'Allaha karşı çıkmak' ile seni suçlayıp idama çarptıran ve sonra sizi idam eden o karanlık mollalar rejimini, o insana düşman ruhları düşünüyorum. Uçsuz bucaksız bir dünyanın ortasında dili, kimliği, varlığı, kültürü, adı yasaklanmış halkımızın yaşadığı yalnızlığı, acıyı, yoksulluğu, işkenceleri, baskıları düşünüyorum. Yaşam ve ona dair sayısız değeri yaratan halkımın tarihteki trajedisini… İlk günahı kim, neden işledi?

Hayatının son gecelerini düşünüyorum. Uyuduğun son geceyi, uyandığın son şafağı… Neler yaşadın, neler düşündün? Düşünde en son hangi dağlarda bahar çiçekleri topladın? Hangi güzelliği seyrettin? Bağışladığın kalbinin derinliklerinden gelen büyük bir sevda ile en son hangi stranı söyledin? Hangi şiiri okudu dudakların?
Ölümün korkusunu aşan canların huzuruna gelip gecelerinizi bölen cellatların gözlerindeki korkuyu gördün mü? Ruhunu, ahlakını, vicdanını, yitirmiş bu insan suretindeki mahlukatların dünyasında insana dair tek bir duygu var mıydı?
Şimdi dışarıda mavi, masmavi bir gün var. Yağmurların yıkadığı gökyüzünün güneşli mavi zamanını iyi bilirsin. Dağların en görkemli mavisi, yağmurun yıkadığı zamanın ertesindeki mavi gökyüzüdür. Ve bu mavi günde yüreğine, yüreğindeki sevdaya misafir olmak istiyorum. Yüreğimize özgürlük sevdasını ve insana dair güzellik arayışını toplayan ilk ilahlarımızın, ilk çıkış zamanının duygusundan geleceğim. Ve sen o ilk hakikat arayışçılarına ne çok benzediğini, bu özgür yaşam arayışına ayrı bir erdemlilik kazandırdığını göreceksin.
İnkarın, imhanın, yabancılaşmanın dayatıldığı zamanda ruhunu ışığa açanlar kendi varlıklarına dair birçok soruya cevap bulamadıklarında tükenişe doğru gidişi durdurmak, inkarı, imhayı, soykırımı tersine çevirerek özgür bir yaşamı yaratmak için yüzlerini sabahın seherine, yani doğan günün şafağına çevirenler, iyiye, güzele, doğruya, insana dair tüm anlamlı arayışlar için adaleti, eşitliği yaratacak bütün güzelliklerin hasadına çıktılar. Amara'da doğan güneşin ilk yoldaşları özgürlük arayışının ilk çiçekleri; Hakiler, Mazlumlar, Kemaller.
Özgürlük sevdasının ilk ilahları, tarihin yükünü omuzlarına alıp her biri birer ırmak gibi aktılar zamanın koynuna. Tarihi baştan başa adımladılar. Her biri yüreğini, ömrünü halkının özgürlüğüne adamış hakikat avcısıydılar. İki ırmağın arasından, Aden'den, ana kadının komünal-barışçıl ruhunu aldılar. Hayata dair söylenmiş tüm güzel sözlerin, eylemlerin sırrını, ilk buğdayın kutsallığını, baharda açan tüm çiçeklerin güzelliğini derlediler. Spartaküs ile birlikte zulmün arenalarında ilk isyanın meşalesini yaktılar. Ateşi çaldılar tanrılardan. Zerdüşt ile doğa ananın bağrında kötülük tanrılarına karşı hayatı aydınlatan güneşin ışığını-ruhunu keşfettiler dağların doruklarında. Her baharda dağların zirvelerinde ilk ateşini yaktılar Newroz'un. Karanlığı ve ışığı bildirdiler, kötülüğün-çirkinliğin, soysuzluğun nedenini anladılar.
Tarihin tüm zamanlarında direnenlerin cesaretini, direncini, düşlerini, sevdalarını miras aldılar. Cümle ezilenlerin umutlarını topladılar tarihten. Ana kadına karşı işlenmiş ilk büyük günahın, ihanetin lanetinden arındırdılar ruhlarını, bahar ırmaklarının coşkusunu yüreklerinin ritmine kattılar. Halaya durdular gece ateşlerinin çemberinde. Rüzgarın dağlara söylediği stranlara eşlik ettiler. Masmavi denizlere yolculukta o mavi denizin sonsuzluğunda yarına dair yaratılacak özgür yaşamın ve gökkuşağının renklerinden hayata dair işaretler topladılar.
Albatros kanatlarıyla en ölümcül fırtınaların içinde kasırgalarda uçmayı öğrendiler. Kendi küllerinden kendini yeniden yaratmanın gizini çözdüler. Büyük bağlılıkları, onurlu olmayı, hakikatle yaşamayı, sonsuz sevmeyi yaşadılar. İhanetin ve hançerlenmenin dinmez acısını, her yıldızlaşmanın ertesinde bir yüreğin kanadığını, o tanımlanmaz acıyı bildiler.
Bir bıçağın sırtında (ölüm ve yaşam) yürürlerken avuçlarına aldıkları yüreklerini halkların yüreklerine, onların özgürlüğüne adadılar. Özgür bir yarına yolculukta ne çok şey topladılar! Özgürlük tohumunun kök salması özgürlük ağacının boy vermesi için… Yüreklerinin her dört parçasına akan ırmaklar yarattılar kendi sevdalarından, güneşin alev alev ışığında. Herkes o yitik ülkeye, o yitik halkın yüreğine kendi yüreğini, ömrünü, sevdasını kattı.
Ve sen yüreğim, Şaho dağlarında boy veren berzern çiçeğim.
Şimdi seni ve aynı şafağa son kez baktığın o güzel canlarımızın yüreğinin, sevdasından mayalanmış bir ırmak akıyor kalbimin doğusunda. Ve biz, yıldızlaştığınız her yıldönümünde yüzümüzü doğuya dönüp, sarı sıcak güneşin doğuşunda anıyoruz sizi. Baharın bu son ayında yüreğinizi alıp yüksek dağların zirvelerine çıkıyoruz. Güzelliğinizi anlatan baharın son çiçeklerini topluyoruz.
Sizi taşıyoruz kendimizde, direnişlere, dağlara, patikalara, uçurumlara, derin vadilere. Sizi taşıyoruz gecenin mavi yıldızlarına, yüreğinizi taşıyoruz mavi ayın yüzüne. Durmadan büyüyorsunuz, özgürlük özlemi ve sevdası gibi.
İdam günlerinde yazdığın satırları okuyorum bazen. Nasıralı İsa, Golgoto'ya yürürken kendi çarmıhını sırtında taşımıştı. Sizler de sırtınıza darağacınızı alıp o çakalların kanlı idam meydanına ilk ilahların soyluluğuna yaraşır bir cesaretle yürüdüğünüzde, celladın ruhu-dizleri titredi.
Tanrı adına canını almak için gün sayan o cellatların barbarlığına karşı eşsiz bir onurla "Eğer yaşamımı kaybedeceksem, bütün organlarımın onları alınca yaşam bulacaklara gitmesine izin verilmesini" istedin. Sen "kalbimin ondaki bütün sevgi ve tutkusuyla birlikte bir çocuğa bağışlanmasına izin verin" diye haykırırken bu mektubunu okuyan İranlı cellatlar ne düşündü acaba? Bu zamanın barbarlarından daha barbar, daha soysuz bir hegemonyanın uşağı olduğunu hissedip utandılar mı dersin?
Şimdi uykuları kabuslarla bölünüyor mudur?
Yüreğimizin doğu yamaçlarında hayata açan ve büyük bir onur ile yıldızlara yol alan güzel ruhlu hevalim. Yüreğimin berzern gülü! Şimdi zaman yıldızlara yolculuğunuzun 3. yıldönümü.
Darağacına yürüdüğünüz o Tahran, sabahın sonrasında yüreğimizin tüm parçalarında güneşin ışığı ile nakşedilmiş özgür Med şafağına yürüdü. Cellatlar kalbinize dokunamadılar, ama yüreği ışığa kesmiş ardıllarınız, öğrencileriniz ve yüreğini özgürlük sevdasına adamış çocuklar, sevda, inanç, direnç, aşk ve ruhunuzu alıp kendi yüreklerine kattılar.
"Tek isteğim isyankar kıpır kıpır kalbimin benden daha isyankarca, kendi çocukluk anılarını aya ve yıldızlara ifşa edecek ve onlara sonradan bir yetişkin olarak ihanet etmeyeceğine dair onları tanık tutacak bir çocuğun göğsünde atmaya devam etmesidir" diyorsun sırtında darağacı ile kendi Golgota'na yürürken.
Bu nasıl bir ruhsal yüceliştir ey yüreğim!
Şaho dağlarının berzern gülü.
21. yüzyılın daha başlangıcında halen karanlık çağların ruhunun hortlaması insanlığın bittiği anlardır. Onlar şahsınızda tüm insanlığı, güzelliği, soylu ahlaki değerleri, erdemli olmayı öldürmek istediler. Ama yüreğimizin hiçbir parçasında bunu başaramadılar.
Bugün direnen insanda dile gelen, söze dökülen, her güzellikte açığa çıkan bütün görkemli yaşam gerçeklikleri her güne doğan güneşle büyüyor. Düşen her yağmur damlasında, bir zindanda direnen tutsağın özgürlük sevdalısı yüreğinde, her baharda açan çiçekte, "Başka bir dünya mümkün" diyerek özgürlüğünü arayan kadının ellerinde, toprakta, ırmakta, yeşilde, dağ zirvelerinde yanan özgürlük ateşinde durmadan büyüyor insanlık ve onun soylu değerleri.
"Uçsuz bucaksız dünyanın uzak bir köşesinde kalbimin atmasına izin verin. Sadece ona özenli olun, çünkü o tarihi acı ve eziyet ile dolu ülkesinin insanlarının anlatılmamış hikayeleriyle dolu bir kişinin kalbidir" diyorsun. Kalbin uçsuz bucaksız dünyanın her köşesinde özgürlük için direnen insanların göğsünde çarpıyor.
Ve bazen kalbimiz kutsal özgürlük erdemlerinin soylu temsilinde Paris'te vuruluyor, Halep'te kanıyor. Kalbimiz Agirî'de güneşi selamlıyor, Faraşin'de bahar topluyor, Şekif'te yıldızın gecesinde ışıyor kalbimiz. Fırat'ın coşkusuyla akıyor, kalbimiz Amed, Gever, Cizîr ve Şemzînan'da özgürlüğün halayına duruyor, meydanlarda, sokaklarda… Kalbimiz Şaho dağlarında çok güzel bakan bir berzern gülü gibi açıyor. Kalbimiz bereketli bahar yağmurlarından damla damla toprağa düşerek yeni bir yaşama tohum oluyor.
Beş bin yılın lanetini, kirini, günahını temizlemek için kalbimiz tarihin derinliğine yol alıyor. Düşü Amargi olan kalbimiz, hayatı yaratan kadın anaya yürüyor. Hayatı Zilan, Beritan, Viyan, Nuda ve Sara'ların ellerinde yeniden yoğuruyor kalbimiz. Doğaya, kadına, yaşama, insana dost.
Yıldızlarımızın yürek güzelliğinden onlarca yıldır bir özgürlük ağacı büyüyor. Kalbimizin her parçasında çiçek açıyor hayat ağacı. Toprağı Amara'dan, ışığı güneşten ve yağmuru soluğunuzdan.
Sizden sonra yüreğimizin bir yanı daha kölelik zincirlerini, karanlık betondan mezarları parçaladı. Şimdi özgürlüğünü inşa ediyor. Rojava'da gül açıyor kalbimiz. Ve özgürlük en çok da kadının ellerinde büyüyor.
Hayatını özgürlüğe adayan ve yıldızlaşan yüreklerimizin gücüyle, yüreğimizin ana kaynağına, o tutsak mavi adaya nehirler açtık ruhumuzun, bilincimizin, sevdamızın, hakikat aşkımızın yüreğine… Mavi bir adanın yüreğinden yüreğimize ışıktan bir ırmak akıyor şimdi. Hepimizin yüreği orada buluşuyor. Orada meydan okuyor soysuzlaşan zamana ve düzene. Hepimizin kalbi orada buluşup insanlığın umudunun kendi güneşimizin güzelliğini sarıp sarmalıyor. Ve öpüyor kocaman yüreğinden.
Peşi sıra yıldızlara, darağacına onurla yürüyen canlarım…
Şirin Elemhuli, Ferhad Wekili, Eli Heyderiyan ve sen Ferzad Kemanger, Şaho dağlarının berzerni…
Bağışladığınız yüreğiniz, sevdanız, düşleriniz özgürlüğe yol alanların kalbinde, sevdasında, düşlerinde yaşıyor.
Ölüm, ihanet, zulüm ülkemizde kaybetti. Yaşam ağacımızın hiç solmayan gülleri gibi hep taze, rengarenk ve görkemli olarak yaşayacaksınız.
* Denizli D Tipi Cezaevi