Almanya Gündemi


1994 yılı, Almanya’da yaşayan örgütlü Kürtler için kriminalizasyonun yeni bir aşamaya ulaştığı sene olarak belleklere yazıldı. 26 Kasım 1993’teki – PKK’nin kuruluş yıldönümünden tam bir gün önce – ilan edilen parti yasağı ile birlikte birçok yasal dernek de kapatılmıştı. Çok sayıda yurtsever tutuklanmıştı, yüzlercesine karşı soruşturma yürütülüyordu. Kürtler, güvende olacaklarını düşünerek sığındıkları Almanya’da bir başka çeşit devlet baskısı ile karşı karşıyaydılar.
Newroz’u isyan ruhuyla kutlamaya cesaret ettikleri için gelmek zorunda kaldıkları Almanya’da Kürdün direniş bayramını rahatça kutlayabileceklerini sanmışlardı. Oysa devletin hesabı farklıydı. 1994 yılında Almanya’daki Newroz kutlamaları yasaklandı. Yine operasyonlar yapıldı, 500’den fazla Kürt gözaltına alındı. Bir gün sonra Ronahî ve Bêrîvan bedenlerini Newroz ateşine vererek tavır gösterdi. Cenaze töreninin yapılmaması için ellerinden geleni yapıyor Alman ‘güvenlik’ makamları. Bu arada Kürdistan’da köyler Almanya’nın verdiği silah ve panzerlerle yıkılmaya devam ediyor.
İşte böyle bir ortamda 16 yaşındaki mülteci Halim Dener, Almanya’da ERNK afişlerini asarken bir polis tarafından vurularak öldürülüyor. Polis Klaus T., Özel Operasyonlar Birliği’ne üye. Oldukça yakın, birkaç santimlik mesafeden ateş ediyor. Sonradan, birkaç metre uzaktan, ‘kazayla’ ateş ettiği raporlara yazılacaktı. Oysa kullandığı silah, ateşlenmek için güç gerektirenlerdendi.
Hannover Eyalet Mahkemesi Klaus T.’yi, 1997 yılında ihmal suretiyle öldürme suçundan beraat ettirdi. Mahkeme kararında, “Zanlı olağanüstü bir durumda stres altında istemeden ateş etmiştir” denildi. Olaydan daha bir ay önce iltica eden Halim ile boğuşurken silahını düşürmüş. Silahı kaldırırken kendiliğinden ateş etmiş. Hikaye böyle. Kürtler, bu hikayeye hiçbir zaman inanmadı. Zira Klaus T., ilk ifadesinde de afişleme yapan gençleri gördüğünde, aklından “sadece bir düzen bozuculuk ya da bir mal tahribatı geçmediğini”, bundan ziyade “yasaklı PKK’nin desteklenmesine dönük bir suç işlendiği” şüphesine kapıldığını dile getirmişti. Yani, 20 Kürt siyasetçinin tutuklandığı 1988 yılından itibaren adım adım siyasiler ve medya tarafından inşa edilen ‘terörist Kürtler, cani PKK’liler’ algısı hem Halim’in ölümüne, hem de mahkeme sürecinde mağdur ile sanığın birbiriyle karıştırılmasına yol açmıştı. Zira sanık olan polis Klaus T. İfadesini cebinde silahla verdiğinde, mahkeme salonunun etrafında Kürtlerin oluşturduğu ‘tehdide’ karşı binlerce polis konuşlandırılmıştı. Polis bir Kürdü değil de, Kürtler bir polisi vurmuş gibi...
Beraat ettikten sonra uzunca bir süre meslektaşlarınca korunan Klaus T.’nin adı, geçtiğimiz günlerde Frankfurter Rundschau gazetesinde çıkan bir haberde geçti. Stefan Behr imzalı haber Frankfurt eski Emniyet Müdürü Sabine Thurau’nun yalan ifade vermekten yargılandığı davayla ilgili. Resmi suçlama böyle. Ancak davanın ilerleyen duruşmalarında son yıllarda Frankfurt Emniyeti’nde ne dolapların döndüğü, nasıl bir entrika ve amigo düzeninin kurulduğu, nasıl iktidar kavgaların verildiği açığa çıkmaya başladı.
İşte geçen haftaki duruşmada ifade veren Hessen eyaleti eski Başsavcı Hans Christoph Schaefer, meğer Klaus T.’nin kayınpederinin en iyi arkadaşı. Ve meğer mahkemeden sonra Halim’i vuran polisi Hannover’den Frankfurt’a getirten de – emniyet, bakanlık ve savcılıkta gayet iyi ilişkilere sahip olan ve bunları kullanmasını da bilen – Schaefer imiş. Daha sonra Klaus T. – artık farklı bir isim kullanıyor – Brezilya’daki iş gezisi esnasında kuralların dışına çıkarak başına bela aldığında yine kayınpederinin arkadaşı devreye girecekti.
İnsan düşünmeden edemiyor: Klaus T., yargılandığı zaman da Başsavcı dostundan yardım almış olabilir mi? Halim’i kasten vurduğuna dair işaretler güçlü iken beraat etmesinin sebebi bu olabilir mi? Bence NSU Davası bağlamında Alman emniyet ve istihbarat birimleri hakkında öğrendiklerimiz dikkate alındığında çok da düşük bir ihtimal değil...