Genç olmak insanın hayalleri olmasıdır. İnsan hayalleri ile insanlaşır, çocukluktan gençliğe hayalleri ile geçer. Gençlikten; yaşadığı topluma, çevresine, üzerinde yaşadığı dünyaya, o dünyanın börtü böceğine muhabbet duyan insan olmaya hayalleri ile adım atar. Hayalleri olan insanlar toplumu bir yerden başka bir yere taşır; o hayallerdir ki; insana onca fedakarlığı yaptırır…

Bu coğrafya için en güzel düşleri gören onca insan Pirsus’ta kalleşçe katledildi. Bu coğrafya nice barbarlıklar gördü; Ermeni Soykırımı’nı, Dêrsim’i, Maraş’ı, Sivas’ı, Roboskî’yi yaşadı. En son Pirsus’ta bunun en alçak halini yaşadık; en genç, en diri, en heyecanlı, en bağlı olan yanımıza saldırıldı. Her bir saldırıda biz bir parçamızı, siz insanlığınızı yitirdiniz… 

İnsan düşleri ile kurdu hayatı; düşleri ile gecemizi aydınlattı, yaramızı iyileştirdi, hayatı sanatla hoşlaştırdı. Bugüne kadar insanın gördüğü en güzel düş; “barış ve kardeşliktir”. Savaş kaostur, kaos ise yok oluş, kan kokusu, var olanın hunharca ortadan kaldırılması, insanın insana düşmanlığı, kin ve nefretin bütün ortamı zehirlemesidir. 

Oradan geriye ne uğruna savaştığınız inancınız, ne de dininiz kalır. Bir süre sonra bildiğiniz gözünü kan bürümüş katillere dönüşürsünüz. Taraftarlarınız ise sürekli kan, daha fazla kan isteyen “Roma arenalarında” kölelerden sahte savaşçıya dönüştürülmüş, onursuz gladyatörleri izleyen inançsız Romalılara dönüşürler.

Sonra bir Spartaküs çıkar; size kepazeliğinizi, rezilliğinizi gösterir. Siz ve taraftarlarınız ise bütün zamanlar için insanlığın ortak vicdanında lanetlenirsiniz. Bugünkü iktidar sahipleri “Pirsus Katliamı”ndan sonra artık lanetlidirler. Onları bundan sonra yaşayan bütün kuşaklar lanetle anacaklar. Çıkıp kendilerinin bile inanmadığı şeyleri boşu boşuna kamuoyuna anlatmasınlar; hiç kimse onlara inanmaz.

Utanmıyorlar da; insanların aklıyla alay ediyorlar, kendilerini akıllı, başkalarını aptal sanıyorlar. Halbuki en büyük aptal, barışın kendileri dahil herkese sunduğu olanakları ellerinin tersiyle iten, tercihini savaştan yana yapan kendileridir.

Son yüzyılda hiç kimseye nasip olmamış bir şansı hem kendileri hem de bütün toplum adına barbarca heba ettiler. Bütün toplumsal kesimlerde yeni bir Türkiye’nin mümkün olduğuna dair inanç en üst seviyede iken, Kürt Özgürlük Hareketi muazzam fedakarlıklarla bu yeni duruma destek verirken, iktidar sahipleri kendi günlük çıkarları uğruna bütün bu barış olanaklarını ellerinin tersi ile ittiler. 

Halbuki uluslararası koşullar da muazzam müsaitti; olası bir barış ve refah toplumunun iç dinamikleri oldukça gelişmiş, uluslararası koşullarda bunu hiç olmadığı kadar kuvvetle destekliyordu.

Bizim gibi ülkelerde modernleşme hareketleri daha çok yukardan başlamıştı; geleneksel ilişkiler yaşayan halkta modernleşme yönünde bir talep yokken; toplumsal elitler bunun bir zorunluluk olduğunu düşünüyorlardı. 

İşte; “Kemalizm, BAAS milliyetçiliği” gibi yaklaşımlar bu algıyla ortaya çıktı; bütün bu yaklaşımların ortak noktası; “batıda olduğu gibi aşağıdan yukarıya modernleşme olmayacak, bu ancak yukardan aşağıya biz yaparsak olur!” yaklaşımıdır. 

Bu algı kocaman bir tarihi; ucuz “Güneş-Dil Teorisi” gibi gülünç yaklaşımlara indirgedi, toplumu küçümsedi, değişim iradesini bütün bir topluma saygısızlığa kadar götürdü. Onlar için halk; kendileri ne diyorsa onu yapacak, ne istiyorlarsa o olacaktı!

Upuzun bir mücadeleden sonra bu coğrafyada herkese acı çektiren bu lanetli anlayış; birçok bedelle yenilgiye uğratıldı; toplum tam da; kendi gibi yaşayacakken; bu yönlü irade muazzam kuvvetli ortaya çıkmışken, herkes kendi; Kürtlüğü, Türklüğü, Aleviliği, Sünniliği, Hıristiyanlığı, Êzîdîliği ile barışacakken bu irade AKP tarafından gasp edilmiştir. 

“Dışardan modernleşme tutmamış herkese acı çektirmişti; modernleşme içerden olursa daha hızlı ve geri dönüşsüz karşılıklar yaratabilirdi. Nerede ise bir yüzyıl sonra tıkanan Kemalist sistem; AKP ve Tayyip Erdoğan üzerinden restore edilebilinirdi.” Türkiye; kapitalizmi legalize edilerek, demokrasisi AB’ye yakınlaştırılarak bütün Müslüman ülkeler için model ülke olacaktı.” Başta ABD olmak üzere Batı’nın yaklaşımı buydu. Bunun için “Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesi”nin eşbaşkanı ilan edilmişti. 

Ama bu proje de tutmadı; dışarda ABD ve bütün Batı dünyası, içerde liberaller kendilerini AKP ve Tayyip Erdoğan tarafından aldatılmış hissediyorlar. Ancak bunun bedelini Pirsus’ta gencecik bedenler ödüyor. 

Maalesef bir dönemin sonuna geldik; başka, oldukça zor bir döneme girdik. Pirsus Katliamı’nın aynasında gerçekliğimizi gördük. Durum zanettiğimizden daha vahim; on yıllara yaygın zorlu bir dönemin henüz başlangıcındayız. Öksürüyoruz ama maalesef grip değil, kanseriz! Önümüzde daha kemoterapi, radyo terapi gibi zorlu süreçler var. 

Hayallerimizden vazgeçmeden ama gerçeklikten de kopmadan; yaşamaya, savaşmaya, mücadele etmeye hazır olmalıyız. “Kürtler artık maalesef yaşadıkları her yerde savaşta bir halktır!”