
Tüm asimilasyon, sürgün, imha ve inkar politikalarına rağmen ayakta durmayı, tarihi yeniden yazmayı başaran bu insanlardan biri olan Yücel Halis, özgür basın geleneğinin de öncülerinden.
Oğlunun güçlü ve fedakar bir insan olduğunu belirten Halis’in annesi Elmas Halis, “Ben oğlumla gurur duyuyorum. Onun emeğine saygı duyuyorum. Benim oğlum 25 yıl boyunca bu mücadelenin içinde kaldı“ dedi. Anne Halis, “Oğlum beni dinlemedi, halkını dinledi. Beni çok severdi. Ama halkını benden daha çok severdi. Oğlumun altı topraktı, yastığı ağaçtı. Benim oğlum emektar ve fedakar bir insandı“ diyerek gözyaşları içinde oğluna olan özlemini dile getirdi. Gazetede çalıştığı dönem oğlunun yanına gittiğini belirten anne Halis, “O zaman gazetede müdürdü. İşleri yoğundu. Bizimle hiç ilgilenmedi. Bir kulağında telefon vardı hep. Arkadaşları bizimle ilgilendiler. Bana anne ‘sende gel benim yanıma, beraber gidelim’ dedi. O zaman da açlık grevine gidiyormuş. Oğlum yemezdi, yedirirdi. Çok iyi niyetli biriydi. Beni çok severdi. Bana gelirdi, yanıma sokulurdu. ‘Birisi seni üzdü mü bana söyle’ derdi. Ortak yönlerimiz çoktu. Oturur benimle dertleşirdi. Onlar küçük yaştan itibaren Ankara’da okudular. Ben onların okumasını çok istiyordum. Köyü çok seviyordu. Ben nereye gitsem yine köyüme gelirim derdi” diye anlattı.
3 yıllık ömrü 23’e çıkardı
Yücel Halis’in ağabeyi Şeref Halis ise, kardeşinin mücadeleye ilgisinin 1984’te 15 Ağustos atılımıyla beraber başladığını belirterek, o zaman Eskişehir’de üniversite öğrencisi olduklarını ve birlikte okuduklarını dile getirdi. Şeref Halis, kardeşinin nasıl mücadeleye katıldığını şöyle anlattı: “Ben 1989 yılında askerden geldiğimde Yücel bana ‘ben gidiyorum’ dedi. Tabii ben gitmemesi için ikna etmeye çalıştım. ‘Bir gerillanın ömrü üç yıldır’ dedim. ‘Evet biliyorum dedi. Ben o süreci uzatmaya çalışacağım’ dedi. Ve 23 yıl yaşamayı başardı. Ondan sonra Ankara Sıhhiye Kızılay’da biz vedalaştık.”
Cezaevi ardından gazete
Kardeşinin Nisan 1991 yılında tutuklandığını belirten Halis, “Cezaevi sürecinde Ulucanlar’da kaldı. Daha sonra Beypazarı’na gönderildi. 12 yıl 6 ay ceza almıştı. Ancak Nisan 1991’de şartlı tahliye yasası çıkmıştı. Yücel de ondan bir hafta önce yakalanmıştı. Yani bir hafta sonra yakalansaydı o yılların hepsini yatacaktı. Yasadan yararlanarak toplamda iki yıl yattı. Cezasını Beypazarı’nda tamamladı. Bu süre içinde aynı duyarlılıkları devam etti. Hiçbir zaman kopmadı. Çıktıktan sonra evde sadece üç gün kaldı. Sonra gazetede çalışmaya başladı” diye belirtti.
Tuttuğunu koparan bir insandı
Kardeşinin gazetecilik yıllarını anlatan Şeref Halis, “Yücel 1993 yılının Nisan ayından itibaren Özgür Gündem’de çalışmaya başladı. Gazetenin hem devlet baskısı, hem de ekonomik nedenlerle çok sıkıntı yaşadığı bir dönemdi. Kendisi iktisat mezunuydu. İyi bir ekonomistti. Ve öyle güzel bir şekilde bir planlama yaptı ki bütün o zorlanmaların içinde her arkadaşın ekonomik anlamdaki imkanlarını arttırdı. Öğrencilik döneminde de Yücel büyük bir emekle her işi sağlam yapar ve tuttuğunu koparırdı” dedi.
Büyük bir emekçiydi
O dönemin aynı zamanda faili meçhullerin yoğun olduğu bir dönem olduğuna da işaret eden Halis, “Baskılar vardı. Faili meçhuller vardı. Ferhat Tepe’nin kaybedildiği bir dönemdi. İstanbul’dan kalkıp Bitlis’e onu aramaya gitmişti. Arkadaşını aramak için oraya gitmişti. 24 saat gazetede yatıp kalkıyordu. Elinden gelen her şeyi yaptı. Gazetenin ekonomisinden, haberine, yazısına kadar emeği vardı. Büyük bir emekçiydi. Bulunduğu her alanda emek verirdi” diyerek, 23 yıl boyunca mücadelenin içinde olan kardeşinin cezaevi ve gazete süreçlerine tanıklık ettiğini ondan sonra O’nun yüzünü dağlara döndüğünü söyledi.
Yılmaz Güney’in ölümü ardından
Şeref Halis, kardeşi ile olan anılarını anlatırken, Yılmaz Güney’e olan sevgisinden de bahsetti: “Yılmaz Güney’in yaşamını yitirdiği 1984 yılında Eskişehir’de öğrenciyiz. Odun pazarı meydanı diye bir meydan var orada. Meydanda karşılaştık. ‘Abi ölmüş’ dedi gözleri dolmuş bir şekilde. ‘Kim ölmüş‘ dedim. ‘Yılmaz Güney’ dedi. Ve biz birbirimize sarılıp o meydanda ağlamıştık.”
Gece gündüz kendini geliştirdi
Kardeşinin sürekli aktif olduğunu ve odasında her tür politik kitap olduğunu belirten Halis, sözlerine şöyle devam etti: “Bütün kitapları okurdu. Sürekli gece gündüz kendini yetiştiren bir yapısı vardı. Sonradan kendini donatan biri değildi. Donanımlı bir şekilde gitmişti. Okulu deftersiz ve kitapsız bitirmiş bir insandır. Mezun olduktan sonra diplomasını almış getirmiş kız kardeşime. ‘Alın size diploma getirdim. İstediğiniz bu değil miydi’ demiş. Öyle çok özel bir insandı. Yaşamın her alanında öyleydi. Köyde yaşlı bir insanı görse yardım ederdi. Kim mağdursa, kim ezilense her zaman onlara karşı özel bir duyarlılığı vardı. Annemle ilgili de öyledir. Anneme karşı en duyarlı olan Yücel’di. Nitekim en son yazdığı ‘Ana’ şiirinde de bunu belirtmiş. Şiir baştan sonra o gerçekliği ifade eder.”
‘Komplike bir insandı’
Kardeşinin çok donanımlı olduğunu belirten ağabey Halis, “Komplike bir insandı. Edebi, felsefi, politik, ideolojik, yurtseverlik fedakarlık yönü öyleydi. Çok özel bir insandı. Belki ben bir abi olmamış olsam onu daha çok anlatacağım. Bu nedenle biraz kendimi frenliyorum. Bu tarz insanlar çok az yetişiyor aramızda. Herkesin bir gelişkinliği vardır belki. Ama Yücel’in her yanı ön plana çıktı. Donanımlıydı. Birikimliydi. Bulunduğu her ortamda insanlara bir şeyler sunabilen bir insandı” dedi.
Bizim için hala dün gibi
Kardeşiyle çok yakın ve özel bir ilişkileri olduğunu ifade eden ağabey Halis, son olarak şunları belirtti: “Yeri dolmuyor. Çok özlüyorum. Çok özlüyoruz. Yani biz iki erkek kardeş olarak çocukluktan itibaren hep yakındık birbirimize. Onun yeri farklı. Aradan 25 yıl geçmiş. Ama hala dün gibi. Halbuki neler yaşamış o. Ama bizim için hala dün gibi. Çünkü o dündeyiz hala. O dün bir türlü eskimiyor. Yeri dolmuyor. İnsan çaresiz kalıyor. Ben, yaşamımda yaşayabileceğim en ağır şeyi yaşadım.”
Dağlara gitmek onların tercihiydi
Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol ise, “O dönemde hem yasal, hem faili meçhuller ile baskılar çok yoğun devam ediyordu. Devlete göre gazetenin kapanması gerekiyordu. Ama o dönemde gazete bütün baskılara karşı çıkmaya devam etti. Birçok arkadaşımız baskılar yoğunlaşınca dağlara yüzünü döndü. Yücel Halis, Gurbetelli Ersöz, Mehmet Şenol arkadaşlarımız çok başarılıydılar. Güzel şeyler yapmak istiyorlardı. Evet dağlara gitmek onların tercihiydi. Ama şunu da unutmamak gerekiyor, onları devlet gönderdi. Yücel Halis yıllarca dağlarda mücadele etti. Ve Kürt halkı için daha büyük görevler yaptı“ diye belirtti.
NAGİHAN AKARSEL/DİHA/ANKARA