'KCK operasyonları' adı altında 14 Nisan 2009 tarihinde başlayan siyasi soykırım operasyonlarında 10 bini aşkın Kürt siyasetçi, aydın, yazar, gazeteci, akademisyen ve öğrenci tutuklandı. Çözüm süreciyle birlikte başta hastalar olmak üzere KCK'li tutsaklara tahliye yolu açılması beklenirken, rehin politikasında ısrar sürüyor. Son olarak 'KCK Ana Davası' kapsamında 92'i Kürt siyasetçiden 49'u Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edilse de, 43 kişinin tutukluluğunun devamına karar verildi. Dava avukatlarının Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptığı itiraz başvurusu ise "kaçma şüphesi, delilleri yok etme ve gizleme" gerekçeleriyle dün reddedildi. Tutsaklığının devamına karar verilenler arasında YSK tarafından vekilliği düşürülen Hatip Dicle, Batman eski Belediye Başkanı Necdet Atalay, Cizre eski Belediye Başkanı Aydın Budak, Derik eski Belediye Başkanı Çağlar Demirel, Viranşehir eski Belediye Başkanı Leyla Güven, Suruç eski Belediye Başkanı Ethem Şahin de bulunuyor.

BDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, 'KCK operasyonları'nın ve tutukluluğun devamının yargının tasarrufunda olmadığını hükümet kararı olduğunu belirtti. AKP'nin kendine yönelen tehditleri bertaraf etmek için hukuk, yasa ve demokrasi ölçütünü tanımadığını söyleyen Beştaş, "17 Aralık'tan sonra hükümet HSYK'nin yapısını değiştirdi. Binlerle tarif edebileceğimiz polisin görev yerini değiştirdi. Hakimler ve savcıları nakil ve benzeri yöntemlerle yerlerinden alındı" hatırlatmasında bulundu. Beştaş, yargı alanında yapılan değişikliklerin 'KCK davaları'na ise yansımadığını belirtti.

Amed'de yargı korundu

'KCK Ana Davası' üzerinden örnek veren Beştaş, şöyle konuştu: "17 Aralık operasyonundan sonra HSYK kararnamesi ile yerleri değiştirilen hakim ve savcılar var. ÖYM'ler kapatıldı ama KCK davasına bakan hakimler olduğu gibi duruyor. Hakim ve savcıların yerleri değiştirilmedi. Diyarbakır'da ki mahkemelerde kalmaya devam ediyorlar. TMK değiştirilmedi. Aynı hakimlerle, aynı kanunlarla yargılama devam ettiriliyor. Diğer yandan Diyarbakır 2. ACM hiçbir şekilde tartışılamayacak hukuk karşısında, demokrasi karşısında, adalet karşısında tartışılamayacak bir karar verdi. 'Dağa çıkacaklar diye' bir gerekçe verdi. Tutukluları serbest bırakmayan bir mahkeme unvanı kazandı ve bu şekilde ünlendi. Fakat hükümet bu karardan sonra 2. ACM'ye dosyayı verdi ve bu mahkeme bu davayı yargılamaya devam ediyor."

Müdahaleleri doğrudan

AKP'nin kendi çıkarlarına ters düşen kararları gündemleştirip, eleştirdiğini, 'KCK davaları'nda da "Biz yargıya karışamayız" dediğini ifade eden Beştaş, "Hükümet yetkililerinin söylediklerini herkes çok iyi görüyor. Müdahaleleri doğrudandır, sonucu etkilidir ve karar üzerinde de belirleyici bir konumdadır. Şu anda hükümetin inandırıcı olacağı son nokta 'Yargıya müdahale etmiyorum' yaklaşımıdır. Yargılamalar, gerek verilen kararlar, gerek yapılmayan tahliyeler ve benzeri birçok konu başlığında kendi konuşmaları, yakın tarih arşivi bunun aksini zaten ispatlıyor" şeklinde belirtti.

Ergenekon tahliyesi projeydi

Beştaş, Ergenekon, Balyoz ve Danıştay sanıkları ceza almalarına rağmen tahliye edilirken 'KCK davaları'nda tutuklu yargılanan Kürt siyasetçilerin tahliye edilmeyişinin yargıdaki çifte standardı açıkça ortaya çıkardığını belirtti. "Ergenekon tahliyeleri, ÖYM'lerin kaldırılması, uzun tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesinin hazırlıları çok önceden yapıldı" diyen Beştaş, sözlerine şöyle devam etti: "Bu sadece yargının verdiği bir karar değildi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun en üst düzeyde başbakan ve cumhurbaşkanı ile görüşmesi, Ergenekon tutuklularına ilişkin Yalçın Akdoğan'ın 'Bir kumpas kuruldu' söylemi ve bunun gibi birçok açıklamayı yan yana koyduğumuzda Ergenekon tutuklularının, katliam sanıklarının tahliye edilmesi gerektiği üzerine bir projeydi, bir ittifaktı ve dizayndı. Cepheler oluşmuştu ve hükümet bu konuda bir tutum aldı tahliyeler yönünde. Kendisi bu dizaynı başta düzenleyicisi ve sahneleyicisi olarak sahneye çıktı."

Kocaman bir yalan
Hükümet tarafından kamuoyundan "Bizim yaptığımız yasal değişikliklerle, atamalar ve görevlendirmelerle KCK sanıkları tahliye edildi" şeklinde bir kanaat oluşturulmaya çalışıldığını aktaran Beştaş, şunları söyledi: "Bu kocaman bir yalandır. Daha binlerce siyasetçi cezaevinde tutuluyor. Evet, bir kısmı tahliye edildi doğru, ama bu kesinlikle kimsenin bir lütfü değil. Kimse bunu hukuki bir değerlendirme yaparak, demokratik bir adım altında ya da çözüm sürecine hizmet etsin anlamında yapılmış tahliyeler değil. KCK Ana Davada serbest kalan 49 kişiden 41'inin zaten 5 yılı dolmuş. Hatta 5 yılı dolup şu anda içerde tutulan 5 kişi daha var. Bunlarında başka dosyaları çeşitli gerekçelerle infazınız var denilerek tahliye edilmedi. Yani bu hiç kimsenin bir lütfü, adımı ve demokratikleşme yönünde bir iradesini göstermiyor. İçerde kalanlar peki kim? Mesela Şırnak davasında 23 kişi hala tutuklu. Daha basın davasında 7 gazeteci yazdıklarından kaynaklı cezaevinde tutuluyor. Yine KCK İstanbul davasında 33 arkadaşımız daha tutuklu. Yine KCK ana davasında 43 arkadaşımız hala cezaevinde."

Tutsaklığı hükümet kararı

'KCK Ana Davası' kapsamında 24 Aralık 2009 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan DEP eski Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle'nin durumunun özgün olduğunu belirten Beştaş, devletin Hatip Dicle'ye bir kin ve intikam duygusuyla yaklaştığını ifade etti. Beştaş, "Hatip Dicle, milletvekilliği zorla gasp edilerek, cezaevinde tutuluyor. Hatip Dicle bir kin ve intikam duygusu ile içeride tutuluyor. Ama neyim kini, neyin intikamı bilmiyoruz. Halkın vekilliği görevi elinden alınmış, hükümet elinden almış onu. Kendi milletvekilini o koltuğa oturtmuş. 80 bini aşkın oy alan bir milletvekilini, halkın iradesini temsil eden bir şahsiyeti kendi kararıyla içeride tutmuş, kendi kararıyla tutuklatmış ve kendi kararıyla serbest bıraktırtmıyor. Hiç kimse hatip Dicle'nin tutukluluğunu hükümetin iradesinden bağımsız olduğunu söyleyemez" dedi.

Kim izahını yapabilir?

qHükümet ve devletin Hatip Dicle'nin cezaevinde tutulmasının izahını yapamadığını belirten Beştaş, "Şu anda Zirve Katliamı'nın sanıkları 3 kez müebbet almalarına rağmen dışarıdaysa, Ergenekon sanıkları ağırlaştırılmış müebbet almalarına rağmen dışarıdaysa, Hatip Dicle 80 bini aşkın oy aldığı halde içerde tutulmaya devam ediliyorsa, daha önce DEP milletvekilliği yapmışsa ve DTK'nin Eşbaşkanı olduğu dönemde hiçbir delil olmadan demokratik siyaset kanallarını açmaya çalışan bir şahsiyet olarak, demokratik toplumu ifade eden, demokratik toplum tahlilini yaşama geçiren ve demokrasi mücadelesi veren bir şahsın cezaevinde tutulması izahını kim yapabilir? Burada bir kin, bir intikam duygusunun dışa vurumu var. Buradan hükümete de sesleniyoruz: Lütfen bize Sayın Hatip Dicle'yi cezaevinde tutma sebeplerinizi söyleyin. Hiçbir sebep olmadığını biliyoruz ama sizin korkunuz nedir? Şu anda Diyarbakır'da öfke ve tepki o kadar büyük ki, her gittiğimiz evde, her gittiğimiz sokakta bize milletvekilimiz neden cezaevinde diye soruluyor. Sayın Dicle'nin iddianamesini bütün dünya kamuoyu biliyor. Onun örgüt bağına ilişkin hiçbir somut delil sunulamıyor" şeklinde konuştu.



HAYRİ DEMİR/YASİN KOBULAN/DİHA/AMED