Kürt halkının ve hareketinin 40 yıllık özgürlük mücadelesi de devam ediyor. Kürt Halk Önderi Öcalan, 2013 Amed Newroz’unda bu mücadelede bir hamle yaptı ve yeni bir aşama başlattı. Bu hamleye “Demokratik Kurtuluş Ve Özgür Yaşamı İnşa” adını verdi. “Eğer karşısında olduğumuz sistemin yerine, gerçek anlamda demokratik bir sistemi ve halkın kendini yönetmesini örgütleyemezsek özgür olamayız” dedi. Bu noktada kapitalist modernist sistemin panzehiri olan, tarım-köy kültürünü güncelleme, diğer anlamıyla Demokratik Uygarlık Sistemini yeniden inşa etme göreviyle karşı karşıyayız. Dahası pratik olarak uygulanmaya başlandığı bir dönemdeyiz.
Binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca devletçi uygarlık sistemi, ilk kez bir lider tarafından bu düzeyde analize tabi tutuluyor, toplumsal sorunların çıkış noktaları görülüp teşhis ediliyor. Tarihsel toplum ile gelişen ve bugün yaşamımızı sürdürmemize temel oluşturan değerleri, araç-gereçleri yaratıp toplumsallığı daimi kılan demokratik uygarlık sistemini doğru değerlendiriyor. Onun gelişimine müdahale edip gerçekliğinden(ana nehrinden) saptırarak çıkış yapan zor, zulüm, talan, katliam ve erkek egemenlikli devletçi uygarlığı ve onun son aşaması olan kapitalist moderniteyi çözümleyip ret ediyor. Bu temeldeki reddedişle, ancak özgür bir yaşamı örgütleme ve inşa etme imkanına ulaşabileceğimizi belirtiyor. Sayın Öcalan, özelde Kürt halkına, genelde insanlığa sunduğu özgürlük paradigmasında demokratik kurtuluşu isteyen ve demokratik moderniteyi inşa çabalarına katılan herkese, öncelikle devletçi uygarlığın zirvesini teşkil eden kapitalist moderniteyi aşmayı ve reddetmeyi öneriyor. Bu ise, öncelikle; “Kusarak onu içinizden ve zihninizden atmalısınız” dediği kapitalist modernist sistemin ne olduğunu ve yaşamımıza biz fark etmesek de nasıl derinliğine işlediğini görmemizi gerektiriyor. Bizleri dilimizden, kültürümüzden, ahlakımızdan, yaşam biçimlerimizden, mekanlarımızdan; neolitiğin yarattığı köylerimizden, kentlerimizden, doğal yaşamımızdan nasıl uzaklaştırdığını görmemizi dayatıyor.
Devletçi uygarlığın, toplumsallığı geliştiren ve binlerce yıl ona öncülük eden kadını iradesizleştirip meta konumuna koyarken, erkek egemenliğini icat ettiğini ve yaşamımıza hâkim kıldığını görmemiz gerekiyor. Ahlaki-politik toplumu etkisizleştirerek, yerine iktidarcı cinsiyetçi devletçi sistemi ikame ettiğini, toplumsal değerlerimizi gasp edip, kendi ölçülerini ve alışkanlıkları nasıl dayattığını bilmemiz gerekiyor. Doğal toplumun dayanışmacı komünal yaşamını ve gereksinim üzerinden ihtiyaç kadar üretme zihniyetini yok edip, yerine kar için üretmeyi geçirerek doğayı ve toplumu nasıl bir yıkım sürecine soktuğunu anlamamız gerekiyor. Tüm bunları gerçekleştirebilmek için toplumun zihniyetiyle nasıl oynandığını, bu temelde toplumun nasıl parçalandığını, bireyciliğin egemen kılınarak toplumun nasıl atomize edildiğini derinliğine kavramamız gerekiyor. Niye? Çünkü bunları görmediğimiz, bunlara karşı mücadele etmediğimiz ve ortadan kaldırmadığımız müddetçe özgür yaşam hep bir hayal olarak kalacaktır.
İnsanların manevi kültür değerlerinden; dillerinden, inançlarından, renklerinden, folklorlarından oluşan farklılıkların varlığını ve özgür gelişimlerini kabullenen eşitlik anlayışına dayalı doğal toplumu yeniden örgütleyemezsek; dönemsel iktidarları, hükümetleri, diktatörleri devirip dönem politikalarını değiştirsek de iktidarcı devletçi, karcı, cinsiyetçi, milliyetçi, doğa düşmanı, tekçi, ırkçı, faşist rejimlerden kurtulamayız. Bu noktada Taksim’de başlayan ve tüm Türkiye-Kürdistan coğrafyasına yayılarak devam eden AKP’nin temsil ettiği neoliberal politikalarına karşı çıkma eylemleri, halklarımızın iradelerinin hiçleştirilmesine, anti demokratik uygulamalara, faşizan tekçi dayatmalara, kendilerine sorulmadan mekânlarına, zamanlarına, yaşamlarına hoyratça müdahale edilmesine, onlar adına kararlar alınmasına karşı bir isyandır.
Bu noktaya kadar çok doğru bir duruş sergilenmiştir. Fakat işte bu noktadan sonra “AKP kimliğinde temsilini bulan iktidarcı yapılanmaların yerine ne konacak?” bu soru önem arz ediyor. Biliniyor, devletin çeşitli temsilcileri Taksim Gezi Parkı Platformuyla görüşüp durumu kurtarma girişiminde bulundular. AKP’nin dayatmacı politikalarına karşı isyan eden toplumu, AVM’den vazgeçtik, çok daha büyük ormanlar yapacağız gibi vaatlerle kandırma çabasındalar.
Burada şunu yapmalıyız; halklarımızın kendi değerlerini, mekânlarını ve yaşam tarzlarını kendi özgür iradeleriyle yöneteceği bir siyasal sistemi öngörmeli, önermeli ve örmeliyiz. Ancak o zaman gerçekten kendi yaşamımızın sahibi olabilir, kendi kendimizi yönetebiliriz. Örneğin Taksim semtine bağlı mahallelerde mahalle meclisleri örgütlendirilip Taksim Çatı Meclisi’nde birleştirilebilinir. Tarihsel açıdan da bunun örnekleri vardır. Atina, Sparta siteleri, Ortadoğu’daki komünler; İspanya, Fransa, İtalya ve İsviçre’deki komün ve konfederasyon deneyimleri ile daha sayılamayacak kadar çok tarihsel deneyim ve güncel örnekleri saymak mümkündür.
Sonuç olarak tekçi, ırkçı, iktidarcı faşizmden kurtulmak ve özgür yaşamak istiyorsak herkes “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa” sürecine katılmalıdır. Kürtler bu konuda hayli yol almış ve büyük deneyimler edinmişlerdir. Türkiye’nin diğer halklarının da kendi “Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa” sürecini başlatmaları için en elverişli koşullar söz konusudur. Kürt halkı böylesi çabaların arkasında dağ gibi durmaktadır ve her türlü desteği vermeye sonuna kadar açıktır. Bu da büyük bir avantajdır ve mutlaka doğru değerlendirilmelidir. Aksi durumda büyük bedeller vererek devrilen diktatörler ve rejimlerin yerine yeni tahakkümcü rejimler ve diktatörlerin gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Halkların baharı devam ediyor