Ava NEŞE KALP

‘Dersim’e bir Fatih atamak’ başlıklı yazıma, ismi geçtiği için Haydar Karataş bir “sitem” yazısı(1) kaleme almış.(2) İlk girişi “beni çok istediler ama gazetede yazmadığım” eril megaloman klişesi ile yapıyor ve akabinde beni önce ‘güzel kızı’ olarak ilan edip, sonra “aşık olma” önerisinde bulunuyor.

Sevgili Haydar (umarım bir sakıncası yoktur), sizi eleştiren bir kadını, kendine eşit olarak görmeyen ortalama bir erkek zekâ ve bakış açısıyla beni âşık olmaya çağırarak, cümlelerinin arkasındaki eril öfkenizi görüyorum. Bir baba otoritesine (ki burada kendinizi atıyorsunuz) tabi olması gereken, en fazla bir erkeğe âşık olup elinin hamuruyla erkeğin işine (siyaset) karışmayan kadın fantezisi ile yaşadığınızı da… 38’in vahşetini dinleyip aktardığınız hikayelerle kendinizi bir “üst aydın sınıfı”na soksanız da dünyada aydın olmanın en temel ilkelerinden birisi, artık kadına bakış açısıdır Haydar! Kadını eşiti göremeyen hiçbir erkek aydın değildir!

Türkiye olarak adlandırılan coğrafyada da aydın olmanın sınırını, Kürt halkına bakış açısı belirler. Sizin o ‘Dersim ne Türk ne Kürt’tür türünden anlattığınız, aydın olma konusunda köşeden dönenlerin söylediği hikayedir, kimse yemez Haydar!

Çarpıttığınız gibi benim Maçoğlu’na eleştirim, onun devletin ajanı olarak değil, devletin projesi olmasıyla ilgilidir. Eğer dikkatli bakarsanız demeye çalıştığım devletin, -seni ajan yapmadan da- eğer potansiyelin varsa ‘birbirine rakip hale getirir, çatıştırır’ olduğudur. Mesela, orada inşa ettiği Kürt karşıtı Zazalık projesiyle tam bunu yapıyor.

Maçoğlu’nun davranışını, sokakta ‘bir cemse askerin gırtlağına çöktüğü bir Kürdün ayağındaki ayakkabıları almaya çalışmak’ olarak görüyor ve eleştiriyorum. Kayyum atanan bir yere bir ‘komünist’ olarak nasıl talip olunabilir? Ne zamandan beri komünizm ezilenlerin gırtlağına çöküşte fırsat kollamaya dönüştü? İnsanların eleştirisi Maçoğlu’nun kişiliğine mi yoksa yapılan fırsatçılığa mı?

Türk devleti, ırkçı bir kliğin elindeki TOKİ (Toplu Konut ve/ya Kimlik İnşası) şirketidir. Bazı bölgelerde bina, bazı yerlerde ise düşmanlıklar ve yeni kimlikler inşa eder. Tahminlere göre 80 milyonluk bir ülke nüfusunun sadece yüzde 19’u etnik olarak Türk iken, bu devşirmelik TOKİ’si, Kürtlerin önemli bir kısmı dahil, hepsini Türkleştirmeyi “başarmış” görünüyor. Şimdi sıra geriye kalan yüzde 20’lik Kürt nüfusunda Haydar!

İşte bu kimlik TOKİ’si, Zazaların binlerce yıllık Kürtlüğünü -Seyit Rıza, Şeyh Sait’i Kürt olarak idam, Dr. Şıvan’ı MİT’e öldürttükten sonra- ayrı bir ulus olarak inşa etmeyi, kendisini “zeki” ve “aydın” gören “bazılarıyla” işbirliği içinde örüyor Haydar! Bununla, işgal etmeye çalıştığı alanın tamamını riskli bulduğu için de parçalayarak işgale hazırlanıyor. Bu amaçla da işgale hazırlandığı bu yerlerde inşa ettiği Kürt karşıtı yeni Zazacılık kimliğiyle promosyon avantajlar sağlıyor ve ekliyor: ister kullanır ister satarsınız... İşte bizim bahsettiğimiz budur Haydar!

Mühendisliğini Özel Harp dairesinin yaptığı Dersim Zazacılık TOKİ’sinde Hüseyin Aygün’e bir çavuşluk falan verin deyip, rolünü abarttığımı ilan ediyorsunuz ya, bence yazdığıma yeniden bakın. Ben ‘yakınındaki’ kişi ve kurumlar diye bahsettim. TC, TOKİ devleti, Hüseyin Aygün başta olmak üzere Türk ve Sünni olmayan hiç kimseyi o kapıdan içeri almaz. Dolayısıyla Aygün ağzıyla kuş tutsa da o kapıdan içeri giremez. Aygün ne şekilde olduğunu bilmediğimiz bir biçimde rehin alınan bir kişi ve anladığımız kadarıyla Avrupa’daki Alevi ve Dersim kurumlarını kontrol etmek gibi bir görevi var. Birkaç ay içinde Aygün’ü ‘Katil M. Kemal’den, Ulu Önder’e getiren nedir?’ biraz onun üstünde düşünün bence.

Daha da ötesi bu devlet, insanları kullanır ama kullandıklarını da işi bitince tutmaz, atar Haydar! Dersim 38’de Nazimiye’de asker kırım yaparken, ordunun hayvanlarına arpa ve yem ihalesini alıp para kazanmaya çalışan Bertal Ağa’yı tüm ailesiyle sonra ortadan kaldırdı, muhtemeldir ki kazandığı tüm paraya da el konuldu. Aynı şekilde kelle avcılığı yapan milisler, başta Rayber olmak üzere hepsini temizlediği gibi, verdiği ödül paralarını da geri aldı.

Size gelince Haydar, sizi Maçoğlu’nu parlatma ile de suçlamadım, kendinizi fazla abartmayın isterseniz… Yazdıklarımı anlamadığınızı da düşünmüyorum sadece sıyırmak için top çeviriyorsunuz. Ben, sizi Özel Harp Dairesine bağlı olarak da işlemedim. Ben, devletin üç ay boyunca Dersim’de orman yakarken, sizin kalkıp ‘dağda silahlı adam dolaşırsa devletin orman yakmasının normal’ olduğuna getiren yazınızla(3) devletin politikalarının destekleyicisi olduğunuzu yazdım. Bunu görünmez kılıyorsunuz ama o yazıyı hepimiz okuduk ve o artık sizin tarihinizdir Haydar!

Bunu, ‘sitem etme’ şeklinde ince ayar verilmiş bir dile çevirmenizi ise kimse yutmaz Haydar! 2018’de daha aleni ve pervasızca yapılan bir insanlık suçunu normalleştirdiniz! Üç ay boyunca, kitabınıza adını verdiğiniz kelebeklerin de içinde olduğu, yaşam alanlarında kavrulan milyonlarca canlının cinayetini savundunuz siz. O canlıların yaşamını kutsal kabul eden bir dinin insanlarına, ‘ya bunu seyredin ya da defolun gidin’ diyen o sembolik mesajla, -hani ‘solun ve Kürt hareketini saygısız olduğu’ gerekçesiyle suçladığınız inanç ve kültür kısmı var ya, işte oraya- yapılan dünyanın en vahşi saldırısına payanda oldunuz Haydar!

Nokta!

(1) Kötülüğün Felsefesi ya da tekrarın tekrarı: Özgür Politikaya sitemimdir! görev yerimi değiştirin...

(2) Yazı tasarrufumda olup, gazetenin rolünün sadece yazarına müdahale etmemesi olduğunu bilmenizi isterim.

(3)Yanan Dersim ormanları ‘devrime’ kurban olsun! 1 Ağustos 2018, www. Dersimnews.com