"Dağlı bir kabiledir aşk, asla inmez düze" der şair Fadıl Öztürk. Sanat'ta öyle dağlıdır, evcilleşmez, boyun eğmez zulme, iktidara sığınmaz yasalara sığmaz, itaat etmez beye paşaya. Halkın en büyük dayanağıdır, onunla konuşur, onunla ağlar, onunla mücadele verir. 

Sanat doğası gereği muhaliftir. "Sanat, özgürlüğün kızıdır" der Schiller. Sanatçı ise yaşadığı dönemin tanığıdır, sesi, gözü kulağıdır. Yazanı çizeni, öncüsü ve sözcüsüdür. Sanatın muhalif rengini açığa vurandır. 

  Muhalif sanatçıya tahammül erimiştir. Her türden müziğin çalındığı ülkede Kürtçe bir bıçak gibi dokunuyor kardeşliğin gerdanına. Oysa İngilizce cirit atıyor, Arapça koşuyor, aklıma gelmeyen bir sürü dilden müzik kimseyi incitmiyor. Ama melodi partisyonu bitip vokal başladığında Kürtçe olduğu anlaşılıyor ve statüko sarsılıyor. Ülke elden gidiyor, "bölünme" duygusu milli iradenin göğsünü parçalıyor ve halkların kardeşliği geberiyor. Oysa her Kürt bireyi Türkçe bir sürü şarkı - türkü biliyor ve bunu söylemekten asla imtina etmiyorlar. Alkış tutup sevgi gösterip eşlik ediyorlar. 

Bu kültürel saldırıya karşı çanak tutan ciddi miktarda çok yüreksiz şahsiyette mevcuttur.

Zira "alkış sahnedekini ya sanatçı yapar, ya da; soytarı". 

 Çok önemli bir katman olan sanat ve onun icracıları maalesef muktedir tarafından adeta himaye edildiler. Girdikleri şatafatlı ortamda borçlanarak çıkan bu zavallılar; "vergi affı" veya başka sebeplerden şaibeli iktidarın kucağına düştüler. Gördüğümüz gibi bazı yavuzların saray soytarılığı bu vesile ile daha çok anlaşılır oldu. Bu açıktan bilinen kısmı fakat iktidarın hükmünün tutucu cambazlığını sanatın her alanında görmek çok mümkün. Türkiye'de son yıllarda müzik sanatının zerresi yok. Benimde haşir-neşir olduğum "müzik" kısmına bakıyorum ne türküler türkü ne şarkılar şarkı, arabeske bile razıyım ama o bile bu kadar yerlerde değildi kendi döneminde. 

Alevi deyişlerine bakıyorum; nerde o Pir Sultan nefeslerini okuyan Ruhi Su, nerde o Sümeyra Çakır? Nerde o Davut Sulari, Feyzullah Çınar, Mahzuni Şerif? Sadece 6-8 veya 7-8 lik ritimler üzerinden bağlamaya "Ali" adını döşeyip gidiyorlar. Kliplerinde standart bir semah gösterimi varki; estetikten uzak gerçekten kopuk güdük alaycı ve gerici bir tavırla... 

Türkü dedikleri üst-üste bir sürü uyaklı kelime saçmalığı, sevgiyi anlatmak için en alt düzeyden cümlelerle aşağılayarak hakaret ederek sunuyorlar. Sokrates derki; "aerobik nasıl bedeni diri tutuyorsa, müzikte ruhu diri tutmalıdır" 

   Kürt müziği doksanlı yıllarda MKM döneminde her tür baskıya rağmen belki modern Kürt müziğinin en güzel örnek ve derlemelerini sundu. Mesela Koma Amed'in "Derguş" albümü büyük bir örnektir. Kesinlikle Agirê Jiyan bu yolun en önemli kilometre taşlarındandır. Ama bugün üretim sadece günü birlik yapılıyor. Kürtlere yabancı olan "org" o kadar müziğin içine girdi ki; bütün sesleri neredeyse bu soğuk mekanik tuşlu enstrümanla yapmaya başladılar. Bazı tv kanallarında izlediğim kliplerin ısrarla popüler olma çabası sadece trajikomik bir durum. Giydikleri kıyafet ve saç sakal traşları doğallıktan çok uzak. Oysa Aram Tigran, Hesenê Cizrewi ve daha kocaman bir derya-ı ummana sahip olduklarını neden unuttuyorlar bilmiyorum. Şunu bilmeliyiz ki; "müzik evrenseldir" kelimesi hep eksik anlaşılmıştır. Hangi dilden olursa olsun müzik kendi dilinde olmalıdır nerde olursa olsun. Oysa Emperyalistler bunu bir metaya dönüştürüp özellikle İngilizce ile sınırladılar. Türkiye de ise Türkçe ile sınırlayarak "müzik evrenseldir" deyimini "pespaye" bir konuma soktular. Ne yaparsan yap sen kendi renginde kokuyorsun, evrensel olmak değil evrenselin bunu kabul etmesi gerektiğini bilmeliyiz. Bundan vazgeçtiğinde asla "öz" değilsin. Asla evrenselde olamazsın. 

Toplumsal tüm katmanların alt-üst oluşunu görüyoruz adeta. Spordan sanata, siyasetten, kültüre kadar herşey sanki bunalım döneminde. Spor sahalarında şahlanan ırkçı militarist davranışlar aldı başını gidiyor. Ezan sesini duyunca ne olduğunu soran yabancı uyruklu futbolcuya dayak atılıyor, hakemler sahada esir alınıyor, akla gelmeyen herşey yapılıyor. Magandalaşan bir erkek ruhu ortada dolaşıyor. "Spor kardeşliktir" paradigması burada iflas etmiştir maalesef. 

Dip not: "1: halkların kardeşiliği 2: müziğin evrenselliği 3: sporun kardeşliği, ancak vicdani bir barışla sağlanır."


HASAN SAÐLAM