
Ailesinin Ermeni Soykırımı’nda göçmen hayatı sürdürdüğünü belirten sanatçı Prof. Dr. Khatchatur I. Pilikian, yaşadığı trajedilerin kendisini daha da insanlaştırdığını söylüyor. Her zaman haksızın karşısında yer aldığını vurgulayan Pilikian, „Kürtler halen Türk devletinin faşizmi altında eziliyor“ diyor.
1915 Ermeni Soykırımı’nda sonra Güney Kürdistan’da dünyaya gelen Prof. Dr. Pilikian, Lübnan, İtalya ve Amerika gibi ülkelerin ardından, İngiltere’ye uzanan acılı ama bir o kadar renkli hayat hikayesini gazetemize anlattı. Prof. Pilikian, „Türkiye’de İfade Özgürlüğü ve Kürt Meselesi“ konulu çeşitli konferans ve eylemlere katılıp düşüncelerini ifade etmekten kaçınmadı. Ermeni asıllı müzik profesörü Khatchatur I. Pilikian, opera sanatçısı kimliğinin yanı sıra eserlerinin Avrupa’nın birçok yerinde sergilendiği bir ressam aynı zamanda.
Soykırımın parçaladığı hayatlar
Pilikian’ın İzmit’te çocukluk arkadaşı olan anne ve babasının yolları, 1915 Ermeni Soykırımı ile ayrılır. Annesi ailesiyle birlikte Yunanistan’ın Selanik şehrine giderek soykırımdan kaçarken, babası da ailesiyle İzmit’ten Musul’a doğru yaya olarak yola çıkar. Ancak, hava koşullarından dolayı babası hem annesini hem de babasını yolda kaybederek, Musul’a tek başına ulaşır. Babasının sonradan unutamadığı çocukluk aşkı olan annesinin izini bulup 65 yıllık mutlu bir evlilik yaşamasını da anlatıyor Pilikian. Çocukluğunun Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde geçtiğini söyleyen Pilikian, babasının aynı zamanda çok güzel Kürtçe konuştuğunu da sözlerine ekliyor. Üniversite yıllarında mühendislik okumak için Lübnan’a giden Pilikian, sanata olan ilgisini daha fazla bastıramaz ve mühendisliği bırakır. İtalya’da mimarlık okumaya gider, ancak bu sefer de müzik, hayatını tam anlamıyla işgal eder. Müziğe olan tutkusu babasının ona çocukken aldığı kemanla başlarken, kazandığı bir bursla 1960’larda Amerika’ya gidip müzik eğitimini tamamlar.
Nazım’dan Neruda’ya birçok sanatçı tanıdı
Amerika’da senelerce yaşamasına rağmen paralı eğitim, çökmüş sağlık hizmetleri ve emperyalist girişimleri gibi birçok sebepten ötürü Amerika’ya bir türlü ısınamadığını defalarca tekrarlayan Pilikian, 1970’lerde Avrupa’ya geri dönmeye karar verir. Hayatının çığır açan olaylarını hep Avrupa’da yaşadığını söyleyen Pilikian, Nazım Hikmet’ten Latin Amerikalı şair Pablo Neruda’ya kadar birçok kişiyle tanışmasını, hayatının en güzel anıları olarak tanımlıyor. Nazım Hikmet’in çok ısrar etmesine rağmen söylemediği opera aryasını, yıllar sonra Neruda’ya söylediğini anlatırken de duygulanıyor Pilikian. Israrlara rağmen Nazım’a neden şarkı söylemediğinin nedenini hatırlamadığını ifade den Pilikian, içinde bunun pişmanlığını hep yaşadığını belirtiyor.
Haksızın karşısında bir duruş
Politik bir partiye üye olmamasına rağmen hayatının her alanında haksızın karşısında bulunup görüşlerini çekinmeden dile getirdiğini söyleyen Pilikian, 1960’larda Paris’teki öğrenci eylemlerinden Arap öğrenci hareketine kadar birçok mücadele içinde bulunduğunu, sisteme ve ezen tarafa sürekli muhalif bir tavır sergilediğini söylüyor. Ardından da „Belki Ermeniler şu anda değil, ama Kürtler halen Türk devletinin faşizmi altında eziliyor“ diye konuşuyor. Her türlü faşizme karşıtlığını ise „Bazen bana neden Türklere karşısın diye soruyorlar. Ben ise sürekli olarak, Türklere karşı değilim ki, ben faşizme karşıyım diyorum“ şeklinde ifade ediyor. Türklerin tarihlerinden korktukları için tarihlerini sürekli örtbas ettiklerini belirten Pilikian, Hitler’in „Atatürk’ün iki iyi öğrencisi vardı. Biri ben diğeri de Mussolini’dir“ sözlerine de gönderme yapıyor. „Türkler, tarihlerinin su yüzüne çıkmasından korkuyor, çünkü altından bir sürü katliam ve soykırım çıkacağını kendileri de biliyor“ diyen Pilikian, Türklerin Jön Türkler gibi faşist olarak anılmalarına neden karşı çıkmadıklarına da anlam veremiyor. Katliamların ve soykırımların kabul edilmesi bir halkın düşüşüne yol açmayacağını, daha ziyade ve tam tersine o halkı onure edeceğini belirtiyor. Buna örnek olarak da Almanların Yahudi Soykırımı’nı kabul etmeleriyle ülkenin daha da refaha ulaştığını ifade ediyor.
‘Öcalan dikkate alınmalı’
Türkiye’de Kürtlere uygulanan baskılara ilişkin de, Türkiye’de Kürt sorunundan ziyade demokrasi sorunu olduğunu belirten Pilikian, şu anda ‘KCK’ adı altında yürütülen toplu tutuklamaların arkasında da demokrasi eksikliğinin olduğunu savunuyor. Mevcut Türk hükümetinin tavırlarını ise „hastalıklı“ olarak değerlendirken, „Eğer Türklerin kendi milletlerine bir saygısı varsa bu şekilde anti hümanist bir hükümetle anılmaktan kaçınıp tarihleriyle ve gerçekleriyle yüzleşirler“ diyor.
Öcalan’ın hapishane koşullarına rağmen yaptığı demokratik ve barışcıl açıklamalarıyla dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Pilikian, 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nu da sert bir dille eleştiriyor. Demokrasinin olmadığı ülkelerin dış güçlere, özellikle de ABD’nin politik taleplerine dayalı bir sistemle idare edildiğini belirten Pilikian, Kürtlerin de ABD’nin aldatıcı politikalarına kanmaması gerektiğinin altını çiziyor.
‘Anadolu Birleşik Devletleri’ hayal ediyor
Yaşadığı bunca ülke içerisinde kendisini nereye ait hissettiği sorusuna ise, „insanlığa aidim“ diye cevap verirken, yaşadığı trajedilerin kendisini daha da insanlaştırdığını, keza „merhameti ve empatiyi trajedileriyle“ öğrendiğini dile getiriyor. Kişiyi insanlıktan çıkaran her türlü ideolojiye hayatının geri kalanında da karşı çıkacağını ifade ederken, mevcut Türk Cumhuriyeti’nin yerine bütün halkları ve dinleri barış ve demokrasi içerisinde bir arada toplayan „Anadolu Birleşik Devletleri“ isminde yeni bir ülkenin kurulmasının hayalini kurmaya devam edeceğini de son olarak sözlerine ekliyor.
ÖZLEM GALİP/LONDRA