Almanya’dan 1 Kasım notları -7-


Türkiye, tekçiliği giderek daha da yoğunlaşan bir devlet tarafından yönetiliyor. Halklar birbirlerine büyük oranda, devlet zorbalığının belirleniminde bakıyor. Cumhuriyet tarihi, bir toplumkırım öyküsü aynı zamanda: Kimse birbirinin acısına, tatlısına bakmıyor, bakamıyor.

Halkların Demokratik Partisi’nin temel iddiası, bütün bu farklılıkları aynı çatı altında bir araya getirebilme yeteneğine hasıl olmaktı. Öyle de oldu. Tekçiliğin giderek derinleştiği topraklarda HDP, farklılıkların el ele vermesinin onlarca örneğini ortaya çıkardı.

HDP’nin eşitlik, özgürlük, barış umuduyla bir araya getirdiği milyonların renkliliği, Ankara Katliamı‘nda yitirdiklerimizden de anlaşılabilir. Memleketin her yanına düştü ateş; kavga, memleketin her yanında örülüyor çünkü. Aslında katliamın niyeti de bu değil mi? Ortadoğu’ya dayatılan karanlığın orta yerinde kadınların kahkahasını, gençlerin enerjisini, emekçinin alın terini, tüm halkların değerlerini bir arada savunabilen bir parti çıkıyor ortaya... Hedef olmaz olur mu?

Türkiye ve Kürdistan’da halklar arasında köprü olan HDP, Avrupa’da da aynı etkiyi yaptı. Dizimizin bugünkü bölümünde, HDP’nin bu renkliliğini yansıtmaya çalışan portreler yer alıyor. Görüşler, Ankara Katliamı öncesinde, sandık başında alındı. Bu nedenle katliama dair düşünceler yer almıyor. Fakat katliama yanıt olarak da görülebilecek bir yaklaşımın yeniden ortaya konması olarak anlaşılabilir.


Trabzon’da da güzel şeyler olacak

İrfan Öztürk, Trabzonlu bir sosyalist. Eski tüfek. Türkiye/Kuzey Kürdistan Kurtuluş Örgütü’nün neferlerinden. Bugün Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) üyesi...

İrfan Ağabey, kendi deyimiyle, “12 Eylül mağdurlarından.” Siyasetle tanışıklığı 12 Mart 1971 Muhtırası öncesine dayanıyor. Şöyle özetliyor: “15-16 yaşımdan beri sol hareketin içindeyim. CHP’yle başladı aşkımız, aileden dolayı. 12 Mart’a doğru Dev-Genç’e ilgi duydum. 12 Mart’tan sonra ise tamamen sosyalist mücadelenin içinde, her kademede görev aldım, mücadele ettim.”


‘Sosyalistler desteklemiyor, HDP’li’

İrfan Ağabey’e, “Neden HDP’yi destekliyorsun” diye sorunca ise haklı bir kızgınlıkla başlıyor söze: “Biz sosyalistler HDP’yi desteklemiyoruz, HDP’liyiz. HDP, Türkiye halklarının, işçi sınıfının devletle kavgası olan, sömürülen, horlanan, yasaların adaletsizliğine maruz kalan insanların haklarını koruyan perspektife sahip. İçinde sosyalistler, yurtseverler, farklı inanç grupları var. Kimse kimsenin inancına, rengine diline, dinine kavuşmadan birlikte mücadele eden insanlarla bir aradayız. Daha önce de birçok girişim oldu ama başaramadık. Ancak böyle başardık.”


‘HDP tek kimliğin partisi değil’

Devletin HDP’yi tüm renkliliğine rağmen sürekli “Kürt partisi”, “PKK uzantısı” olarak lanse etmeye çalıştığına dikkat çeken İrfan Ağabey, tane tane anlatıyor: “Devlet, HDP’nin PKK’nin legal partisi olduğunu söylüyor. Kendini sol sosyalist hareket içinde sayan bazı siyasi gruplar da devletin bu söylemine yakın bir söylem içindeler. Yanılıyorlar. HDP, Kürt partisi değil. HDP, PKK’nin partisi de değil. HDP içinde ağırlıklı olarak Kürtler var; ideolojik olarak da PKK ideolojisine yakın olanlar... Ama HDP kesinlikle yalnızca Kürt partisi değil. Biz, ‘HDP’yle Türkiye partisi olacağız’ dedik. Sadece bir isim değildi bu. Devletle çelişkisi olan da sadece Kürtler değil ki... Sayalım: Sosyalistler, sol sosyal demokratlar, emekçiler, üreticiler, köylüler, farklı inanç grupları, azınlıklar denilen diğer halklar... Bunların hepsinin devletle çıkar çelişkileri var.”


12 Eylül öncesi Trabzon

İrfan Ağabey’le en çok da Trabzon’u konuşmak istiyoruz. Söze başlarken “Karadenizlisin, hem de Trabzonlusun” deyince ikinci kızgınlığı beliriyor: “O ‘hem’ fazla oldu. Sen Trabzon’u tanımıyorsun. Son yıllarda Trabzon kötüye gidiyor. Ama örneğin 12 Eylül öncesinde Trabzon’da, faşistlerin hakim olduğu hiçbir yer yoktu. Üniversite gençliğinin polis örgütlenmesiyle yaratılan bir faşist örgütlenmesi vardı yalnızca. Ama öyle bir şey oldu ki, 12 Eylül’den sonra sanki Trabzon’da insanları yer yarıldı da yere koydular, yeni bir yerden insan getirdiler.”

Trabzon’da ‘puştluk’

12 Eylül’den sonra Trabzon’da “Solcuyum” diyen herkesi işkence tezgahlarından geçirdiklerini söyleyen İrfan Öztürk, “Devlet aslında bize, Trabzon insanına iyi gözle bakmıyor. Trabzon insanından devlete karşı puştluk her zaman olur, diye bakıyor. Puştluklar oldu Trabzon’da; ama devletten halka oldu. Kimden oldu, işte Topal Osman’dan, Kahya’dan oldu; Mustafa Suphileri öldürenlerden oldu” diyor.


Yeni bir heyecan...

“Şimdi Trabzon’da bir şeyler yapılabilir mi” diyoruz, “Yapılamaz olur mu?” diye başlıyor ve devam ediyor: “Köyler boşaldı. Benim köyüm 800 haneliktir, şimdi git insan evladı bulamazsın. Hayvancılık kalktı, tarım kalktı. Bir emekli maaşı var vatandaşın. Bir de işte devlet memurlarının aldıkları maaşın sirkülasyonu. Onu bile esnafa bırakmıyorlar, açtıkları AVM’lerle emiyorlar. Bu sorunları konuşmak lazım.”

Önce SYKP’yi, 7 Haziran’dan önce ise HDP’yi kurduklarını hatırlatan Öztürk, kararlı: “İstediğimiz düzeyde değil ama yeniden bir heyecan yaşadık. Güzel şeyler çıkacak ama zaman alır. Çıkmak zorunda, çıkarmak zorundayız.”


Trabzon için de öz yönetim

İrfan Ağabey’e öz yönetim direnişlerini hatırlattığımızda da hemen Trabzon’daki idari sistemin değişmesinden bahsediyor. Eskiden 70’e yakın belediye olan kentte, başkanlar ve meclis üyeleriyle birlikte yerellerden seçilmiş 400 yönetici bulunuyormuş; büyükşehir belediyesinin kurulmasıyla birlikteyse geriye 19 belediye ve en fazla 200 seçilmiş almış. “Merkezileştiğin oranda demokrasiyi kuramazsın” diyor, devam ediyor: “Devletin istediği merkezileşmek. Her şeyi ben koyacağım, yasaları yazıp bozmak bana aittir, diyor. Bu, insan haklarına, halkların özgürlüğüne aykırıdır. Tabii ki öz yönetimi Trabzon için de destekliyoruz.”


Avrupa’daki çalışmalar

Avrupa’daki seçim çalışmalarının 1 Kasım öncesinde 7 Haziran öncesine nazaran güç kazandığını söyleyen Öztürk, şu örneği veriyor: “7 Haziran Seçimleri öncesi insanlara HDP’nin barajı geçmesinin gerekliliğini anlatmaya çalıştık. Mevcut seçim sisteminin antidemokratik olduğunu da anlatmaya çalıştık. Eminim on kişiyle konuştuysak ancak dört beşini ikna edebildik. Fakat insanlar seçimden sonra gördüler ki, yahu doğruymuş bu iş!”

Bir de eleştirisi var: “Avrupa zaten örgütlü olan yapılar, bireyler ‘HDP’liyiz’ diyor fakat kendilerine yakın buldukları insanları tartışarak, konuşarak HDP’li yapmıyorlar. Genel Türkiyeliler içinde HDP halen muamma.”


Kürdistanlı Çeçen Behice Akın

Behice Akın, Kürdistanlı bir Çeçen. Kürdistan’daki Çeçen nüfusu, pek bildik değil. Oysa Akın’a bakılırsa, özellikle Mardin’de ve Muş’ta çok fazla Çeçen varmış. Fakat sonra Batı kentlerine doğru göç etmek zorunda kalmışlar.

Behice Akın da Muş/Varto doğumlu. 1966 depreminden sonra Mardin’e göç etmişler. Orada büyümüş, Kız Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuş. 1979’da ise işçi çocuğu olarak Almanya’ya gelmiş. Yatılı okulda Türkçe öğrendiği için Çeçence’yi bilmiyor; fakat annesi babası kendi aralarında Çeçence konuşurmuş.

HDP’yi neden desteklediğini şöyle anlatıyor: “Biz daha önceleri hep kendi aramızdaydık, birbirimizi tanımadık. Şimdi birlikte mücadeley vermeye başladık. Bu çok olumlu. Mutlu oluyorum HDP’ye baktıkça. Ben Türk de değilim, Kürt de değilim; Çeçen’im. Bana da yer olan bir parti var artık. Haklarımı savunduğunu biliyorum.”


Alevilerin her kesimi dönüşüyor

HDP’nin siyasal tercihlerine en fazla etki ettiği toplumsal kesimlerden biri, Aleviler. Bugüne kadar siyasal tercihleri ve yaşam biçimleri nedeniyle çok fazla katliama muhatap olan Alevilerin devlet partilerine oy vermesi de, “rejimin salahiyeti” açısından hep önem verilen bir konu oldu. Oysa şimdi bu gerçeklik değişiyor.

500 üyeli Stuttgart Alevi Kültür Merkezi’nin Başkanı Yücel Yeşilyurt, bu değişimi şöyle anlatıyor: “HDP herkesi birleştirdi. Alevi kurumlarımızda da düne kadar Kürt kelimesini bile kullanmayanlar, HDP’yle birlikte bunu aştı. Daha önce birçok Alevi, CHP’li olduğu için çok sıcak bakmazdı. Giderek betonlaşıyorlardı. Ama HDP güzelliğiyle birlikte gelince, içimize tam sinen bir hareket ortaya çıktı.”


‘HDP dik duruşunu ortaya koydu’

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Onursal Genel Başkanı Turgut Öker’in HDP’den kendi kimliğiyle vekil olmasının etkili olduğunu kaydeden Yeşilyurt, devam ediyor: “7 Haziran’dan önce AKM’lerde bazıları, “HDP barajı aşarsa yapacağı ilk iş, AKP’yle ortak olmak” diyorlardı. Açıkça söylemeli: Üyelerimizin bazıları kafamıza vura vura söylüyordu. Sonuçta hepimizin gördüğü gibi gerçekten de bu konuda dik duruşunu HDP ortaya koydu.”


‘Hedefimiz birincilik’

Yeşilyurt, çalışmalarını ise şöyle anlatıyor: “7 Haziran öncesinde eksiklerimiz vardı ama şimdi ilgi çok daha iyi. Kitle çalışmalarını yoğunlaştırdık, insanlarımızı daha çok duyarlılığa davet ediyoruz. Geçen seçimdeki eksiklerimizi gidermeye çalışıyoruz. Bir oyla ne olur dememek lazım. Bir oyla, bu faşisti götürebiliriz. Üstümüze hangi görev düşüyorsa onu yapacağız. Geçen seçimin üstüne çıkmaya çalışıyoruz. Sahiplenme geçen seçimden daha fazla. Hedefimiz HDP’nin Almanya’da birinci parti olması.”


Ölüm orucu gazisi Ayşe Eğilmez


Ayşe Eğilmez’le Stuttgart’taki oy kullanma merkezinde görüşürken, hikayesinden habersizdim. Fakat enerjisi, heyecanı, insan ilişkileriyle hemen dikkat çekiyor; ülke sıcaklığını taşıyordu. “Bir şeyler” olduğu belliydi ya, insan “Sende ne var” diye de soramıyordu ki! Heyecanla anlatımından biraz paylanıp eve gittim, hemen internete baktım. Nedense “bir şeyler” bulacağımdan zaten emindim, ama böyle etkileyici bir hikaye de beklemiyordum. Yer yettiğince, hikayesinin kısa özetiyle başlayalım.


Soyadı gibi ‘eğilmemiş’

Eğilmez, soyadıyla müsemma; hiç eğilmemiş. Mersin’de, Yunanistan Türk’ü bir baba ile Ermeni Soykırımı döneminde Bitlis ve Van’dan göçmüş ailenin kızı bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Dünyanın Hristiyan, Müslüman ve Yahudilerin bir arada bulunduğu nadir mezarlıklarından birinin bulunduğu, Giritli, Afrikalı, Ermeni, Yahudi, Türk, Kürt birçok halkın bir arada yaşadığı Giritli Mahallesi’nde büyümüş. Üniversite yıllarına kadar apolitikmiş; zira ailesi de öyle. 1987’den itibaren devrimcilerle tanışmaya başlamış. 12 Eylül’ün acıları, onu motive eden ilk şey olmuş. Alınteri Dergisi çevresiyle ilişkilenmiş. Derginin ilk yazı işleri müdürü olmuş. İlk tutuklanması, Halepçe Katliamı’nı protesto etmek için 1990 Mart’ında yapılan bir eylem sırasında olmuş; bir ay sonra bırakılmış. Ardından 8 Mart 1992’deki meşhur Boğaziçi Üniversitesi işgalinde yeniden tutuklanmış. Sonra basın davaları düşmüş peşine, 1997 yılında bir daha tutuklanmış. Bu sırada tecrit sisteminin ağırlaştırılması gündemi dolayısıyla ölüm orucuna yatanlardan biri de o olmuş. 2003 yılında, ölüm orucundan kalan sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmiş; ama doyar mı Türk adaleti! Hemen altı ay sonra yeniden “hapis yatmaya elverişli” olduğuna karar verip tutuklama kararı çıkarmışlar; o da soluğu Almanya’da almış.


Babasının kitabı

Hikayesinin asıl ilginç yanı, babası. Şaban Eğilmez, “Kızımla Büyümek” isimli, Belge Yayınları’ndan çıkan kitabında anlatmış başından geçenleri. Kitapta Şaban Eğilmez, “Ayşe için ‘bizi çok üzdü’ diyor ama mücadelesinden saygıyla bahsediyor.”

Şaban Eğilmez, kızının görüşlerine gide gele, hem devletle hem de devrimcilerle tanışıyor. Bu dönem, hayatının en zor dönemi de oluyor. Ayşe Eğilmez, 108 gün ölüm orucunda kalıyor; 58, 20, 10 ve 3 günlük açlık grevlerine giriyor. “Bu sırada yaşadıkları, kendi halinde bir mühendis olan Şaban Eğilmez’in “devlet” hakkındaki güvenini sorgulamasına da yol açıyor. O da artık kızı gibi haksızlıklara öfkeli. Hatta yetkililere ulaşmak için her türlü yolu deniyor, faks çekiyor, mektup yazıyor, “taleplerini kabul edin” diyor. Tabii yanıt bile gelmiyor yazdıklarına.”

Velhasıl, detay bilmek isteyen, Eğilmez’in kitabını okuyabilir. Ayşe Eğilmez, şimdilerde Stuttgart’ta HDP çalışmalarının gönüllülerinden biri. Örgütü, HDP’nin bileşeni değil destekçisi; fakat tanıyanlar, “HDP’li gibi çalıştığını” söylüyorlar. Demokratik Güç Birliği Platformu’nun (DGBP) ve Alman Basın Sendikası’nın temsilcisi.


HDP diğer alanlarda da mücadele kanalı açıyor

HDP çalışmalarının da DGBP’nin açtığı kanaldan ilerlediğini söyleyen Eğilmez, kendilerinin ise emekçilerin gündemiyle HDP’ye destek verdiklerini belirtiyor. Bunun yanında Eğilmez’in önemsediği bir başka konu, göçmen hakları. Avrupa’daki göçmenlerin örgütsüzlüğüne dikkat çekiyor ve ekliyor: “Irkçı saldırılar giderek artıyor. İltica yurtlarına Nazilerin saldırıları oluyor. Daha dün burada, bulunduğumuz semtte Nazilerin yazılamaları oldu. Bu hakları savunmak için de HDP bir zemin yaratıyor. Bir örgütlülük yaratıyor, birlikte davranma yeteneği kazandırıyor. Örneğin, sürekli işleyen bir yapımız olduğu zaman, ‘Şurada ırkçı saldırılar var, gözümüzü buraya da dikelim’ deme şansımız artıyor.”


OSMAN OÐUZ