İki yıl önce Şırnak’ın Uludere İlçesine bağlı Roboskî Köyü'nde F-16 uçaklarla 34 sivil Kürt insanını katleden devlet, genelkurmayla birlikte danışıklı dövüşlü kendilerini aklama derdinde.  

Katliamın yaşandığı olaydan iki yıl sonra, Genelkurmay Askeri Savcılığı başlattığı soruşturmayı tamamladı. Şüpheli askerler hakkında, "kovuşturmaya gerek yok" kararı verirken, katliama ilişkin açılan soruşturmaya da "takipsizlik" kararı verdi. Kararda şüphelilerin, "kaçınılamayacak bir hataya düştükleri" belirtilerek, tutanaklara "TSK personelinin bahsi geçen TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdiklerini, görevi yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldığından, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi" diye geçti.
"Kaçınılmaz bir hata" ne demek oluyor şimdi? Hem "kovuşturmaya gerek yok" diyeceksin hem de "kaçınılmaz bir hata" diyeceksin. Bu nane, bu ne turşu?
Verilen karara ilişkin, Roboskî Katliamı’nda oğlu Serhat Encü’yü kaybeden Halime Encü, "Hiç mi vicdanları yok? Bu devlete, bu adalete lanet olsun" derken, yine katliamda yaşamını yitiren Cemal Encü’nün annesi Hazal Encü, "Bu sabah 34 kez daha bizi katlettiler" dedi.
Annelerin isyanında da anlaşıldığı gibi bu karar, bir utanç kararıdır. Düşman hukukudur. Bu karar vahşi, gaddar, bir o kadar da vurdumduymaz bir karardır.
Bütün bunlara rağmen alınan bu karar da aslında sürpriz olmadı. Zaten askeri savcılıktan objektif bir karar beklemek de hata olurdu. Hepimiz biliyorduk ki, körler, sağırlar birbirlerini ağırlayacak… Bu karar devletin, vicdanının, adaletinin bir kez daha sona erdiği andır.
Hatırlayalım; Roboskî Katliamı’nın hemen ertesinde Erdoğan, Genelkurmay Başkanı’nı tebrik etmemiş miydi? Yine aynı Erdoğan, "Bekleyin biraz. Yargı çalışıyor. Genelkurmay Askeri Savcılığı konu üzerinde çalışıyor. Bakalım ne çıkacak" diye konuşmamış mıydı? Hatta "Failler hesap verecek" diye de küçük bir şov yapmıştı.
Roboskî soruşturmasında başından sonuna her şey ama her şey yanlıştı. En baştan gizlilik kararıyla soruşturmanın üzerine perde çekildi. Dava açık ve aleni yürütülmeliydi. Ölenlerin yakınları, avukatları, barolar, sivil toplum örgütleri her aşamada davaya katılabilmeliydi, kamuoyu bilgilendirilmeliydi ama engellediler. İş zaten askeri mahkemeye gittikten sonra umutlar azalmıştı.
Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in, evinde özel koltuğuna yayılıp, eline kumandayı alıp bu katliamı yönlendirdiği kendi tutanaklarında var. Özel’in operasyonda evinde haritaları inceledikten sonra nasıl onay verdiği, nasıl yola çıktıkları, an be an operasyonun tüm ayrıntılarını okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Onların yerine biz insanlığımızdan utanıyoruz.  
Şu aleni bir gerçek ki; Genelkurmay bu emri hükümetten almıştır, zaten bunu da ifade ediyor. Karardan anladığımız şu: “Ne olmuş yani 34 insan -ki bunların çoğu da çocuk- ölmüş. Onlar zaten Kürt’tü; ne diye veryansın ediyorsunuz?  Hiç mi öldürmedik? Olur böyle şeyler, gerekirse yine öldürürüz, önümüzdeki maçlara bakalım” demeye çalışıyorlar.
Ama şunu da asla ve kata unutmasınlar. Katliamın üzerini ne kadar örtmeye çalışırlarsa çalışsınlar, Roboskîli anaların vicdanlarında mahkûm olmuşlardır. Roboskî asla unutulmayacak, unutturulmayacak ve sorumluları bir gün hesap verecekler. Çünkü o hesap verilmedikten sonra ne demokrasi olur, ne eşitlik ne de Kürtlerle barış olur…