Düşünce olarak paylaşacağım konu; 09 Temmuz 2011 tarihinde Diyarbakır-Bingöl karayolu, Ziyaret Köyü yakınlarında PKK’li silahlı militanlar tarafından „alıkonulan” (PKK 11 Temmuz 2011 tarihinde yaptığı açıklamada bu kişilerin kendi gerillaları tarafından esir alındığını belirtti) Astsubay Abdullah Söpçeler, Uzman Çavuş Zihni Koç ve Sağlık Teknisyeni Aytekin Turhan Uz ile ilgilidir.
Kürtçede bir deyim vardır; „Av di gola de genî dibe” (Su gölde kokar). Bu nedenle bir mecraya doğru akması gerekir.
„Alıkonma süreci”nin de bir biçimiyle bir yöne, bana göre olumlu-insani bir yöne evrilmesi gerekir. Ve evrilme sürecinin dört ana muhatabı, dinamiği vardır.
Bunlar; aileler, devlet, PKK ve sivil toplum örgütleridir.
Aileler,
„Alıkoyma süreci“nin sona erdirilmesini istiyor mu?
Bunu sadece devletten mi bekliyor?
Uluslararası kuruluşlar, insan hakları veya sivil toplum örgütlerinden bu yönlü bir talebi olacak mı?
Bu hususlarda bir karara varmaları gerekir. Basına yansıdığı kadarıyla, ailelerde derin bir sessizlik yaşanıyor.
Devlet,
Bu insanların ailelerine sağ-salim kavuşmasını istiyor mu?
AKP Hükümeti ne düşünüyor?
Daha önceki örneklerde de görüldüğü üzere, askeri operasyonlarla „alıkoyma süreci”nin bitirilmesi zor. Hatta askeri operasyonlar, „alıkonulanların” yaşamlarını riske sokuyor.
Devlet, devlet olmanın „anlamsız gururu”nu mu sürdürecek?
Zımnen de olsa, ulusal veya uluslararası insan hakları kuruluşlarının devreye girmesini isteyecek mi?
İnsanı mı „devletin büyüklüğü”nü mü tercih edecek?
Devletten doğru askeri operasyonlar dışında görünür bir işaret yok.
„Alıkoyma” somut ve aktif bir durumdur. Doğal olanı odur ki, böylesine verili bir durumun herhangi bir yöne evrilmesinde ana dinamik; „alıkoyma” işlemini yapan güçtür. Bu durum, inanç ve algıdan azade bir gerçekliktir.
PKK de, şu hususlardan birine karar vermelidir.
Daha önce imzaladığı „Cenevre Sözleşmeleri”ne uygun bir „alıkoyma süreci”ni işlettiğini göstermek için Kızılhaç gibi uluslararası kuruluşların devreye girmesini, „alıkoyduğu” bu kişileri o kuruluşa/lara mı teslim edecek?
„Alıkoyduğu” bu kişilere karşılık talebi/talepleri mi olacak? Talepler karşılanıncaya kadar „alıkoyma” işlemi sürecek mi?
Kürt sorununun demokratik, eşitlikçi, insani çözümü noktasında bir „iyi niyet göstergesi” olarak kendiliğinden mi „alıkoyma süreci”ni sonlandıracak?
Yoksa propagandayı esas alıp ulusal bir kuruma/kurumlara, insani boyutu önde tutup insan hakları kurumları üzerinden mi „alıkoyma süreci”ni sonlandırıp, „alıkonulanları” ailelerine kavuşması sağlanacak?
Bu hususta da bir belirsizlik vardır. Sadece, Roj Tv’ye yansıyan görüntülerde „alıkonulan” kişiler sivil toplum örgütlerine çağrıda bulundu.
Eğer, insan hakları ve sivil toplum örgütlerine „alıkoyma süreci”nin sona erdirilmesi hususunda bir görev düşerse; bu görevi „insani boyutu” önemseyerek yerine getirmelidir.
Son birkaç söz;
Aileler „cesur” olmalıdır. Çünkü kaygı ve üzüntüyü en en fazla onlar yaşıyor. „Alıkoyma süreci” sona erer ve kavuşurlarsa da sevinci en en fazla onlar yaşacaktır.
Güzellikler için çaba/mücadele etmek, siyaset yapmak hayata şekil verir, ancak ona tat kazandıracak olan şey ise „insani değerler”dir.
mperincek@mynet.com