
Ağıtlar, kaybedilenin ardından onun kıymetine dair yakılır. Sessizliğin, hıçkırığın olduğu yerde sadece ağıtlar yükselir. Kürtçe, Ermenice, Rumça, Türkçe; her dilde yakılan ağıtlar, bu toplumlardaki insanların yakınlarını nasıl kaybettiğini, dolayısıyla toplumların yaşayışlarının nasıl olduğunu, bu halkların kültürlerinde nasıl değişiklikler olduğunu gösterir. Ağıtlar, ölümlerden sonra yakılır. Kürt annelerinin ağıtları herkesi derinden etkiler. Kimsenin söz söyleyemediği, elini kolunu bağlayıp beklediği anda bir ağıt yükselir ve acıyı herkese eşit olarak böler. Geçtiğimiz hafta “Sosyoloji Dükkanı” öğrenci kulübünün düzenlediği “Ağıt Sempozyumu” her şeyden önce klasik sosyolojinin ve onun baktığı modern dünyanın nefesinin kesildiği yere işaret etmesi bakımından çok anlamlıydı.
Ağıt’a bakmak..
Erkeklerin, kazananların, güçlülerin, güce tapanların hikayeleriyle yazılan tarih ve toplumdan farklı olarak, kenarda kalanların, ezilenleri anlatmak açısından Sosyoloji Dükkanı’nın yaptığı “ağıt”a bakmak da böyle bir faaliyetti.
Sempozyumda, Kürtçe, Ermenice, Çerkesce, Türkçe ve Rumca ağıt örnekleri anadili veya hakimiyetleri söz konusu diller olan kişiler tarafından canlı olarak seslendirildi.
Dinletilen ağıtlarla, ağıtların hikayelerine de yer verildi. Dinletilen ağıtlar Kurmanci: Huseyin Lawo, Çerkesce: Yistanbuluko, Rumca: Epistafios, Ermenice: Dle Yaman, Türkçe: Sefil Baykuş.
‘Keşke halkları kendi dillerinde kaydedebilseydik’
Farklı dillerdeki ağıtlar için alanındaki önemli isimlerin konuşmacı olduğu etkinlikte, filmlerinde ağıt temasına yer veren ödüllü yönetmen Özcan Alper de katılımcı olarak yer aldı. Özcan Alper, “Sonbahar” filminin son sahnesindeki Hemşince ağıtı anlattı ve acının dili olmadığını söyledi. Alper, ‘’Ağıt en büyük empati araçlarından biri ve halkları birleştiren en güzel örnek’’ dedi.
Alper’e göre ağıt konusunun sosyoloji, psikoloji ve edebi açıdan büyük öneme haiz olduğunu aktardı ve ekledi: “Başkalarının ağıtlarını dinleyerek, başkalarının acılarına ortak olabiliriz. Ağıtlar, daha farklı bir gelecek kurmamızı sağlar. Tüm ağıtlar keşke farklı farklı şehirlerde konuşulsa, söylense o zaman Türkiye belki başka bir ülke olabilir. Ben de ‘keşke halkları kendi dillerinde kaydedebilseydik’ cümlesinin duygusuyla ‘Gelecek Uzun Sürer’ filmini çektim.’’
Ağıdını yakamadığımız acılar
Çok fazla acımız var... Ağıdını bile yakamadığımız acılar... Yönetmen Özcan Alper’in dediği gibi, ağıt en azından bize “ölüye saygı duymayı” öğretiyor. Homeros, İlyada vasıtasıyla, Aşil’in Hektor’u öldürdükten sonra cesedini Truva’nın duvarlarının önünde sürükleyerek yaptığı vandalizmi 2700 yıl öteden kınarken, cesedin ritüellere göre gömülmesi, yas tutulmasına izin verilmesi için sesleniyor... Ve Alper’e göre, Homeros’tan 2700 yıl sonra 11 çocuk annesi Taybet İnan’ın cesedinin yedi gün boyunca sokak ortasında bırakıldığı, yasımızı tutamadığımız bir ülkedeyiz.
Ağıtları kadınlar yakıyor
Etkinliği düzenleyenlerden Gökhan Ak ise, ağıtların yüz yıllar boyunca yaşanan acıların ardından yakılan ve çaresizliği en iyi anlatan halk şarkıları olduğunu belirtti ve “ağıtlar acıların birlikte dindirilmesinde en tesirli ilaçtır” dedi.
Türk Halk Müziği sanatçısı ve akademisyen Erol Parlak’ın vurguladığı gibi, genel olarak ağıtlara kadınlar kaynaklık ediyor ve her ne kadar daha sonrasında erkek aşıklar, erkek sanatçılar icra etseler de ağıtları kadınlar yakıyor...
Halk düşüncesinden uzaklaşmak
Sakarya Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Karaman ise, “Maalesef biz sosyoloji okudukça toplumla mesafemiz arttı. Yani halk düşüncesinden uzaklaştık. Halk kendini maniler, ağıtlar, sözlü birtakım geleneklerle ifade eder. Bir toplumu anlamak için onun bu sözlü anlatım ürünleriyle bağ kurmak gerekir. Bir toplumu anlamak için ağıtlarını iyi bilmek gerekir. Toplumlar kültürlerini yeni nesillere aktaramazlarsa zaman içinde yok olurlar” diye konuştu.
Acılarımızla yüzleşmeden
Yazar Kelemet Çiğdem Türk, ağıtın toplumların kendilerini ifade etmesinde ve kaynaşmasında bir hayli önemli olduğunu dile getirerek, “Biz geçmiş acılarımızla yüzleşemeden, yeni acılarla tanışıyoruz. Bu yaralar, ağıtlarla sarılmaya çalışılıyor. Bugün bu ağıtlardaki hikayeler anlatıldığı zaman empati yapmayı öğrenebiliriz ve birbirimizi anlamaya başlarız. Ağıt bu bakımdan önemlidir. Ağıtların bizi iyileştirmesini ümit ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.