24 Haziran seçimleri Türkiye’de sadece yönetim sisteminin başkanlık mı, parlamenter sisteme dönüş mü olacağına değil, aynı zamanda rejimin otoriter mi, eksik demokrasi mi, güçlü demokrasi mi olacağına dair kararın verildiği gün olacak.
AKP MHP koalisyonu, devlet krizi ve Türklük krizini aşmanın yolunu otoriterleşme ve başkanlık olarak görmekte, CHP’nin kurduğu ittifak ise bu krizleri aşmanın yolunu eksik demokrasi üzerine kurulmuş parlamentarizm ve otoriterlik olarak görmektedir. AKP MHP koalisyonu da CHP koalisyonu da esasında Marx’ın işaret ettiği noktada durmaktadır: “Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, tam da böylesi devrimci kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.” AKP’nin Osmanlı’nın tek adamlığını, CHP’nin ise tek parti dönemini çağırdığı demdeyiz.
Oysa Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal krizler sanıldığından daha derindir. Geçmişten ruh çağırma seansları ile aşılamayacak boyuta varmıştır. İki koalisyonun da yaklaşımı ulusal ve bölgesel çapta açığa çıkan güncel gelişmeleri okumaktan uzaktır. Bu uzaklık mesafesi Türkiye’nin içerisinde bulunduğu krizi anlamasını zorlaştırmaktadır. Açıktır ki, Türklük krizi Türkiye’de, Kürt’ün reddini istemekle ve/veya geçmişe sıkı sarılarak aşılamayacak bir boyuta varmıştır. Kürt meselesinin giderek Türkiye sınırlarını aşması, dar milliyetçi bakış açısı ve zor kullanmak üzerine kurulu anlayış krizi aşmayı imkânsız hale getirmektedir. Özelde CHP’nin eksik demokrasi ile kurulmuş parlamenter anlayışa dönmek istemesinin anlamı şudur: CHP koalisyonu Kürt meselesinin çözümünü öncülemeyecek, çözüm perspektifinden uzak kalacaktır. Kaldı ki, Kürt meselesinin bölgesel ve küresel boyutunu gözardı eden bu yaklaşımın, güvenlik çemberinden çıkamayacağı nettir. Bu çemberden çıkamadıkça, Kürt meselesinin kültürel, sosyal ve tarihsel boyutlarını görmekten uzak kalacaktır. Kürt meselesinin çözümsüzlüğünü besleyen bu körlük, kendisini koalisyonların krizleri aşma hususunda aldıkları rövanşist yaklaşımda da göstermektedir. Gerek AKP/MHP koalisyonu gerekse de CHP koalisyonu rövanş alma anlayışıyla mevcut toplumsal ve siyasal krizlerin derinleştirmeye adaydır.
Türkiye toplumu üzerinden bir değerlendirme yapmak, mevcut tabloyu daha keskin hale getirecektir. Kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye toplumu ekonomi, demokrasi, otoriterlik kaygılarını sorunlarının ilk üç sırasına almıştır. Yani toplum Türklük Krizi’ni ve semptomlarını mevcut koalisyonlardan daha net şekilde görmektedir. Toplumun öngörüsünün ve talebinin aksine gerek Cumhur İttifakı gerekse de Millet İttifakı Kürt meselesi etrafında tartışılan demokrasi ile yaşam tarzı, inanç, özgürlük bağlamında tartışılan otoriterlik sorununu çözmeye aday değil, üç sorunun da bizatihi kaynağı durumundadır. Bahsettiğimiz rövanşist anlayışla da bu sorunları derinleştirmektedir.
İki koalisyonun aksine HDP, gerek siyasal zeminin imkânları gerekse de aday listeleri üzerinden Türkiye’nin üç temel sorununu da çözebilecek yegâne parti olarak konumlanmaktadır. Bu haliyle de Türklük Krizi’ni derinleştirmek yerine aşmanın vizyonuna sahiptir. HDP’nin öncülük ettiği Üçüncü Yol’un inşası, bugün Türkiye’de en verimli zeminlerinden birini yakalamıştır. Çünkü Üçüncü Yol, Türkiye’de yeni yaşamın sözcüsü ve umudu konumundadır. Rövanşist bir tutum, kutsal mazlumluk söylemi ile mutlak tahakkümü isteyen patolojiden uzaktadır. Büyük İnsanlık alternatif yaşamın olduğu kadar demokratik ve adil yaşamın da öncülüğünü yapacak potansiyele sahiptir.
Halkın talepleri ile bu talepleri gerçekleştirme gücü üzerinden değerlendirdiğimizde HDP’nin elde ettiği zemin, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ile bu ittifakların devlet içerisindeki uzantıları tarafından da fark edilmiş durumdadır.
HDP’nin seçimi kazanması durumunda oluşabilecek yapısal değişime karşı, rekabet içerisinde bulunan iki koalisyon ortak bazı noktalarda birleşmektedir. Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin güçlenmemesi bu ortaklığın başını çekmektedir. Nitekim bu ortak zemin üzerinden AKP/MHP koalisyonu HDP’yi barajın altında bırakmak istemektedir. Bunu sağladığı takdirde 80 milletvekili kazanacak, Anayasa’yı tek başına değiştirme şansını elde edecek. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2’nci Tura kalması durumunda yüzde 60’lık bir oy oranıyla kazanma amacını taşıyacak. Böylece hem Türklük krizine yönelik hamle yapma, Kürt inkârını derinleştirme ve rejimi daha fazla otoriter hale getirme şansı yakalayacak hem de bu oy oranı ile seçilmiş olması küresel düzeyde meşruluğunu daha az tartıştıracak. Kuşkusuz ki, özellikle uluslararası kabul ve tanınma AKP/MHP koalisyonunun içinde bulunduğu krizden çıkmasının esaslı noktalarından birini oluşturmaktadır. CHP, İyi Parti ve Saadet Partisi’nin bir araya gelerek oluşturduğu Millet İttifakı açısından HDP’nin az bir farkla barajı geçmesi ve AKP’nin vekil sayısının 300’ün altına inmesini istemektedir. Böylece 2’nci Tur için psikolojik üstünlüğü ele geçirerek Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın planını yapmaktadır.
Koalisyonların bu hesaplarına karşı HDP için güçlenmesi için geniş bir zemin vardır. Kendi tabanının yüzde 98’inin partisine bağlılığı devam etmektedir. Bunun üzerine katmanın zemini de mevcuttur. Bu kapsamda, HDP için belirginleşmiş olan iki “Stratejik Oy” kümesi vardır. İlk kümenin içinde Türkiye’nin batısında yaşayanlar ve HDP’nin barajı geçememesi durumunda AKP’nin parlamentoda anayasal çoğunluğu sağlayacağını düşünenler oluşturmaktadır. Bu kümenin bir diğer bileşeni, inanç özgürlüğü konusunda sicili bozuk olan AKP’yi frenleyebilecek tek güç olarak HDP’yi gören kesimden oluşmaktadır. Yine bu kümenin bir başka bileşeni, aday listelerine baktığında kendisini CHP’de değil, HDP’de görenlerden oluşmaktadır. İkinci Stratejik Oy kümesi, bölge özelinde belirmektedir. HDP’nin aldığı oy oranından yüzde 15 daha fazlası bir oran Kürt temsilinin mecliste olmasını istemekte; iktidarın kayyum politikasından, ablukalardaki vahşetten, dini istismar etmesinden, MHP ile kurduğu koalisyondan, aşırı milliyetçi söyleminden rahatsız olmaktadır. Bu kümenin HDP’ye oy vermesi sağlanırsa, AKP bölgede gerçek anlamda tabela partisi haline gelecektir.
HDP için seçim süreci boyunca iki ana dengenin tutulması, sonuca doğrudan etki edecektir. Bu dengelerden biri iki koalisyon arasında söylem esnekliğini sabitleyip kurulacak dengedir. Kuşkusuz HDP’nin geleceği şekillendirmede sahip olacağı söz hakkı aldığı oy sayısından çok, kendi oylarının parlamento çoğunluğunda ve Cumhurbaşkanlığı İkinci Tur’unda belirleyiciliği ile gerçekleşecektir. Bu kapsamda, HDP açıkladığı üzere parlamento veya cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tavrını ilkeler üzerinden belirleyecek, söylem esnekliğinin sınırlarını da ilkeleri belirleyecektir. Bu aşamada kişi tartışmasına girmek, HDP’nin ana stratejik hattına zarar vermekten başka bir şey sonuç açığa çıkarmayacaktır. Bu dengenin yanı sıra ikinci ana denge ise HDP’nin süreç boyunca “Kürt’e kaçmak” ile “Kürt’ten kaçmak” şeklinde ifade edebileceğimiz dengeyi kurabilmesidir. Türkiye’nin mikro kozmosu olan HDP’nin önüne gelecek her kara propaganda bölgede Kürt’ten kaçmak üzerinden, Türkiye genelinde ise Kürt’e kaçmak üzerinden şekillenme potansiyeline sahiptir. Buna karşı HDP ilkeleri ve Üçüncü Yol’un kriz çözme hususundaki hüneri noktalarında ısrarcı olursa, bu kara propagandalar kendiliğinden boşa çıkacaktır.
Siyasal olanın temelinde bulunan hesaplanabilir olmama ve siyasetin istatistikten fazla bir şey olması gerçeği, HDP’nin doğru tutum ve stratejiyi yürütmesi halinde Türkiye ve Ortadoğu siyasetinde önemli etkiler yaratabilir. HDP’nin karşı karşıya bulunduğu siyasal ortamı ve esneklik kat sayısını iyi hesaplaması, iki koalisyonun da ortak hesaplarını aşacak sonuç elde etmesi demektir. Nitekim sayılar, siyasetin esas belirleyeni olmasa da, iyi bir sonuç hem Türkiye siyasetinde dengeleri etkileyecek hem de farklı kimliklerin temas etme kat sayısını yükselterek geleceğe umutla bakabilmeyi sağlayacaktır.
Hasan KILIÇ