"Bizim" dedikleri müzik, konuştukları dilin kelimeleri, "reis" deyimi bile çalıntı, tarihleri çakma, coğrafyası gasp toprağı olanların, türeyiş tarihi "Ergenekon Efsanesi" Çin masalı, hayali Ergenekon’dan çıkışın öncüsü kurtun adı (Asena) da Nihal Atsız‘ın uydurmasıydı.
Türk ırkçılığı yayılmacılığın ideali "Kızıl Elma" fikri ise Doğu Roma’dan aşırmaydı.
Tarihçi Prokopius’a göre, Doğu Roma’ya altın çağını yaşatan İmparator Justinianos İstanbul’daki Ayasofya tapınağının önüne dikilen ata binili heykelinde, fethedilecek muhayyel (adını konmamış) toprakları, "altın elma" şekli olarak elinde tutuyordu. Bu elma bir idealdi. Fethedilecek ülkenin nerede olduğu ise meçhuldu.
Osmanlı Sultanları, Fatih adıyla bilinen İkinci Mehmet dahil, bu ideali miras bilip peşinden koştular. Daha sonra, gasp, talan güçleri kalmayınca, bu hayali unutmaya terk ettiler.
Ancak, İttihat ve Terakki örgütü 1908 yılında devleti ele geçirince, kan dökmeyi şan ile şeref bilmekten mı, her neyse, "Altın Elma"yı, "Kızıl Elma" adıyla gün ışığına çıkardılar. Türk ırkçılığının teorisyeni Kürt Ziya Gökalp de, 1914’de yayımlanan "Kızıl Elma" adındaki kitabında, Romalılar gibi fethedilecek toprakları "Turan ülkesi" adıyla hayali bıraktı. Türk ırkçıları, o günden beri "Turancı" diye adlandırılıyor. Turan ülkesi de tam olarak neresi olarak bilinmeyen Orta Asya…
"Kızıl Elma"ya erişme hayaliyle, Ruslara saldırıp Birinci Dünya Savaşını başlattılar. 1915 yılında da, bugünkü Kürtler gibi rehine aldıkları Ermenileri kırmaya giriştiler. Bu süreçte, Erzincan ile Erzurum arasındaki güzergah boyunca, "bu yol Turan’a gider" tabelaları astılar.
İttihatçılar, Kızıl Elma hayali ile imparatorluğu yok ettiler. Ancak, buna rağmen, onların B takımı olan Kemalistler, bu hayalden vazgeçmediler. Kızıl Elma idealini, paranın üstüne basılan kurt motifleri, ders kitaplarına da giren şiirler ve Ziya Gökalp’in yeni teorileriyle hasretlerini anlattılar.
Ancak Hitler ırkçılığının yenilgisi uç verince, hasret şarkıları bitti. Kızıl Elma yasaklandı. Turancıların ele başı diye üsteğmen Türkeş ve yazar Nihal Atsız ile adamları tutuklandı. Kutsal hayal pis ve suç sayıldı.
Fakat, bir Çin masalından fırlak Ergenekon kurtu dokunulmaz kaldı. Başkasının masalından kendilerine tarih çıkardılar. Kurt ataya sahip oldular.
Türk ırkçıları, 1969-1980 yılları arasında kurdu bayraklaştırıp gölgesinde uluyarak, can aldılar. Ortalığı kan kızıl ettiler.
Derken, 1990’ların sonlarından itibaren, daha sonra darbecilikle suçlanan bazı Generaller Kızıl Elma’yı telafuz etmeye başladılar. Hedef Çin’e kadar uzanma idi.
Daha sonra, çetenin sivil kolları sokaklara çıktılar. Adliye önlerinde, yazarları linç etmek üzere mevzilendiler.
Bazı generaller darbecilikten tutuklanınca, kayboldular…
Öte yandan, onları tutuklayan Recep Erdoğan’ın emir ve komutasındaki AKP, bu sırada beklentileri nedeniyle, onlara karşı, Kürtlere ise dost görünümlüydü. Kürtler şirin gelir diye, "biz, milliyetçiliği ayağımızın altına aldık" diyordu.
Hatta barışçıydı, Recep Tayyip. Meydanlarda, "analar ağlamasın" haykırışıyla havayı yumrukluyor, Şivan Perwer-İbrahim Tatlıses’i Amed’de sahneye çıkarıp "Negiri Daye" ağıdını söyletiyor, kendisi de ağlamaklı dinliyordu.
Oysa, her şey dümen, dümbelekti. Bu dümende, kazanç için her yol mübahtı. Yan, yön değiştirmek marifetti.
Recep Tayyip, Kürtleri avlayamayınca, hızla dümen kırmış, rüzgar gülü misali devine devine, Kemalist Kızıl Elmacılara ve Ergenekonculara yanaşıp bütünleşti.
Şimdi, Kürdistan’da yarım bırakılmış Kızıl Elma vaktiydi. Hep bir arada, gazabın celladı kesilip saldırdılar. Şehirleri, insan başına yıktılar. IŞİD’çı kardeşleriyle, insanlığa karşı suç işlemede yarıştaymış gibi, insan kestiler. Esirleri yakarak, zalimlikte Moğolları da arattılar.
Katlettikleri insanları yol boylarına atarak tıyniyetlerini gösterdiler.
Öte yandan komşu evlerinde yangın vardı. Yangın, vurgun arayan Kızıl Elmacılar için, şenlik yeriydi. Yangın yerine dostluk, yardım, kurtarıcılık adına yanaştılar. Hırsız gibi sinerek, bir gece yarısı Irak’a girdiler. Irak onları çıkarmak için, şimdi dünyadan yardım istiyor.
O ise hala, "yardıma geldim" diyor.
Bu, Bizans’ın "Altın Elma" idealini de kalpazanlık yollarında kire, çamura batırmaktır. Yardım adıyla aynı kirli yoldan gidip "kimsenin toprağında gözümüz yok, maksat insanlık olsun diye ölme pahasına yardıma koşuyoruz" diyerek, Suriye’ye girdiler.
Recep Erdoğan, el Alemin Afganlısı, Perslisinin Bizans’la yaptığı savaştan elde ettiği üstünlükten Ergenekonca bir övünme çıkarmak için gittiği Malazgirt’te "bizim Kızıl Elmamız" diyerek Suriye’nin çalıntı topraklarını gösteriyordu.
Ve Recep Tayyip "hamdolsun Kızıl Elma yollarındayız" diyordu.
Enver ve Talat Paşalar da bir zamanlar Kızıl Elma yollarına düşmüşlerdi. Turan imparatorluğu kurayım derken eldekini de kaybettiler.