‘Demokratik siyasetin yetkin kadro, medya, parti örgütlenmeleri, sivil toplum örgütleri, sürekli toplum eğitim çalışmaları ve propaganda gerektirdiği asla göz ardı edilemez. Toplumun tüm farklılıklarına saygılı yaklaşım, farklılık temelinde eşitlik ve uzlaşı gereği, tartışma üslubu kadar içeriği, siyasi cesaret, ahlaki öncelik, konulara ‘hakimiyet’, tarih ve güncellik bilinci, bütünsel-bilimsel yaklaşım, sonuç almada ve başarılı olmada demokratik siyasetin gerekli özellikleri olarak sıralanabilir.” (Abdullah Öcalan)

Devletçi uygarlık tarihi boyunca halklar ve birçok toplumsal kesim adına başkaları siyaset yapmıştır. Temsili siyasetler ortaya çıkmıştır. Ama ortaya çıkan hiçbir temsil, iddiası farklı olsa da aslına uymamıştır. Devlet eliyle yapılan veya sonucu devletleşmeye varan siyaset türlerinin halkı temsil etmediği ortaya çıkmıştır. O nedenle günümüz siyasetinde halkın doğrudan katılımı ve buna uygun rejimler tartışılmaktadır.
Toplum ve doğa kırım olarak nitelediğimiz tüm yönelimler devletçi, çıkar gruplarını esas alan temsili siyasetin kurumları ve sistemi eli ile yani devletçi siyaset tarafından yürütülmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de, toplumumuzu ve doğamızı yıkıma uğratan tüm uygulamalar devletçi siyasetin sağladığı meşruiyet ve rızaya dayandırılarak sürdürülmüş ve sürdürülmektedir. Hiçbir çağda olmadığı kadar derinleşen toplumsal ve ekolojik krizler en ileri demokratik siyaset olarak tanımlanan temsili demokrasi yoluyla, toplumun geleceği ve çıkarları ile hiçbir ilgisi bulunmayan bu hakim siyaset türü altında yaşanmaktadır.
İşte demokratik siyasetin tanımı, farkı ve işlevi de bu noktada belirginleşmektedir. Demokratik siyaseti, tam da burada bir kez daha tanımlamak gerekmektedir. Yürütülen toplum ve doğa kırımına karşı toplumun öz niteliklerini yeniden kazandıran; toplumun bilinç, örgütlülük ve tartışma düzeyi kazanabileceği zihniyet örgüsünü, alanları açığa çıkaran siyaset çalışmasına demokratik siyaset diyebiliriz. Demokratik siyaset büyük tahribata uğratılan ve yıkıma sürüklenen topluma kendine sahip çıkma, kendini koruma, konuşturma ve özgürlük temelinde geliştirme gücü kazandırmanın uğraşı, çabası ve sanatı oluyor.

Zihniyet çalışması olmaksızın demokratik siyaset yürütülemez

Kendi hayati ihtiyaçları, sorunları ve işleri üzerinde düşünebilen, tartışıp karara gidebilen ve bu doğrultuda eyleme geçebilen toplum, yaşanan toplum kırımı da doğa kırımı da durdurmanın tek çaresi ve çözümü olacaktır. Sürdürülen kültürel ve siyasal soykırım, tek tipleşme, farklılıkların silinmesi, yabancılaşma, kar ve iktidar tapıcılığı, ahlaki ilkeden kopuşun önüne ancak böyle geçilebilir. Özlediğimiz eşit ve özgür toplumsal şekillenme ancak böyle bir siyaset temelinde gelişebilir. Bunun dışında başka bir yol yoktur. Binyıllardır toplumsallaşmamızı yaratan, geliştiren ve güvence altına alan politik ve ahlaki özelliklerin güncellenmiş yeni yorumu olarak demokratik siyaset çalışması yürütülmeden, toplumlar bu temelde felçli durumlarını aşmadan, eşit ve özgür toplum bir ütopya olarak kalmaya devam edecektir.
Kendini toplum kurtarıcılığı üzerinden tanımlayan, bunu da bir devrimle devlet aygıtını ele geçirerek gerçekleştirebileceğini düşünen devrim ve devrimcilik anlayışı, reel sosyalizm pratiğinde ve ulusal kurtuluş mücadeleleri sonrası ortaya çıkan ülkelerde iflas etmiştir. Tarihi ilerlemeci, düz-çizgisel bir mercekten okuyan, sınıflaşmayı ilerleme sayan, devleti bir özgürlük aracı olarak gören bu yanıyla Fransız jakobenizminin derin izlerini taşıyan, aşırı iradeci, toplumu bir yap-boz tahtası gibi biçimlendirebileceğini düşünen, inşacı zihniyetten kurtulmuş siyaset özgür toplumsallığımız için zorunluluğumuzdur.
Arkasında derin bir zihniyet çalışması olmaksızın demokratik siyaset çalışması yürütülemez. Dolayısıyla demokratik siyasetin bir yanını, topluma öz bilinç kazandırmayı amaçlayan kurum ve kadrolarla geliştirilecek olan zihniyet çalışmaları oluşturmaktadır. Demokratik siyaset akademileri ve sosyal bilim merkezleri olarak da adlandırdığımız bu kurumlarda toplumun siyaset yeteneğinin ve gücünün açığa çıkarılması, bunun kadrolarının yaratılması son derece önemlidir. Demokratik siyaset, hakim siyasetin zihniyet yapılanmalarına dayalı olarak yürütülemez. Günümüzün okulları, araştırma kuruluşları, üniversiteleri, medyası halkın demokratik siyasetinin üretildiği, onun zihniyet çalışmasının yürütüldüğü yerler olarak değerlendirilemez. Bunlar hakim siyasete sıkı sıkıya bağlı, ona meşruiyet üreten kurumlar olarak demokratik siyasete kapalıdır.

Kendini savunma gücünün oluşturulması gerekir

Yine demokratik siyaseti halkın tartışma süreçlerine dayandırmadan, denetimine ve doğrudan katılımına açmadan yürütmek mümkün değildir. Bu anlamda bu süreçlerin yaşanabileceği örgütlülükler olarak siyasi partiler, komünler, meclisler, konseyler, sivil toplum kuruluşları, dernekler, sendikalar, oda-baro türü meslek örgütlenmeleri, halkın kültürel ve sosyal kurumları, dini mekanlar düşünülebilir. Sermaye ve iktidar tekelleri dışındaki tüm toplumsal kesimleri kapsayan yaygın, kendi aralarında koordineli bir örgütlülük demokratik siyaset çalışmasının en can alıcı konusunu oluşturmaktadır. Kendini devletleşmeye kapatmış, halkın doğrudan katılımına, tartışma ve kararlaşmasına dayandıran bu tür örgütlenmeler ne kadar yaygınlaşırsa toplum politik niteliğini o denli kazanabilir.
“Karar gücü öz savunma gücüyle pekişmeden kolay yürürlüğe konulamaz.”
Demokratik siyasetin böyle tabandan, toplumun doğrudan katılımına ve kararlaşmasına dayalı olarak geliştirilmesi başta devlet olmak üzere birçok iktidar ve sermaye gücünü harekete geçirecektir. Hakim sistemin iktidara ve kara endeksli geliştirdiği birey ve toplum gerçeği bile başlı başına bir tehdit ve tehlike olarak ortada durmaktadır. Dolayısıyla demokratik siyasetin bir de öz savunma perspektifi ve donanımının bulunması kendini savunma gücünün oluşturulmasını gerektirir. Demokratik siyaseti bir de bu yanıyla düşünmek ve anlamak, bunun gerektirdiği bilinç, örgütlülük ve donanımı yaratmak şarttır. Tüm hücrelerine kadar devlet ve arkasındaki iktidar aygıtlarının zoruna açık bir siyaset çalışmasının, sonuç alabileceği düşünülemez. Bu yanıyla demokratik siyaset çalışması ciddi bir direniş kültürü ve bilinci yanında bunun ifadelendirileceği öz savunma kurum ve araçlarıyla da donanmak durumundadır.
Demokratik siyaset denildiğinde zorunlu olarak gündeme gelen başka bir husus halkın eylemliliğidir. Tartışan, karar alan ve bunu uygulamaya geçirmeye yönelen her demokratik siyaset yapılanması halkın eylemliliği ile beslenmek zorundadır. Bu demokratik siyasetin olmazsa olmazıdır. Halkın eylemliliğinin olmadığı yerde demokrasi gelişemez, sadece tartışan ve karar alan fakat bunu demokratik eylemliliğiyle yaşama geçirme gücünü gösteremeyen bir toplum, ahlaki-politik özelliklerine ulaşamaz. Kendini bir irade olarak kabul ettiremez ve hakim sınıflar karşısında meşruiyetini sağlayamaz. Bu açıdan halkın demokratik eylem gücünün geliştirilmesi demokratik siyaset çalışmasının diğer önemli bir ayağını oluşturur.

Kadro Ortadoğu’nun direniş geleneğinden beslenecektir

Toplumsallığımızın ve doğamızın karşı karşıya kaldığı büyük saldırganlık karşısında, temel çıkışımızı başarıya taşıyacak direniş hattı, demokratik siyaset çalışmasıdır. Çerçevesini bu biçimde çizebileceğimiz demokratik siyaset çalışması elbette ki daha derinlikli ve ayrıntılı incelemelere ve örneklemelere ihtiyaç göstermektedir. Ortadoğu halklarının barış, demokrasi ve özgürlük ihtiyacına yanıt verebilecek tek seçenek olarak demokratik siyaset olgusu, daha çok tartışılacak ve üzerinde bir mürit gibi, ısrarla, inatla, bağlılıkla durularak geliştirilebilecektir. Tarihimizde çokça örneği bulunan bilgelik, ozanlık, evliyalık ve peygamberlik gerçeği bize ‘demokratik siyasetin kişiliğinin’ nasıl olması gerektiğine ilişkin çok değerli örnekler sunmaktadır. Yine halklarımızın direniş geleneği ihtiyacımız olan birçok şeyi içermesiyle yeniden okunmayı ve anlaşılmayı gerektirmektedir. Bu temelde ele alındığında ve yürütüldüğünde demokratik siyaset halklarımızın zihinsel, örgütsel, eylemsel iradesini zirveleştirmekle kalmayacak, itildiği kaos ortamının krizli durumunu aşma gücüne de ulaşabilecektir.
Bu noktada özerkliğin demokratik siyaset temelinde işlerlik kazanması olmazsa olmaz kabilinden ele alınırken, kendini klasik devletçi siyaset gerçeğinden belirgin çizgilerle ayırması zorunludur. Onun için de yurttaş meclisleri, kent meclisleri, mahalle, bölge, sokak meclisleri, komünler, kadın ve gençlik örgütlenmeleri, meslek kuruluşları, dini, etnik örgütlenmeler üzerinden geniş bir tartışma ve kararlaşma süreci ortaya çıkarmak şarttır. Meclisler meclisi olarak ortaya çıkacak özerk bölge meclisi böylece demokratik bir içeriğe kavuşabilir ve halkın demokratik iradesini temsil edebilir.
Demokratik Özerklik, bir siyasal mücadelenin sonucu gündeme gelmiştir. Bu mücadele sürecine damgasını vuran siyaset Kürt halkının en uzun süreli, en çağdaş, en örgütlü isyanı ile ortaya çıkarılmıştır. Bu anlamıyla Kürt halkının öz siyasetidir, bilimsel ve çağdaş olduğu kadar Kürt halkının öz gücüne dayanır ve öz yeterliliği esas alır. Kendisini demokratik uygarlığın mirasçısı olarak ele alan bu siyasetin amacı, politik-ahlaki toplumu başat kılmaktır. Bu anlamda çoğulcu, dayanışmacı, komünal ve demokratiktir. Cinsiyet özgürlükçü ve kendisini de bir parçası olarak gördüğü doğa yanlısıdır. Dolayısıyla yapısı ve işleyişi de bu içeriğiyle uyumlu olmak durumundadır. Temsili demokrasi bu özü gerçekleştirebilecek bir model değildir. Katılımcı demokrasi ilkeleri gereği hareket etmek ve doğrudan demokrasiyi hedeflemek durumundadır.

Temsili siyasetle çözüm üretilemez

Demokratik siyasetin amacını toplumun siyasete yabancılığının aşılması, toplumun zayıflatılan politik özelliğinin yeniden kazandırılması olarak tespit ettik. Bu amaçlanmaksızın toplumun siyasete çekilmesi, siyasette söz ve karar sahibi yapılmaksızın demokrasinin işlerlik kazanması; Ortadoğu ve Kürt halkının biriken sorunlarına çözüm getirilmesi mümkün olmayacaktır. Toplumun biriken sorunlarının aşılabilmesi artık temsili siyasetle mümkün değildir. Toplumun kendi adına söz ve karar süreçleri oluşturması, bunları kurumsallaştırması, politik niteliğini güçlendirerek gününü ve geleceğini ele alması gerekmektedir. Özerkliğin demokratik niteliği işte bu noktada anlam kazanmaktadır. Çok geniş bir halk örgütlülüğü, çok geniş bir sivil toplum yapılanması üzerinde yükseldiğinde ve toplumun tüm farklı seslerini içerdiğinde siyaset yapılanması demokratik olabilir.
Demokratik siyasetin farklı, geleneksel zihniyet kalıplarını aşan bir zihinsel arka plana ihtiyaç duyduğunu belirtmiştik. Bunun için halkın eğitim kurumlarını yaratmak kadar; demokratik tartışma, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, toplumun demokratik bir tartışma sürecine çekilmesi, bunun önündeki engellerin de kaldırılması gerekmektedir. Devletçi zihniyetin, devletçi yaklaşımın, hem devlet katında hem toplum nezdinde aşılabilmesi için böylesi bir tartışma sürecinin yaratılması şarttır. Halkın hakim bilgilendirme ve iletişim kanalları dışında bilgilenme ve tartışma, kendini eğitme imkanları yaratılmadan demokratik tartışma kültürü geliştirilemeyeceği gibi demokratik siyaset mekanizmalarına da işlerlik kazandırılamaz. Bu nedenle demokratik siyasetin öncelikli hedeflerinden biri de halkın siyaset yapabilir bir düzeye getirilmesi, bu temelde yaygın ve örgün eğitim kurumlarına kavuşturulmasıdır. Bu anlamda akademileşme büyük bir önem taşımaktadır. Güncel siyasetin üzerinde yükseleceği tarihsel perspektifin, demokrasinin ideolojik felsefi temellerinin, örgütsel yapılanmasının ve işleyişinin kavratılması, açığa çıkarılması demokratik siyasetin görevlerinden olmaktadır. Dolayısıyla Demokratik Özerkliğin siyasi yapılanması ve perspektifi bir de bu temelde ele alınmak durumundadır.

Halkın demokratik kültürüne ve bilincine güven esastır

Kürt halkı açısından otuz altı yıllık mücadele içinde belli bir siyasal düzey, ideolojik, politik bilinç ortaya çıkmış, önemli bir örgütsel deneyim yaratılmıştır. Bu anlamda sıfırdan başlanılmıyor. Mevcut birikim ve değerler doğru değerlendirildiğinde büyük ve tarihsel gelişmeler ortaya çıkarmak işten bile değildir. Bu noktada yaratılan birikime ve yaşanan tecrübeye güven esastır. Tersinden güvensiz bir yaklaşımla hareket etmek halkın yerine karar almayı, halkın yerine düşünmeyi bir biçimde temsili demokrasiyi doğrudan ve katılımcı demokrasinin yerine ikame etmeyi getirecektir. Önümüzdeki süreçte en fazla dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi bu olmaktadır. Demokratik Özerkliğin başarısı kesinlikle halkın politikaya çekilmesiyle, siyaset mekanizmalarını halkın kendisi için işletmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu olmaksızın Demokratik Özerkliğin yeni bir bürokratik mekanizma, halka yabancılaşan bir siyaset yapılanması ortaya çıkaracağı, rant kapısına dönüşeceği, gücünü yitireceği, halktan koparak yozlaşacağı açıktır.
Toplumun yönetilmesini değil toplumun kendi kendisini yönetmesini amaç edinen bir siyaset tarzının, demokratik siyaset tarzının bugünden yarına adım adım örülebilmesi, toplumda bunun hakim kılınabilmesi Demokratik Özerklik adına yürütülen siyasetin inandırıcı olması ancak, halkı esas alması, halkın karar süreçlerini ortaya çıkarması, halkın karar mekanizmalarına kendini dayandırmasıyla gerçekleşebilir. Bu konuda halkın her alanda iradesinin açığa çıkarılması; yerel sorunları başta olmak üzere kendini ilgilendiren tüm konularda karar gücü olması; bunun dışında farklı bir irade aranarak göstermelik bir halkçılığa zemin sunulmaması için ilkesel yaklaşılması son derece önemlidir.
Demokratik Özerklik bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemidir. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, politikayı kendi meclislerinde doğrudan ve özgür-eşit yurttaşlık temelinde yaptığı bir sistemdir. Dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır. Gücünü halktan alır ve her alanda öz yeterliliğe ulaşmayı benimser. Ulus-devlet gerçeğinde siyasetin esası tekçi, baskıcı, inkarcı, asimilasyonisttir. Tek bir kültür, tek bir dil, tek bir etnisite, tek bir tarih, tek bir millet siyasetin amacıdır. Bunu sorgulama, bunu eleştirme, buna alternatif getirme söz konusu bile olamaz. Bu noktada siyasal tartışma, siyasal yollar biter ve devletin çıplak kaba zoru devreye girer. Dolayısıyla ulus-devlet gerçeğinde siyaset baştan itibaren son derece dar, anti demokratik, tekçi ve baskıcı bir karakterde ortaya çıkar. Kendisine verilen alan ulus-devletin amaçlarına ve ihtiyaçlarına yanıt olacak kadardır. Onu sorgulama, yargılama, alternatifini geliştirme gibi bir arayışı olamaz.

Siyaset statükoyu koruma sanatı değildir

Ortadoğu ve Türkiye’de statükoyu korumayı esas alan bir siyaset anlayışı ve yapılanması hakimdir. Dolayısıyla siyasetin toplum tarafından faydalı bir iş olarak görülmesi, sorun çözen bir mekanizma olarak algılanması yaklaşımı yoktur. Bunun için de siyaset, topluma yabancıdır ve toplum ondan uzak durur. Amaçları böyle dar ve devletçi, anti demokratik çerçevede çizilen bir siyasetin siyasetçilerine düşen ise halk adına, halka rağmen ve halk karşıtı bir faaliyet olmaktadır. Beliren siyasetçi tipolojisi üç kağıtçı, yalancı, işbirlikçidir. Toplumun değil devletin çıkarlarını esas alır. Devlete kulluğu meşrulaştırır. Toplumda bu meşrulaştırmayı başardığı ölçüde devlet katında yeri olan, ödüllendirilen bir tip olmaktadır. Hal böyle olunca toplum nezdinde siyaset yalan dolanın, riyakarlığın, devlet ajanlığının, sahtekarlığın sanatı olmaktadır. Bu nedenle Ortadoğu gerçeğinde siyaset ve siyasetçi kaçılan, uzak durulan bir gerçekliği ifade etmektedir.
Ulus-devletin merkezi bürokratik yapılanması ve tekçi siyaset anlayışı, Türkiye’de siyasetin toplum tarafından bir çözüm yolu olarak görülmesini engellemiştir. Zira siyaset de sorunların çözüm merkezi olma gibi bir kaygı içinde olmamıştır. Genelde Ortadoğu da özelde Türkiye de siyaset mevcut yapının ve işleyişin olduğu gibi sürdürülmesinden, korunmasından öteye bir anlam ifade etmez. Siyasetçi de bu değişime karşı direnme, statükoyu koruma işini en iyi yapan, mevcudu allayıp, pullayıp topluma yeniden satan kişilik olarak belirir. Siyasetin ne amacı, ne işleyişi ne de temel mekanizması olan partiler, demokrasiye açık ve duyarlı değillerdir. Siyasetin amacı statükonun savunulmasıdır. Bu anlamıyla devlete dayalı siyaset, baştan itibaren gerici, tutucu, dogmatik ve toplum dışıdır. Bunun için egemenlikçi siyaset amacıyla, araçlarıyla, söylem ve eylemleriyle toplumu güçlendiren değil, ona güç kaybettiren olmanın ötesine gitmez. Mevcut siyasetin dışına çıkmak ise katı yasaklarla, zor aygıtları ve uygulamalarıyla engellenmektedir. Bu noktada devletin kırmızıçizgileri, sorgulanamayan politikaları dikilir karşınıza. Tartışılması bile söz konusu olmayan devlet ilkeleri, siyaseti dar bir alana hapseder ve siyasetçiyi basit bir memur derekesine indirir. Demokratik siyaset uygulanırken tüm bunlar göz önünde bulundurulmak durumundadır.

‘Az devlet çok toplum, az yasak çok özgürlük’

Farklılıkların kendini ifade etmesine ve yaşatmasına imkan vermesi, demokrasinin en temel ölçülerinden biridir. Demokrasi içinde farklılık kabul edildiği anda, farklı kimliklerin Demokratik Özerkliği de kabul edilmiş olur. Aslında bu, farklı bir kimliğin mücadelesi ve talebi olmaktan çok, siyasal ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesini istemektir. Toplumun kendi öz ve sivil örgütlenmeleri ile birlikte ele alınması gereken “Demokratik Özerklik” uygulaması, özünde “az devlet” “çok toplum”, başka bir ifadeyle “az yasak” “çok özgürlük” anlayışının sistematize edilmiş modelidir. Bunun içindir ki, toplumun sorunlarının çözümünün devletten beklenmediği, sivil ve bağımsız kurumlar aracılığı ile toplumun kendi sorunlarına çözümler geliştirdiği daha pratik, daha demokratik ve daha katılımcı bir sistemdir. Ekonomiden çevre sorunlarına, sağlıktan eğitime, kültür ve sanattan kadın özgürlüğüne kadar toplumsal yaşamın her alanında öz yeterliliği esas alan özerk birimler oluşturmadır. Bunun anlamı toplumun, kendi Demokratik Özerklik sistemini, kendi iradesi ile inşa etmesidir.
Demokratik Özerklik demokrasinin varlığını ön koşul olarak kabul eden bir özerklik biçimidir. Bu da ancak demokratik siyasetin işletilmesiyle mümkün olabilir. Sorunların çözümünde tabanın katılımını sağlayabilmek için yereli güçlendirme, halkı söz ve karar sahibi kılma Demokratik Özerkliğin yaşamsallaşması için vazgeçilmezdir. Bunun için öncelikle Türkiye’nin siyasi ve idari yapısında köklü bir demokratik reformu ön görmek gerekmektedir.
Demokratik Özerkliğin kendi içinde esas alacağı siyasetin işleyiş ve yapılanmasına ilke ve esaslarına ilişkin ana hatlarıyla bunları belirtmek mümkündür.



ŞİYAR KOÇGİRİ