Ahmet Davutoğlu daha önceki AKP yetkilileri gibi “Çözüm sürecini mutlaka sonuçlandıracağız” demiş. 13 yıldır her seçim öncesi olduğu gibi anayasayı değiştireceğiz demagojisini tekrarlamıştır. 

Bir taraftan “Kürt sorunu yok, muhatap yok, masa da yok” diyerek gerçek politik yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar; diğer yandan başta Kürt halkı olmak üzere Kürt sorununun çözümünü isteyen Türkiye halklarının oylarını almak için “çözüm sürecinde ısrarlıyız” diyorlar. Böyle ikiyüzlü politika izliyorlar. Zaten yıllardır böyle yaparak Kürt sorununu çözümsüz bırakmışlardır. Kürtler hala kültürel soykırımcı bir sistemin hegemonyası altındadır. Kültürel soykırımcı hegemonik sistem Kürtler üzerinde sürdürülmektedir. Kürt lafının kullanılması, dil ve kültür alanında sınırlı yumuşamalar yapılması, tamamen sürdürülmek istenen bu sistemin örtüsü olarak kullanılmaktadır. Özcesi şimdi de Kürt’ten söz ederek Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı sistem sürdürülmektedir. Durumu böyle görmeyen her Kürt kendini kandırıyordur. 

Çatışmasızlığı sağlatarak Kürt sorununda bir çözüm süreci başlatan Kürt Halk Önderi’dir. Çatışmasızlığı sağlayarak AKP’yi de bir çözüm süreci içine sokmak istemiştir. Nitekim Dolmabahçe’de ortak mutabakatla yayınlanan deklarasyon AKP hükümetini de çözüm sürecine sokma ve çözüm için adım attırma girişimiydi. Bu deklarasyonla birlikte tüm Türkiye halklarında Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme umudu arttı. Ancak Tayyip Erdoğan, halkın bu umudunu ve sevincini amiyane deyimle kursağında bıraktı. Böylece çözüm sürecinden ne anladıklarını açıkça ortaya koydular. Dolmabahçe’de yayınlanan ortak deklarasyona sahip çıkmayan bir hükümetin “çözüm sürecini sonuçlandıracağız” sözü sadece seçim öncesi söylenmiş bir ucuz propagandadır. 

Bir sorunu çözmek; o sorunu yaşayan toplumu tanımak, siyasi iradesini kabul etmek ve muhatap almakla olur. Kürtlerin siyasi iradesi tanınmadan Kürt sorunu çözülemez ve çözüm sürecinden söz edilemez. Zaten Türk devleti 90 yıldır Kürtlerin siyasi iradesinin ortaya çıkmaması için zulüm ve baskı uygulamıştır. Ne zaman Kürtler siyasi bir irade olma mücadelesi verseler, derhal en ağır baskı ve zulümle karşılaşmışlardır. 90 yıldır süren mücadele ve ödenen bedeller siyasi irade olup olmama mücadelesidir. Çünkü siyasi irade olmadan ve bu irade tanınmadan Kürt sorunu çözülemez. Siyasi irade ve muhatap olmadan da Kürt sorunu çözülür demek, bir zamanlar tek parti iktidarının bir yetkilisinin “komünizm gelecekse onu da biz getiririz” sözüne benzemektedir. Bu sözleri de söyleyen, Türkiye tarihinin en zalim ve baskıcı yöneticilerinden biridir. 

HDP’yi baraj altında tutmak için her yolu deneyen bir parti Kürt sorununu çözemez. Umudunu dünyanın en antidemokratik seçim yasasına bağlayan bir siyasi zihniyet Kürt sorununu çözemez. Zaten Kürt sorununu çözmekten değil, PKK’yi ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni çözmekten söz ediyorlar. Yani kırk yıllık devlet politikasını yine dayatıyorlar. Kürt sorununu yaratan koşulları ortadan kaldırma yerine, “Kürt sorunu yok” diyerek Kürt halkının özgürlük ve demokrasi taleplerini ileri süren ve bunun için mücadele eden PKK’yi tasfiye etmek istiyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi’ni tanımayan, Kürt halkının siyasi iradesini kırmak isteyen, kimseyi muhatap almayız diyen bir hükümet sorunu kiminle çözecektir? Herhalde AKP yalakalığı yapan, bu yalakalığın bir mükafatı olarak milletvekili listelerine konan birkaç tane fosille Kürt sorununu çözecekler! Bu, her gün şehitler veren Kürt halkına hakaret ve küfürdür. 

Kürt Halk Önderi iki aydır neden tecrit altında? Neden HDP heyetiyle görüştürülmüyor? Bu tutumu bile bir çözüm zihniyeti ve politikası olmadığının kantıdır. Çatışmasızlığı sağlayan ve çözüm zeminini yaratan bir Önderliğe tecrit uygulamak, zaten bu hükümetin politikalarının ne olduğunu gösterir. Bu hükümet, HDP’yi baraj altında tutup Kürt halkına karşı savaş geliştirmek istiyor. Yine başta Efrîn olmak üzere Rojava kantonlarına saldırmayı planlıyor. AKP, Kürt sorununun çözümünü değil, içeride ve dışarıda Kürtleri ezerek bu sorundan kurtulmayı hedefliyor. Bu nedenle hiçbir Kürt AKP’nin demagojilerine inanmamalı; içte ve dışta Kürtlere karşı savaşın önüne geçmek için HDP’yi güçlü biçimde Türkiye parlamentosuna göndermelidir. Türkiye’yi felaketin eşiğinden kurtarmanın başka bir yolu yoktur. 

HDP barajı geçmezse Önder Apo’nun da elinin zayıfladığını düşünüp İmralı’da baskı ve tecrit politikasını arttıracaklardır. Kürt Halk Önderi üzerindeki baskı ve tecrit politikalarını kırmanın ve baş müzakereci olan Önderliğin elini güçlendirmenin yolu da HDP’yi güçlü biçimde Meclis’e göndermekten geçiyor. 

Bu hükümet 12 Eylül anayasasından vazgeçmez. Çünkü şimdiye kadar bunun verdiği imkanlardan faydalanmıştır. AKP, olsa olsa 12 Eylül anayasasının biraz yeni koşullara uydurulmuş versiyonunu yapar. 13 yıldır da yaptığı budur. Seçim öncesi sert faşist güvenlik yasalarını Meclis’ten geçirmesi, nasıl bir anayasa yapacağının da işaretidir. Başkanlıktan söz etmeleri, yeni anayasanın daha otoriter ve faşist olacağını göstermektedir. Zaten Tayyip Erdoğan, düşündükleri anayasanın çerçevesini çizmiştir. Bu da tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil ve tek mezheptir. Tüm anayasa maddeleri bu temel direkler gözetilerek yapılacaktır. 

Davutoğlu’nun Amed’te söylediği “Çözüm sürecini sonuca götüreceğiz ve yeni anayasa yapacağız” söylemleri külliyen yalandır. Kürtleri yeni soykırımcı egemenlik altında tutan bir sistem ve onun anayasasını yapacaklardır. Bunun da halklara karşı yeni bir savaş başlatma olduğu açıktır.