PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Med Nuçe’de yayınlanan özel programda gazeteci Erdal Er’in sorularını yanıtladı. AKP’ye en yakın örgüt olarak El Nusra’nın Halep-Efrîn hattında çatışma yaratmak istediğine dikkat çeken Karayılan, Cizirê Kantonu’nda DAİŞ’e karşı son hamlenin sadece Rojava için değil Suriye için de yeni bir başlangıç olduğuna dikkat çekti. Özellikle Evdilezîz’in YPG/YPJ güçlerinin denetimine geçmesinin Suriye’deki kaosun sona ermesi için önemli bir mevzi olduğunu belirten Karayılan, “Bu hamle Suriye’nin geleceğine dönük büyük umut yaratıyor” diye konuştu. 

AKP Hükümeti ve Türk ordusunun seçim sürecinde çatışma yaratma çabasına dikkat çeken Karayılan, “Güvenliği tek taraflı olarak biz muhafaza ediyoruz” dedi. Karayılan, Erdoğan’ın seçim mitinglerinde Kürtleri hedef alan sözlerinin bir stratejiyi ifade ettiğinin de altını çizdi;  “Eğer AKP, seçimlerde istediğini elde ederse hakimiyeti sağlarsa, Kürt sorununda yeni bir politikaya yöneleceği açık ortadadır” diye konuştu. Karayılan’la yapılan röportajı özetleyerek paylaşıyoruz…


Rojava bir bakıma gelip işin merkezine oturan bir yer. Rojava’da, dolayısıyla Suriye’deki son durumu nasıl görüyorsunuz? 

 Ufukta gözüken bu savaş kısa sürede bitmeyecek. Derinleşecek. Giderek savaş daha açık biçimde bir mezhep savaşına dönüşüyor. Mevcut durumda Suriye’de çatışmanın nasıl, nereye doğru gideceğini kimse kestiremiyor. Zaten çözüme dönük kimse herhangi bir proje de ileri süremiyor. Bir tek şu anda PYD’nin öncülük yaptığı Rojava devriminin ortaya koyduğu bir projesi vardır. 

Şimdi Suriye’de bu belirttiğimiz temelde çok çeşitli güçler oluştu. Özellikle Türkiye, S. Arabistan, Katar, Batılı sermaye güçleri kendilerine bağlı paramiliter güçler oluşturdular. Bir ara denildi ki Suriye’de 1300 silahlı örgüt-grup varmış. Yani savaş bir kazanç sağlama aracına dönüştü. Sektör oldu adeta. Bu biçimde gittikçe derinleşti çatışma süreci. Ama bundan en çok yararlanan kim oldu, El-Kaideci güçler. Selefi güçler palazlandı. 

Aslında beş temel güç var. Birincisi Suriye rejimi devletidir. Halen aslında en güçlü olan ya da daha fazla arazi elinde olan güç onlardır. Ama rejim de artık bir örgüte dönüşmüştür. Yani bir devlet olmaktan neredeyse çıkacak. 

İkincisi Kürdistan bölgelerini, yani her üç kantonunu istikrarlı bir biçimde denetiminde tutan YPG güçleri vardır. Rojava devrimi gücü var.

Üçüncüsü DAİŞ’tir. Halep’in batısından itibaren Haseki’nin güneyi, Deyrezor, o hat boyunca, yani Suriye’nin kuzey ve doğusunda etkilidir.

Dördüncü güç ise El Nusra ile Ahrar el Şam’dır. Bunlar ikisi birbirine yakın. İkisi de aslında El Kaide gücüdür. Beşinci ve sonuncusu ise ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) adı altında hareket eden çeşitli irili ufaklı gruplardır. Bunların içerisinde de işte kurulmuş olan bir İslami Cephe de var. ÖSO çatısı altındadır. 

Şimdi El Nusra Halep’i almaya dönük hamle hazırlığı içerisindedir. Böyle bir olasılık gelişirse Efrîn de tehlikeyle yüz yüze gelebilir. O cephede de bir çatışma durumu, olasılığı gelişebilir.  El Nusra bu mevcut radikal örgütler içerisinde en çok AKP’ye yakın olan örgüttür. 


AKP Hükümeti’nin Rojava’ya dönük düşmanlık politikası devam ediyor mu? 

AKP hükümetinin zaten Kürt sorununa yaklaşımını açığa vuran saha Rojava sahasıdır. Rojava’daki kantonların tasfiyesi için elinden ne geliyorsa yaptı. Rojava üzerinde ambargo uyguladı ve daha uyguluyor. Yani yapılabilecek ne varsa aslında AKP yaptı. Önderlik sürekli çözüm çerçevesinde Kobanê sürecini de ele alan bir yaklaşımı dayattı. AKP hükümeti ise Kobanê direnişini ezmeyi hep hedefledi. Bir keresinde 30 Kasım’da İmralı ile görüşmeler olacaktı. Birdenbire 30 Kasım görüşmesi 29 Kasım’a çekildi. Sonradan anlaşıldı ki 29 Kasım günü Kobanê’ye dönük sürpriz bir DAİŞ hamlesi var. Aynı güne denk gelmesi tamamen planlı bir şeydir. Yani amaç kuzeydeki halkımızın da tepki göstermemesi, herkesin işte İmralı’da görüşme var beklentisiyle beklemesini sağlamaydı. Ama bunlar sonuç almadı. 

Bütün Kürdistan Kobanê direnişini destekledi. Belkide tarihte ilk kez halkın direnişinin zafere dönüştüğü bir başarıdır.


Cizirê kantonunda da çatışmalar sürüyor…

Evdilêziz dağının uzantısı Suriye’nin içlerine doru giden bir yerdir. Bu hamlenin başarılı bir şekilde sonuçlanması halinde birincisi DAİŞ çetelerin Kürdistan bölgesine yönelik tehditlerinin önü alınacaktır. İkincisi ve esas olarak da demokratik Suriye devrimin önü açılacaktır. Özellikle Suriye’deki gerçek muhalifleri ile gerçek bir ortaklaşmanın gelişmesi için bu hamlenin önemi çok büyüktür. Bu aynı zamanda Suriye’deki kaotik duruma ciddi bir müdahaledir. Bu hamlenin başarısı Suriye’de DAİŞ‘in büyük darbe alması anlamına geliyor. Dolayısıyla bu hamle Suriye’nin geleceğine dönük büyük umut yaratıyor. 


Kerkük ve Şengal için neler söyleyebilirsiniz?

Güçlerimizin Şengal ve Kerkük sahasına gidişi çok önemliydi, büyük bir katliamın önüne geçilmiş oldu. Şengal’i tümden özgürleştirme ve o faşist çete saldırılarından kurtarma hedefimiz vardır. Ve bu görevini tümüyle yerine getirmeden oradaki güçlerimiz dönmez. Güney Kürdistan’ın diğer alanlarında da saldırılar hala devam ediyor ve güçlerimiz savunma görevlerini yerine getiriyorlar. Gerekli olduğu kadar yerlerinde kalacaklardır.


Güvenliği biz muhafaza ediyoruz


Kamuoyunun merak ettiği konu askeri operasyonlar. Halen devam ediyor mu, nedir durum?

Türk ordusunun bir süredir ateşkes kurallarını bozmaya dönük bir hareketliliği var. Şu anda da devam ediyor. Karakol yapımı, askeri amaçlı baraj yapımı, askeri yollar, Tendürek’te olduğu gibi doğrudan gerillanın üzerine yürüyen askeri hareketlilikler sürüyor. Aslında gerillanın duyarlılığı, uygun hareketlerle zemin sunmaması sayesinde aslında çatışma gelişmiyor. Birkaç kez öldürme kastıyla değil; uyarı amaçlı atışlar yapılmıştır. Bu tamamen bizim tek taraflı olarak büyük bir duyarlılıkla muhafaza ettiğimiz bir durumdur.


Genelkurmay operasyon gerekçesini seçim güvenliğine bağlıyor. Diyor ki gerilla HDP için oy istiyor veya silah zoruyla insanları tehdit ediyor, iddiası bu...

Bizim genel talimat veya perspektifimiz şudur; herhangi bir temasa, çatışmaya mahal vermemek, zemin sunmamaktır. Ordunun kontrollü çatışmayı geliştirme çabaları vardır. Mesela Uludere sınırında en son bir iki gün önce güçlerimize 300 m. yakınlıktaki tepeyi gelip tuttular. Ve o tepeden güçlerimize ateş ediliyor. Şimdi biz ateş etsek, ne olacak? Çatışma başlayacak, derken sınır boyu bir çatışmaya dönüşebilir. Derken daha kapsamlı bir çatışma durumu gerçekleşebilir. Mesela Dağlıca, yine Şemzinan hattında da benzer şeyler var. Kısmen Mardin’de, Ağrı’da, Amed’in bazı bölgelerinde çatışma ortamını yaratmaya dönük ciddi girişimler var.


Her seçim öncesi AKP sizden ateşkes isterdi, dolaylı veya dolaysız. Fakat bu defa çatışma mı istiyor? 

AKP politikası seçimlere çatışmasız girmek, böylece istediği oyu almak, sonuç çıkarmaktır. Şimdi bu Haziran seçimlerinin yakınlaştığı süreçte Önderliğimiz de Akp’nin bu yaklaşımını değerlendirmek istedi. Müzakerelerin gelişmesi gerektiğini, aksi durumda çatışma olasılığının da gündemde olduğunu yansıtan bir durum çerçevesinde Önderliğimiz aslında bir hamle gibi kendi yaklaşımını ortaya koydu. AKP yöneticileri de başta Erdoğan olmak üzere Haziran seçimlerine sükûnet içerisinde girebilmek için bu istemlere olumlu cevap verdi. Müzakere başlamamış olsa da masa kuruldu. Dolmabahçe açıklaması yapıldı. Ardından birdenbire Erdoğan’ın müdahalesiyle süreç durduruldu. Baktı ki seçim anketlerinde gidişat kendi lehine değil ve HDP barajı aşıyor; planlaması suya düşecek. Bu yüzden seçim süreçlerinde çatışma olmamalı siyasetini değiştirdi. Şimdi ne yapmak istiyor? Kontrollü bir çatışmayı yaratmak istiyorlar. 


Bunda nasıl bir fayda görüyorlar?

HDP’nin Türkiye’nin tüm kentlerinde çalışmasını zorlaştırmak istiyor. Asker cenazesi gelirse HDP, Samsun’a, Karadeniz’e, Ege’ye gidip rahat çalışamaz. Böyle bir havayı yaratmak istiyorlar. Asker ölümünden bu biçimde fayda sağlamak istiyorlar. Tabii ki bu çok kirli, iğrenç bir politika. Çok alçak bir yaklaşımdır bu.


Bunu sadece seçim stratejisi veya taktiği olarak mı düşünüyorsunuz?

Bir taraftan seçim taktikleri güdülüyor, ama öbür taraftan savaşa hazırlanıyor. Bu konuda bilgilerimiz var. Hükümet ve devlet, Kürt sorununda sertleşme, gerekirse savaşla çözme noktasında belli bir gidişat içerisindedir. Erdoğan’ın seçim nedeniyle mitinglerde söylediği sözlerin altında aslında devlet içerisindeki derin güçlerle AKP’nin anlaşması, ortaklaşması temelinde oluşturulmuş bir stratejinin ifadeye kavuşturulması vardır. Eğer AKP, seçimlerde istediğini elde ederse hakimiyeti sağlarsa, Kürt sorununda yeni bir politikaya yöneleceği açık ortadadır.

AKP, seçimi kazanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Çünkü seçimleri kaybederse, yargılanabilir. Aslında bunun korkusunu yaşıyorlar. Önder Apo aslında bu konuda çok uyarılar yaptı. Yani olası bir darbe mekaniği ya da yargılama durumunun önüne geçmenin yolu bazı derin güçlerle ittifak kurup, antidemokratik diktatöryal bir sisteme doğru gidiş değildir.  Darbe mekaniğinin önüne geçmenin yolu demokratikleşmedir. Ama öyle görünüyor ki, AKP’nin tercihi başka oldu. Şimdi böyle olan bir yapılanma seçimi kazanmak için, her şeyi yapar. Gözü kara bir biçimde her şeyi yapabilir.


Seçim güvenliği, sandık güvenliğine nasıl bakıyorsunuz. Seçime kadar pozisyonunuz ne olacak?

 Beş gün önce ben, telsizle konuşurken, -ki bunu herkes dinleyebiliyor- açıkça tüm güçlere talimat verdim ve bizim öz yaklaşımımız da budur: Demokratik ilke gereği seçimlere hiçbir biçimde bir tehdit bir baskı bulaşmamalıdır. 

Özellikle seçim sonuna kadar hiçbir biçimde herhangi bir şiddet durumuna yönelme durumumuzun olmayacağını açıklıkla belirtiyorum. Zorunlu savunma durumları dışında bizim güçlerimizin herhangi bir biçimde şiddet kullanması söz konusu olmayacaktır. Eğer bir operasyon durumu, şiddet durumu gelişirse, bilinmeli ki bu devlet güçlerinden kaynaklı bir şey olacak.  AKP’nin bu seçim gününde neler yapabileceği kestirilemez. Türlü türlü antidemokratik yöntemlerle, bu seçimden sonuç almak isteyecektir. Ancak demokrasi güçlerinin HDP’li olsun olmasın tüm güçlerin adil bir seçim olması için iradelerini ortaya koyması, seçimde sandıklara sahip çıkmaları, antidemokratik uygulamalara prim vermemeleri gerekir.


Avrupa seçmenlerine çağrı


Bu seçime Avrupa’dan katılım önem kazanıyor. Avrupa’dan giden oylar tüm Türkiye illeri üzerine dağıtılıyor. HDP’nin oyu Manisa’da Aydın’da Bursa’da belki ramak kala takılı kalabilir. Fakat Avrupa’dan gelen oylarla bir milletvekili çıkarabilir. Yine barajın aşılması için Avrupa’nın etkisi olacak. Benim çağrım şudur bu seçim sıradan bir seçim olarak ele alınmamalı; Türkiye’nin kaderi belirlenecek. Dolayısıyla herkes seçime katılmalı. Katılım oranı düşük. Özellikle Kürdistanlılar demokrasiden yana olan tüm Türkiyeliler bir görev olarak görmeli hafta sonu değil hafta içi izin alarak oy kullanmaya gitmeliler. Avrupa’daki vatandaşlarımız kendilerini sorumlu görsünler Türkiye’deki bu önemli süreçte tercihlerini yapsınlar yani kayıtsız yaklaşılmamalı. Özellikle her Kürdistanlı bilmeli ki bu seçim Kürdistan halkı için çok önemli savaş ve barış ekseninde bir tercih durumudur. Ben yurtsever ve demokratım diyen her Kürdistanlı ve Türkiyeli bir kadro gibi çalışmalı, herkes sandık başına gitmeli. Hilelerin olacağı kesin. Hile yaparlar. Birçok oyu geçersiz sayar ve çalarlar. Eğer oy oranı % 12 veya %13 olursa ne kadar çalarlarsa çalsınlar engel olamazlar. Bunun için hedef barajı aşmak değil hedef yüzde 14-15’leri aşmak olmalı. Bu yüzden tüm yurtseverler sorumlu yaklaşmalı.   


HABER MERKEZİ