Halkımızdan özür diliyorum!

Forum Haberleri —

18 Ekim 2020 Pazar - 21:21

  • Öğrendiğim her şeyi bu halkın yarattığı kurumlarda öğrendim. Bu yanılgı elbette büyük akıl ve vicdan muhasebesi yapmamı da gerektirdi. Bunu yapmaya çalıştım.

MURAT BATGİ

1992’de kurucuları arasında olduğum Teatra Jiyana Nû’nun “Berû” adlı oyununun İstanbul emniyeti ve valiliğince yasaklanması sürpriz olmadı. Çünkü, Kürt’ün diline, kültürüne, şarkısına tahammül edemeyen, karşı olan bu sistem aslında sadece renk değiştirdi. Kürt’e karşı yekvücut olan sistem kendi varlığını Kürt’ün yokluğu üzerine inşaa etmişse karakteri gereği bunu yapar. Her şey o kadar aynı ki, yasaklama gerekçesi de tıpa tıp aynı. 1992-1993 te “Rojbaş” , “Mirin û Jiyan” , “Ta/ Sê Ewrên Dûr” gibi oyunların oynanması için çeşitli şehirlerde çeşitli salonlara başvurduk. Çeşitli festivallere başvurduk ve hepsinde yine oyuna birkaç saat kala yasaklama gerekçesi, bugün gösterilen kaymakamlık gerekçesinin, cümlesi cümlesine aynı olduğunu söylemek zorundayım. Hatta bazen oyuna 5 dakika kala, seyirciler içeri alındıktan sonra bile yasaklanıp izleyiciler salondan çıkarılmıştı. En ilginci tabii Mersin'de 1997'de oynadığımız “Rojbaş” oyununda polisin salonu basıp oyun esnasında bizi sahneden indirmesi ve mahkemeye oyun kostümlerimizle çıkmış olmamızdı.
Peki bu sistemin dönem dönem yumuşamış, senin kimliğini tanıyor gibi görünmesinin sebebi ne? Bugün çok daha açık görüyoruz ki sistem senin politik direncini, ulusal ve toplumsal direnişini kırmak, geriletmek için gerektiğinde senin dilini bile kirli politikalarının malzemesi haline getirebiliyor. 2010 yılında TRT 6 projesi tam da öyle bir projeydi. Bir çok sanatçı gibi ben de bu durumu o dönem okuyamadım ve asla ve asla onlar gibi düşünmesem de bu projede şu veya bu şekilde hizmet eder duruma düştüm. Maalesef niyetlerimizin iyi olması, sistemin oluşturmaya çalıştığı bu aygıta hizmet ediyor olmamızı değiştirmiyordu. Bugün samimiyetle düşündüğümde yanılmamdaki temel sebebin ulus-ideoloji ilişkisini kuramamak olduğunu algılıyorum. “Kürt olsun çamurdan olsun”, “Kürtçe olması yeterli” gibi çok bilinen klişelerin ardına sığındık. Tam da yanıldığım nokta buydu. Elbette ben bir Kürt sanatçısı ve yazarıysam Kürtçe oynamalı, yazmalıydım. Ulusları, dilleri ve kültürleri yaşatır geliştirir ama onları politik bir güce kavuşturan, adı devlet ya da herneyse olmasını sağlayan şey tam da ideolojilerdir. Avrupalıların imparatorluklardan kopup ulus devlet olmalarında daha çok Fransızca ve ya Almanca, İngilizce yazmak değil Fransız devriminin etkisi vardır. Ortadoğu’da İranlılar halk olmayı, ulus olmayı Şiilik üzerine inşa ettiler. 22 Arap devleti bunu temel olarak Selefilik üzerine inşaa ettiler. Türkler bu konuda daha çok Sunni geleneği kullanıp inkarı bir ideoljik-politik duruş haline getirdiler.
Peki ya Kürtler? İşte tam burada Özgürlük Hareketini özgün kılan, güçlü kılan şey ideoloj-ulus ilişkisinden hiç taviz vermiyor olması. Bir çok kez sadece ulusal düşünülmesi gerektiği telkin edildi Özgürlük Hareketi'ne. Ama o ideolojisiz bir ulusun Ortadoğu cehenneminde yaşayamayacağını çok iyi biliyordu. Elbette kastettiğim şey 20. yüzyılın bilinen ideolojilerinin aynen uygulanması değildir. Bu konuda bütün dünyanın hayranlıkla izlediği bir Rojava pratiği duruyor önümüzde.
10 yıl önce TRT'ye dair içine düştüğüm bu yanılgılı yaklaşımdan dolayı elbette halkımıza karşı bir özür borcum olduğunu biliyorum. Çünkü öğrendiğim her şeyi bu halkın yarattığı kurumlarda öğendim. Bu yanılgı elbette büyük akıl ve vicdan muhasebesi yapmamı da gerektirdi. Bunu yapmaya çalıştım. Son beş yıldır, beni var eden, Murat Batgi olmamı sağlayan iki şeyi terkettim. Yazmayı ve sahneyi. Ama şimdi anlıyorum ki beni var eden şeyleri terketmek, dünyanın bir diğer tarafına savurulmak da vicdanınızı rahatlatmıyor ve halkınızın beklentilerini karşılamıyor. O zaman sizi var eden çizginin, doğrunun peşine düşmek ve onda ısrar etmek, en sevdiğiniz yoldaşlarınızın anılarını yaşatmak için yapabildiğinizi yapmaktır önemli olan. Halkının ihtiyaçlarını kendi öz ihtiyaçlarından daha önce düşünmek ve bu konuda üzerine düşeni yapmaktır. Daha fazla bilenmektir, daha büyük bir coşkuyu hissetmektir. Ancak bu şekilde sistemin bu inkar ve yasaklama politikasını geriletebilirsiniz. Bu vesile ile halkımızı ve yoldaşlarımı selamlıyor ve onlarla birlikte yürüme, halkımız için varsa yeteneklerimi gün yüzüne çıkarmam gerektiğine inanıyorum.

Bu yazıyı da bunun bir başlangıcı kabul etmeniz dileği ile…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.