dışında tutulmaya çalışılan kadın ile sömürü mağduru emekçi kesimler ve doğa savunucuları da HDP ile parlamentoda temsiliyete kavuştu, kendi iradelerini diğer toplumsal kesimlerle ortaklaştırdı. 32 kadın parlamenter ile HDP’de yüzde 40’lık bir temsiliyete kavuşan kadınlar, eril iktidarcı zihniyetin geriletilmesinde büyük rol oynayacaktır. Toplumsal yaşamda kadın renginin etkin kılınmasıyla, yaşam herkes için daha eşit ve daha özgür olacaktır. HDP’nin gerek Kürt ve Alevi sorunlarının çözümü gerekse de kadın ve ekoloji konularındaki perspektifleri seçim öncesinde de diğer siyasi partileri etkilemiş, hepsi HDP’nin pratiğine göre tavır almak durumunda kalmışlardı. Diğer düzen partilerine göre farklı paradigmasıyla ilgi odağı olan ve çürümüş düzene karşı tek muhalif toplumsal güç işlevini çoktan omuzlamış olan HDP, bundan sonra da özellikle yeni anayasa ve halkların özgünlüklerini özgürce ifade edebildiği bir demokratik rejimin geliştirilmesine katkı sunacaktır.
Halkların geleceği kendi ellerinde
Kürt Özgürlük Hareketi’nin demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmasıyla Rojava ve Şengal’de yaşamsallaştırılmaya çalışılan demokratik konseptin Türkiye’de de HDP ile yaşamsallaşması, bölgeyi bugünkü ölümcül kaostan kurtaracak biricik seçenek durumundadır. 7 Haziran genel seçimi de barışçıl bir geleceğin koşullarını ortaya çıkarmıştır. HDP’nin parlamenter bileşimi, 1920 yılında toplanan Türkiye’nin ilk ’kurucu meclisi’ niteliğindedir. Tüm toplumsal kesimlerden temsilcilerin içinde yer aldığı bu bileşimin, toplumsal gerçekliğe göre şekil alması gereken özgürlükçü bir anayasanın oluşmasında da belirgin etkisi olacaktır.
Bakalım, Erdoğan ve AKP’de somutlaşan haliyle, halkları kaosa sürükleyen akıl mı üstün gelecek, yoksa toplumsal özgünlüklerin özgür birliği temelinde temsile kavuşacağı yeni bir Türkiye yaklaşımı mı ağır basacak? Şüphesiz, özgürlükçü seçenek halkların tercihi olacaktır ama bu kendiliğinden gelişmeyecek veya herhangi bir güç tarafından lütuf olarak sunulmayacaktır. O halde; her etnik ve inanç kimliğinden Türkiye halkları eşitlikçi, özgürlükçü ve adil bir rejimin inşası için iradesini ortaya koymalı ve iradelerini HDP’de ortaklaştırmaya devam etmelidirler.