Hayatın cilveleri çoktur. İnsanlar her gün hiç ummadıkları sürprizlerle karşı karşıya kalırlar.
1990 yılında Avrupa’ya ilk geldiğimde dostlarımı ziyaret ettiğimde kendilerini neden ülkelerini terk ettikleri konusunda eleştirmiştim. Bir keresinde yakın bir dostumun evinde ”şartlar ne olursa olsun ben ülkemi terk etmeyeceğim” kabilinden büyük laflar etmiştim. Büyüklerin bir sözü vardır. Derler ki ”büyük lokma ye ama büyük laf etme”. Ben büyük lokma yerine yaşamım boyunca hep alçak gönüllü oldum, küçük lokma yedim. Keşke o an büyük lokma yiyip, büyük konuşmasa idim.
Dostumun hanımı her evlerine gittiğimde 1990 yılında sevgili ağabeyime yaptığım eleştiriyi bana anımsatır. Hayatın cilvesidir.
Apé Musa’nın şehadetinden beş gün sonra Viyana’da düzenlenen “Kürt Kültür Haftasın”da konuşmacı olarak davet edilmiştim. Rahmetli İsmet Şerif Vanlı, Faqi Hüseyin, Haluk Gerger, bir meslektaşım, Yücel Yeşilgöz ile beraber konuşmacılar arasında idim. Evimden ayrıldıktan iki saat sonra polisler evime gelip beni sormuşlardı. İki saat önca gelmiş olsalardı beni HEP’in 2.Olağan kongresinde yaptığım konuşmadan dolayı gözaltına alacaklardı. Ben de yurt dışına çıkmamış olacaktım. Böylece ”koşullar ne olursa olsun yurt dışına çıkmama” sözümü de tutmuş olacaktım.
Siyasi şube memurlarının iki saat geç gelmesi sürgünde yirmi yılımı doldurmama neden oldu. Hayatın cilvesidir.
Avrupa’ya geldiğimin ikinci haftasından itibaren devamlı olarak ayak oyunlarının muhatabı oldum. Büyük Seyid Rıza’nın dediği gibi “ben bu ayak oyunları ile baş edemedim bana dert oldu. Ben de bu ayak oyunlarının önünde diz çökmedim, bu da ayak oyunları yapanlara dert olsun.”
Hayatın cilveleridir ne yapacaksınız!
Yaşamımın en güzel günlerini acısı ve tatlısı ile Ortadoğu’da geçirdim. Halkımın Özgürlük mücadelesinin hangi zor koşullar altında hazırlanıp, yürütüldüğüne şahit oldum. Hemşehrimden çok şeyler öğrenmeye çalıştım. Bana hep çok yakında birlikte birlikte uçakla Diyarbekir’e gideceğimizi söylüyordu. Kendisi uluslararası komplo sonucu ilkönce İstanbul sonrada Bandırma havaalanına indi. Ben ise Avrupa’da çakılıp kaldım. Hayatın cilvesidir.
“Öcalan’a Özgürlük” kampanyası kapsamında “Öcalan’a Özgürlük Otobüsü” Avrupa’yı dolaşıyor. Bremen’e de uğradılar. Bremen’e 35 km kala yurtseverlerle birlikte kendilerini bir benzinlikte karşıladık.
Bremen’e otobüsün içinde geldik. Bine yakın Kürdistanlı Bremen Hauptbahnof’ta otobüsü karşıladı. Şehir turu yaparken Alman vatandaşlarının ve Bremen’de yaşayan Kürtlerin ilgisi görülmeye değerdi. Alanı dolduran insanların çoğu hem ülkede, hem de yurt dışında bedel ödeyen kişiler, şehit aileleri, bir dönemin mağdurları idi. Gözümü gezdirdim, acaba bir dönemler çok hızlı koşanlara, büyük laf edenlere rastlayabilir miyim diye. Heyhat yer yarılmış içerisine girmişlerdi. Otobüs turuna 8 Ekim’den itibaren katılım sağlıyacaktım. Yaklaşık iki yıldır hastalıklarla uğraşıyorum. Şimdi de yakalandığım hastalığın bir başka türü ile mücadele edeceğim. Bir öncekini nasıl alt ettimse, bunuda inşallah alt edeceğim. Sömürgeciliğe karşı nasıl direnip, her türlü ayak oyunlarına rağmen ayakta kalabildiysem, bu merete karşıda direneceğimden şüpheniz olmasın.
Hayatın cilvesidir, ne yapalım. Berxwedan Jiyane.
Öcalan’a Özgürlük kampanyasına elinizden geldiği kadardan fazlası ile destek olun. Kürtlerin vefalı bir toplum olduğunu, Vefa’nın Kürtler için sadece İstanbul’un bir semti olmadığını dosta düşmana ispat edin. Her karanlık gecenin mutlaka bir sabahı olduğu gibi, her kışın, zemherinin sonu da bahardır.
Bunuda böyle bilin. Bahar geldiğinde, çiçekler açtığında karanlık bulutları görünce köşeyi dönenler yine en güzel çiçeklere sahip olma, koklamak için her türlü cilvelerini, maharetlerini ortaya koyacaklardır.
Ne yapalım hayatın cilvesidir.
Dünya Özgürlük Mücadelelerinin tarihi böyle örneklerle doludur. Sürprizlerle, hayatın cilveleri ile karşılaşmamak
için dikkatli olun, bilincinizi yükseltin. Ne demişti şair “Yaşa Yaşa /Gör Tamaşa”.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Diyarbekir E-Tipi Cezaevinde 24 Eylül 1996 günü 10 PKKli tutsak gardiyanlar ve güvenlik güçleri tarafından kafalarına kalaslarla vurularak şehit edildiler.
* 28 Eylül 1991 günü İstanbul MKM (Mezopotamya Kültür Derneği) kuruldu.
* 29 Eylül 2009 tarihinde Heyva Sor çalışanlarından şehit babası H.Hasan Aydın 16 yıl sonra döndüğü ülkesinde yakalandığı hastalıktan kurtulamıyarak vefat etti. Onun şahsında yaşamını kaybetmiş Heyva Sor çalışanlarını saygı ile anıyorum.