
Almanya’dan REFERANDUM notları - 8. Bölüm / Hazırlayan: Osman OÐUZ
Hannover, 150 binden fazla seçmenin kayıtlı olduğu Türkiye ve Kuzey Kürdistanlıların önemli bir merkezi. Aşağı Saksonya (Niedersachsen) Eyaleti’nin başkenti olan kentte referandum, başka pek çok yerde olduğu gibi sadece Türkiyelilerin değil Almanların da temel gündemi.
Kentteki ilk durağımız, daha çok Bingöllülerin gittiği bir kahvehane. 4 kişilik bir grubun kağıt oynadığı, 2-3 kişinin de “yancılık” ettiği masaya yaklaşıp derdimizi söylüyoruz ve hemen oyunu bırakıp çay söylüyorlar. O andan sonraysa hiç susmadan, sözü birbirlerinden alarak anlatmaya başlıyorlar.
Hayır’ın eksikliği
Birçoğunun ilk şikayeti, Hayır çalışmalarının eksikliği. Masanın politik gelişmelerle en fazla haşır neşir olanı olduğu anlaşılan Mehmet, AKP’lilerin konsolosluk ve kentteki 7-8 cami üzerinden çok ciddi ve derinden bir referandum çalışması örgütlediğini anlatıyor ve ekliyor: “Hayır cephesinde çok ciddi bir çalışma yok.”
Kahvede ilk defa
“Elinize Hayır’a dair herhangi bir bildiri ulaştı mı” diye sorunca ise hep birlikte yanıtlıyorlar: “Bu kahveye şimdiye kadar gelen olmadı. Hatta bu kahve ne zamandır var, ilk defa böyle siyaset konuşuyoruz.”
Evlatlıktan redde rağmen…
Buna rağmen herkes, genel olarak iyimser. Bingöl’de AKP, her seçimde dini argümanları yoğun biçimde kullanıyor; referandumda da aynı durumun yaşandığını belirtiyorlar. Fakat özellikle gençler, daha önce HDP’ye oy verdikleri gibi referandumda da Hayır seçmeni olmuşlar. Bu sırada araya giren bir genç, bu iddianın sağlaması gibi: “Babam ‘Evet demezsen evlatlıktan reddederim’ dedi ama tarafımız belli, gidip Hayır diyeceğiz.”
‘AKP’ye oy verdim ama…’
Masanın en heyecanlılarından biri olan Fehmi ise, katıldığı ilk iki seçimde AKP’ye oy vermiş. “Fakat” diyor, “sonra her türlü pisliği çıktı ortaya. Masayı devirmesinden sonra hele artık hiç oyumu vermem.”
Daha ne olsun!
Bu sırada başkaları da, karşılaştıkları eski AKP’li Hayırcılardan bahsediyor. Söylediklerine bakılırsa, konsoloslukta çalışanlar içinde bile Hayır diyenler varmış; ama bu kimseler, güvenlik endişelerinden dolayı renklerini hiç belli etmiyormuş. O sırada Fehmi, araya giriyor: “Adam Avrupa’ya bile korkuyu salmış. İşte bu korkuyu yenmek için Hayır diyeceksin, daha ne olsun!”
82 Anayasası’nın devamı

Kemal Çelik, Çorumlu ama Ankara’da, 1962’de doğmuş. Türkiye Komünist Partili. Bu kimlik, ona adeta ailesinden miras.
Çelik’in Avrupa’daki kesintisiz 40. yılı. İlk olarak 1973’te gelmiş, geri dönmüş, 77’de tekrar gelmiş ve daha da -izinler dışında- dönmemiş.
12 Eylül günlerine de tanıklık etmiş Çelik, Hayır’ını anlatırken buna değinmeden duramıyor: “Bunlar askeri cuntanın yaptığı anayasayı güncelliyorlar, farklı bir şey yapmıyorlar. Dolayısıyla biz Hayır derken aslında ikisine birden Hayır demiş oluyoruz.”
Çelik, Hannover’de Hayır Platformu’nun temsilcilerinden. Aynı zamanda kentte HDK-Avrupa’nın eşsözcüsü. Hayır kampanyasına iki ay önceden başladıklarını ve o tarihten bu yana yaptıkları bütün diğer etkinlikleri de Hayır ile ilişkilendirdiklerini belirtiyor.
Ücretsiz ‘Hayır Taksi’!

Ulusalcıların afişinde ‘Hayır’ı silip ‘Evet’ yazsanız da olur; söylemde, zihniyette tek fark yok.
Nürnberg, Almanya’nın hem tarihi hem de güzelliğiyle meşhur kentlerinden biri. Bavyera Eyaleti’nin bu kenti, Hitler’in hem önemli merkezlerinden hem de en büyük darbeyi yediği yerlerden biri. Hitler, “En sevdiğim şehir” demiş; ama Hitler’in takipçisi savaş suçluları burada mahkûm olmuş.
Nürnberg’in 500 binden biraz fazla nüfusunun yüzde 4,5’ini Türkiyeliler oluşturuyor. Kent ayrıca Türkiye’den Antalya ile kardeş şehir. Dolayısıyla Türkiyeli demokratik kamuoyunun da kentte bir ağırlığı, görünürlüğü var.
Tekçi Hayır!
Biz oradayken kentte iki Hayır etkinliği birden vardı: Avrupa’da Hayır Platformu’nun ve Vatan Partisi’nin öncülük ettiği ulusalcıların…
Kentin sokaklarında ise Hayır cephesinin iki üyesinin farkını çok net ortaya koyan bir afiş… Ulusalcı Hayırcılar, miting çağrısı yapıyor. Afiş üzerinde üzerinde Türk bayrağı bulunan bir el var ve beş parmağı “tek”lerle donatılmış: Tek dil, tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet. “Hayır” yazan yerlere “Evet” yazılsa hiç sırıtmaz, o derece bir abeslik.
‘Umarım devam eder’
Akşam saatlerinde Hayır Platformu’nun standındaydık. Kentteki 630 üyeli Alevi Kültür Merkezi’nin Başkanı Cengiz Şahin, çalışmalara “referandum sinyalleri gelmeye başlar başlamaz” start verdiklerini anlattı ve ekledi: “Çizdiğimiz yol şu: Fazla detaylara inmeden insanları Hayır demeye yönlendirmek… Apolitik insanları da etkilemeyi hedefledik.”
Malatya’nın Akçadağ ilçesinde 1963’te doğmuş “eski Dev-Yolcu” Halil İnal ise, AABK’den NAV-DEM’e, DİDF’den AGİF’e birçok örgütün yeniden bir araya gelmesinden duyduğu heyecanı paylaşıyor ve “Umarım bu beraberlik 16 Nisan’dan sonra da devam eder” diyor.
Kentte müşahit organizasyonu tamamlanmış; her gün kimin sandık başlarında nöbet bekleyeceği az çok biliniyor. Bu meseleyi çok önemsemişler. Halil İnal, verdikleri önemi şu cümleyle anlatıyor: “80 yaşında babam var, o bile adını yazdırdı, gelip sandık başlarında duracak.”
Seçmenlerin sandığa taşınması içinse taksilerle anlaşma yapılmış. Bildirilerle telefon numaraları dağıtıyor ve çağrı yapıyorlar: “Kendi olanaklarınızla gidemiyorsanız arayın, sizi sandığa kadar biz ücretsiz taşıyalım.”
‘Cumhuriyet çocuğu’ Tanrıverdi: İnsanlar resmen bizden soğudu!
Muharrem Tanrıverdi’nin tek örgütü, memleket. 50 yıla yakındır Almanya’da yaşıyor ama memleketi hep içinde taşımış. Erzincan’da, 1958’de doğmuş. Gençliğinden bu yana fabrika işçisi. 50 yıldır ilk defa şimdiki gibi bir durumla karşılaştığını söylüyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Komşum yanıma geldiğinde ‘Manyak mı bu, ne yapıyor’ diyor. ‘Ben de karşıyım’ diyorum ama ikna da edemiyorum. Resmen soğudular insanlar bizden ya! Bu yönetim yüzünden bize de öyle yaklaşıyorlar. Sen ‘Ben onu desteklemiyorum’ desen bile, ‘İlla ki içinde bir şey vardır’ diye düşünüyor.”
‘Laikliği de kaldıracak’
Kendisini “bir cumhuriyet çocuğu” olarak tanımlayan Tanrıverdi, “Belki Türkiye’de fazla yaşamadım ama cumhuriyetle gözümü açtım. Ben Erdoğan’ın istediği gibi bir Türkiye’de yaşayamam, oraya gidemem. Laikliği de ortadan kaldıracak, kendi sistemini kuracak. Çok büyük tedirginliğimiz var” diyor.
Türkiye-Avrupa gerilimi
Tanrıverdi, Hollanda ve Almanya ile Türkiye arasında yaşanan gerilimde de, tüm vatanseverliğine rağmen, Türkiye’yi haksız buluyor; bunu da bir benzetme ile anlatıyor: “Diyelim ki size misafir gelmek istiyorum. Bana diyorsunuz ki, ‘Dostum maalesef ben bugün kabul edemem, haftaya gelir misin?’ Benim kafam atıyor, çıkıyor geliyorum. Kapıyı kilitlersiniz üstüme, kabul eder misiniz? Hollanda da bunlara öyle dedi ama bunlar kabadayılık yapıyor.”
Erdoğan’ın Avrupa’yla kavgaya girişmesi, “Nazi” benzetmesi yapması konusunda da kızgın; “Hiç mi buradaki işçi vatandaşlarının hatırını, gönülünü saymıyorsun? Bu tavrının onlara zarar vereceğini hiç mi düşünmüyorsun?” diye soruyor.
Bir annenin nasihatı…

Sevim Uluçay, Hayır çalışmalarının en renkli simalarından biri. Malatya’da, 1961 yılında doğmuş ama Diyarbakır’da büyümüş ve Dicle Üniversitesi Sağlık Koleji’nde okumuş. Şimdiye kadar hiçbir yerde örgütlenmemiş ama HDP ile birlikte o da birçok çalışma alanının etkin öznesi olmuş. Şimdilerde HDK-Avrupa Meclisi, HDK-Almanya Yürütme Kurulu ve Avrupa’da Hayır Platformu Merkezi Koordinasyonu üyesi.
Annenin nasihati ve Hayır
Uluçay kendini, “yüzde 25 Kürt, yüzde 25 Çerkes, yüzde 50 Türk” olarak tanımlıyor. Hayır vermesinin gerekçesini ise annesiyle olan bir diyaloguna dayandırıyor: “Annemin bana sağlık alanında çalışmaya başladığımda ilk söz verdirdiği şey şuydu: Hiçbir hastana ‘Bugün git, yarın gel’ demeyeceksin, hiçbir hastana ayrımcılık yapmayacaksın. Ben o gündür, bugündür o ilkeyle yürüyorum. Doğruculuğum yüzünden birçok yerden de kovuldum. Bu Hayır da o doğruculuğun Hayır’ı. O kökler olmasa başka bir şey olurdum.”
‘Ezberlerin bozulması gerek’
Uluçay, bir yandan serbest ebruzenlik de yapıyor. Aslında her yanıyla sanata yatkın bir kişiliği var. 8 Mart yürüyüşlerinin de en dikkat çekici simalarından biriydi; çünkü HDK-A önlüğüyle birlikte cadı kostümü giymişti; elinde ise “Diktatöre Hayır” bayrağı taşıyordu. Diyor ki Uluçay, “Ezberletilmiş fikirleri hiç sevmiyorum. Özellikle kadınlarla ilgili geleneklere, göreneklere çok karşıyım. Demokratım, sosyalistim, komünistim diyenler dahi gelenekleri destekliyor; ben onların yuvasına çomak sokmak istiyorum. Antipatik olmayı da göze aldım. Çünkü artık ezberlerin bozulması, zincirlerin kırılması gerekiyor.”
‘Yoksam, nasıl yaşarım ki?’
Onun Hayır’ının da kadın kimliğiyle de ilgisi var elbette. İşin bu boyutunu şöyle anlatıyor: “Kocanın karısı, mutfağın aşçısı, yatak odasının seks işçisi, bütün sülalenin hizmetçisi ve yeri geldiğinde kocasının aksesuarı. Kadına verilen rol bu. Birey olma vasfının dışındaki bütün vasıflar veriliyor ama birey olduğunun üstü her şekilde kapatılıyor. Hayır dediğimizde buna karşı durmuş oluyoruz. Evet dersek, bir sahibimizin olduğunu kabul etmiş olacağız. Eğer ben bir kadın olarak yoksam, kararlarımı kendim veremiyorsam nasıl yaşayabilirim ki? Özgürlüğüm her şeyden daha önemli; sağlığımı kaybederim, özgürlüğüm için. Bu nedenle de yüz bin kere Hayır.”
Bilmiyorsun ki n’apsan nafile!
Sevim Uluçay, Hayır çalışmalarını bir de şarkı sözüyle renklendirmiş. En çok istediği şeylerden biri, bu sözlerle bir rap şarkısı yapılması… Bir kısmı şöyle:
Başkan olma heveslisi Erdoğan,
Başkan başkan olacam diye
Bir anda bütün ülke karardı
Bu sesle tüm sokaklar yankılandı.
Kadınları hiçe saydın,
Onları köle yapacam sandın,
Din oyuncak oldu dilinde
Kur’an’ı kullandın mitingde.
Televizyon yasaklandı,
Hayırcılar tutuklandı.
CHP kafeste, MHP cepte,
Tek sesi çıkan HDP, o da hapiste.
Ama bilmiyorsun ki n’apsan nafile
Hayır, Hayır, yüz bin kere Hayır
Seni başkan yaptırmayacağız!