Türk devleti, yeryüzünün "yalnız gezeni" olarak "açılım" adlı kapanmalar, "süreç" denilen kandırmacaların gölgesinde "ileri demokrasi" diye diye 1920’lerin ruhunu arıyor. Ruh arayışında ortalık tımarhane…

Duvarlar arasına sıkıştırılmış Kürtler ise tımarhanede insanlıklarını arıyor.
1920’lerin sokaklarında, üç kişinin bir araya gelmesi yasaktı. Açılımlı, süreçli günümüzde, rejime sadakat ve baş efendiye bağlılık yolunda, gece yarısında mitingler zinciri de serbest; ama Kürtler gün ışığında, ana yurtlarında yurtsuz; onların "köleliğe hayır" sesleri ise, "bu vatan senin değil" hatırlatmalı polis barikatlıydı.
Ve onlar, cop darbeleri, gaz bombaları, su fışkırtan tanklara karşı, savaşa gider gibi zırhlanıp, pekçe giyinerek sokağa çıkıyorlardı.
El Kaide hortlak ruh olarak geride durup sayıklarcasına "kardeşlik" diyor; maganda mangaları okullarda, inşaatlarda Kürt avına çıkıyordu. Polis ve asker, Kürt genci "indiriyordu".
Kürtlere "vur ha vur" kanunları Gezi’de "Türklere" de dönünce, "uyuyan güzel" uyanır gibi oluyor; "dindar ve kindar nesiller yetiştirmekle görevli" öğretmenler de, sonunda, kendilerine ayrılan "hadi gülüp eğlenin günü"nde baş efendiye sadakatsizlikten hastanelik ediliyordu.
Yaralı öğretmenler sokaklardan toplanıp, hastaneye taşınırken, tek başına dünyaya bedel ve hem de kainatı kurtaran edalı başbakanın, saf dışı edilen yandaşlarının sesi olup Mısır rejimini paylayan sedası dökülüyordu, ülkenin üstüne:
"Biz, halkların iradesine, egemenlik hakkına saygı duymayana saygı duymayız."
Başbakanın "halkların egemenlik ve irade hakkı"na saygı üzerine övgüler dizdiği sırada içeride ve dışarda Kürtlerin iradesi, egemenlik hakkı ayaklar altındaydı. Kürtler içeride polis copunun, zehirli gazların dumanı altında can çekişircesine inliyor; Rojava’nın irade ve egemenlik hakkı, tehdit hedefine oturtuluyor; serbest atışla "özerkliğe izin vermeyiz" deniyor; Başbakan Tansu Çiller'in erkeksi sesiyle "o bayrak inecek" diye devam ediliyordu.
Suriye'yi istila etmiş gezgin El Kaidecilere devlet olurdu; ama Kürtlere özerklik de haramdı. Kürtler "iyi huylu" ve "kötü huylu" diye ikiye ayrılıyordu, çünkü.
"İyi Kürt, ölü Kürt"tü. Ölü Kürde methiye, "vah Musa Anter vah" iç çekişi ile başlıyor, "ah Ahmet Kaya ah, keşke aramızda olsaydın" demeye uzanıyordu.
"İyiler", ayrı bir halka mensubiyetin onurunu yadsımış, kimi "kardeşler"di. Bunlar seçimden seçime, "oyunu bana ver ve cennete git" pazarında yemin peşinde, sırtında kömür torbası, kolunun altında makarna poşetiyle dosdoğru koşanlardı. Toplu oy getirenin cebine Türk lirası cinsinden para ya da altıncık konduktan sonra Kuran'a el basıp, "aile boyu oyum sanadır" yemini ettiriliyordu. Bunlar, kendi halklarının haini haramilerdi.
Onurunu satışa çıkarmış besleme ise çeşit çeşitti.
Hapisten çıkarılan Hizbullahçı, partileşip ilk cinayetini işleyerek, tandır artığı "kut xur"luğun hakkını veriyordu. "Kut" kapma yarışına giren bir başkası, sistemin KDP’sini kurdurma emri alıyor; beslemelerin TRT Şeş cenâhı ise şimdilik balla, börekle besleniyorlardı. "Derin yükün katırı" lakaplısı son katılanları, ama en hızlılarıydı.
Kürtler için katil besleyip donatmak, sonra da "kardeşlik" demek, Kürtlerin çoktan aştığı zamanın ruhuna ve El Kaidecilik dinine uygundu.
 "Kardeş"in Rojava'daki kardeşleri, "vekaleten savaşan" El Kaide’nin top ile tüfekleri altında; kadınları, kızları da hiçbir dinde yeri olmayan tecavüz serbestiliğinde açık ve "helal"di. Türk ırkçılığı histerisiyle doldurularak silahlandırılan Türkmenler, koyunlarında besledikleri El Kaidecilerin safında, Rojava saldırısında talancıydı.
Bu Türkmenlerden biri olan Amir Sohta, Taraf gazetesinden Amberin Zaman’a, "Geçen yaz Ras el Ain’de (Ceylanpınar’ın karşısında) Kürtlere karşı Selefilerle birlikte çatışmıştık" diyor, devam ediyordu:
"Kürtlerde acayip silahlar vardı. (Savaşçıların) Bir çoğu kadındı. Onlardan çok öldürdük; ama biliyorsunuz şimdi Suriye’de Kürt devleti kuruluyor."
Bir halka düşmanlık, topyekün insanlığa düşmanlıktı. Evrenin yasalarına göre ırkçılık, evrensel barbarlıktı. Birleşmiş Milletler'in tespitiyle de insanlığa karşı suçtu.
Ve Kürtler Rojava’da insanlık onuru savaşçılarıydı. Rojava bayrağı, din, iman soslu barbarlığa karşı insanlık vicdanı olarak yükseliyordu. Barbardan kaçan Hıristiyan'a, Alevi'ye, Müslüman'a, Êzîdî'ye, Arap'a, Asuri'ye sığınaktı, Rojava.