• Madımak'tan sağ kurtulan halk ozanı Ali Çağan, sağ çıkmış olmanın omuzlarına çok ağır bir sorumluluk yüklediğini belirterek, "Hayatta kalmış olmaktan utandım" dedi. 

 

VEYSEL IŞIK/BRÜKSEL

Sivas Katliamı’nın yaşandığı 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nin birinci katında, alevlerin ve dumanın tam ortasında olan halk ozanı Ali Çağan ile toplumsal yüzleşmeyi, adalet arayışını ve bitmeyen o "ölüm sessizliğini" konuştuk. Otel taşlanmaya başlandığında kadınları ve çocukları dördüncü kata çıkarıp birinci katta beklediklerini belirten Çağan, "Aklımıza oteli yakabilecekleri hiç gelmemişti. Polis kordonunu yarıp içeriye saldıracaklarını düşünerek barikat kurmuştuk. Taşlar isabet ettikçe bina deprem oluyormuş gibi sallanıyordu; inanılmaz korkutucu bir gürültü ve panik vardı. O sırada hükümet yetkilileri bize, 'Kılınıza bile zarar gelmeyecek' diyerek güvence veriyordu. Hatta Aziz Nesin elindeki telefonu dışarı doğru uzatarak, Erdal İnönü’ye, 'Sayın İnönü, duyuyor musunuz taş seslerini?' diyerek dışarıdaki vahşeti telefondan dinletmişti" dedi.

Nefes alamıyorum

Ali Çağan, yangının başladığı ve alevlerin binayı sardığı anları şöyle anlattı: "Dün gibi hatırlıyorum. Önce otelin önünde duran Arif Sağ’a, Muhlis Akarsu’ya ve bana ait olan üç arabayı tahrip ettiler. Ardından oteli ateşe verdiler. Biz hâlâ birinci kattaydık. Sigara kullanmadığım için yoğun duman beni herkesten önce etkiledi. En son Hasret’e, 'Nefes alamıyorum' diyerek açık olan bir pencereye doğru koştum. Meğer karşı binadan silah gösterdikleri için kimse o pencereye yanaşmıyormuş, benim bundan haberim yoktu. Derin bir nefes alıp içeri dönerken Aziz Nesin’in ikinci koruması, 'Oradan atla' diye seslendi. Pencere ile yan bina arasındaki saçağa atladım, ancak yan binanın balkonunda bekleyenler, ellerindeki sopalarla ayaklarıma vurup, 'Nereden girdiyseniz oradan çıkın' diyerek küfretti. Mecburen geri çekildim. O sırada komiser Mehmet karşı binadakilere, 'Otel yanıyor, insanlar ölüyor' diye feryat etti. Onlar ise 'Olsun, nereden girdilerse oradan çıksınlar' diye karşılık verdi. 'Ben polisim' dedi. 'O zaman sen gel onlar kalsınlar' dediler. O arada telsizden dördüncü kata itfaiye merdiveni dayandığı anonsu duyuldu. Karşı binaya geçişimizde sorun olunca komiser  Mehmet, 'İçeridekilere söyleyin en üst kata çıksınlar' dedi. Akşam televizyonda canlarımızın katledildiğini duyana kadar herkesin o merdivenle güvenli alana tahliye edildiğini sanıyordum."

O binadan nasıl çıkabildiler?

Komiser Mehmet'in mutfağın camını kırdığını ve Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) İl binasına girdiklerini; içerideki sert tartışmaların ardından kabul edildiklerini kaydeden Çağan, şöyle devam etti: "Orada yaklaşık 1,5 saat kaldık. Hedef olmamamız için lambaları söndürdüler. En sonunda Emniyet Müdürlüğüne götürülmemiz için gelen bir otobüsle bizi oradan çıkardılar. Olanları ancak Emniyet Müdürlüğüne ulaştığımızda öğrenebildim. Emniyet'teyken Aziz Nesin’in ikinci koruması bizi dördüncü kattaki geniş bir alana çıkardı. Hedef olmamamız için televizyonu açıp odanın lambalarını söktü. Silahsız olan bu polis, daha sonra yanımıza iki tane çift şarjörlü kalaşnikof tüfekle döndü. Dışarıdaki güruhun Emniyet'i basmasından şüpheleniyordu. Bize, 'Eğer buraya gelirlerse, beni öldürmeden sizin kılınıza bile dokunamazlar' dedi. Akşam haberleri izleyince acı gerçeği öğrendik."

Hayatında neler değişti?

Bu katliamdan sağ çıkmış olmanın omuzlarına çok ağır bir sorumluluk yüklediğini; yaşananlardan sonraki birkaç yıl boyunca yakın çevresi dışındaki hiç kimseye o yangından kurtulduğunu söyleyemediğin belirten Çağan, "Hayatta kalmış olmaktan utandım. Televizyonda yitirdiğimiz arkadaşlarımızın isimleri tek tek okunurken içimden bir ses, 'Keşke otele geri dönüp ben de onların yanına uzansaydım' diyordu. Bu yüzden kurduğumuz hafıza merkezinde 'sağ kurtuldu' yerine 'sağ çıktı' ifadesini kullanmayı tercih ediyoruz. Çünkü o an bana sorulsaydı, hayatta kalmak yerine otelde arkadaşlarımla kalmayı tercih edebilirdim. Bu çok ağır bir yük. Yaşananların bir film değil, çıplak bir gerçek olduğunu insanlara aktarmak ve orada katledilen canların anısını yaşatmak için o günden beri mücadele etmeye devam ediyorum" şeklinde konuştu.

Unutulmamasını istiyorum

"Her yıl ömrümden 2 Temmuz’u söküp çıkarmak istiyorum ama çıkmıyor, olmuyor" diyen Çağan, şunları dile getirdi: "Hayatımın her döneminde elimden geldiği kadar bu canların anısının yaşatılmasını, unutulmamasını istiyorum. Ne zaman bir katliamı unuttuysak egemenler başka bir katliamla, bize kendilerini yeniden hatırlattı. Onlar, Alevinin kendi kalıplarına uyanını istiyor; Kürt’ün kendileri gibi olanını seviyor; işçinin de boyun eğenini makbul görüyor. Eğer bu dayatılan kimliklerin dışına çıkıyorsanız potansiyel olarak suçlusunuz demektir. O zaman kendilerinde sizi katletme, aşağılama ve yok sayma hakkı buluyorlar."

Acı, dün gibi taze

"Katledilen canlarımızın aileleri, odalarını 33 yıldır hiç dokunmadan aynı şekilde muhafaza ediyorlar" diyen Çağan, şunları ifade etti: "Hiçbir katliamla da yüzleşmediler. Acı dün gibi taze. Devlet bu katliamların hesabını doğru düzgün sormuş olsaydı sadece Sivas değil, Çorum, Maraş, Malatya, Roboskî, Suruç, Ankara... Hepsiyle tek tek yüzleşilmesi gerekirdi. Geçmişle yüzleşilmediği takdirde bu ülkede barış, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler asla kök salamaz. Kardeş kardeşini yakar mı? Katliamlarla yüzleşmeyi reddeden bir toplum, kalıcı bir toplumsal barışı sağlayabilir mi? Sağlayamaz. Yine de barış için son noktaya kadar ısrar etmekten başka seçeneğimiz yok.  Barışa en çok Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin ve tüm ötekileştirilmiş grupların ihtiyacı var. Yapmamız gereken; tüm bu kesimleri bir araya getirip, egemen güçleri barışa mecbur edecek güçlü bir irade ve yöntem bulmaktır. Barışa, demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere açlık duyan tüm insanların yan yana gelmesini sağlayacak ortak bir formülü mutlaka bulmalıyız."

***

Tarihimizi kendimiz yazalım

Katliam öncesi, katliam günü ve katliam sonrasına ait tüm bilgi ve belgeleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yaptığı madımak.org sitesindeki Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nde bulabilirsiniz. Eğer tarihimizi kendiniz yazmazsak egemenler tarafından yazılan tarihlerde katilleriniz kahraman olarak anlatılabilir.