Bu yazıyı kaleme alırken hangi dili ve jargonu kullanmalıyım diye düşündüm. Siyasi alışkanlıklarımızdan kalan dil ve jargonu kullanırsam zaten yıllardır birbirimize kullandığımız şeyleri bir kez daha kullanmış olacaktım. Vicdanımın sesi ve diliyle yazmaya karar verdim.
Türkiye’nin ve yakın coğrafyasının gündemi o kadar sık ve değişken ki insan takip etmekte zorlanıyor. Ama gündemlerin ortaklaştıkları nokta insan ölümleri, yasaklar, kriz ve yoksullaşma. Eğer düşünen, okuyan ve çevrenizdeki olup bitenlere duyarlıysanız duyduklarınız, okuduklarınız, izledikleriniz ve yaşadıklarınız sizi rahatsız ediyor. Bir şeyler yapmalı ama ne ve nasıl diye soruyorsunuz kendinize. Yapılanlar ya da yaptıklarınız görmezden geliniyor, duyulmuyor ya da etkisi olmuyor. Neden diye soruyorsunuz kendinize, insanlık dumura mı uğramış ya da vicdanlar körelmiş mi? Veya bizler de mi bir sorun var diye düşünmeye başlıyorsunuz. Yapılan haksızlıklar bize gelip dokunmadan bir şey yapmayıp seyrediyoruz. İnsan ölümleri medyada rakamlarla ifade ediliyor. Falanca yerde yaşanan çatışmalarda 10 gerilla, 5 asker hayatını kaybetti, ya da bilmem ne karayolunda oluşan trafik kazasında ikisi çocuk 14 kişi hayatını kaybetti, Suriye ordusu ile muhalifler arasındakı çıkan çatışmalarda 24’ü asker 89 kişi hayatını kaybetti vb. İş kazalarında ölen işçiler sayılarla ifade edilip kayda geçiyor. Son dönemlerdede 58 cezaevinde 780 kişi süresiz açlık grevinde (50 gündür) on bin kişi ise açlık grevine hazırlanıyor.
En kutsal hak olan yaşama hakkı ihlalleri gözlerimizin önünde rakamlarla ifade ediliyor. Alıştırmaya, kanıksattırmaya çalışıyorlar. Soru sormayan, tepki vermeyen, trübinlerden seyirci olmaya devam eden bir toplum oluşturulmaya çalışılıyor. Her koyun kendi bacağından asılır misali sıranın kendimize gelmesini bekliyoruz. Kalabalıklar içerisinde yalnızlığımızı yaşıyoruz. Çokluğumuzu, gücümüzü ve birimizin derdi hepimizin derdi olması gerektiğini bilince çıkartamıyoruz.
Kapımızda bir savaş hazırlığı var ve bu hepimizi yakından ilgilendiriyor bizler sokakları doldurup bu bizim savaşımız değil diye haykırmıyoruz. Yanı başımızda Kürt kardeşlerimize karşı yürütülen inkar ve imha politikaları hayata geçiriliyor, bizler sokakları doldurup yaşasın halkların kardeşliği, barış olsun diye haykırmıyoruz. Soframızdan ekmeğimiz, cebimizden paramız varsıllar tarafından çalınıyor ayağa kalkıp iş, ekmek, özgürlük diye karşı durmuyoruz. Binlerce yıldır atamızdan dedemizden miras aldığımız inançlarımız inkar ediliyor, yok sayılıyor karşı çıkmıyoruz ve cellatlarımızla kol kola yürümeye devam ediyoruz. Gençlerimiz uyuşturucuya, genç kızlarımız fuhuşa teşvik ediliyor seyrediyoruz. Engizisyon mahkemelerini aratmayan hukuksuzluk örnekleriyle on binlerce masum insanlarımız ceza evlerine dolduruluyor, duymuyor, görmüyoruz. Zalimler bizleri ötekileştiriyor bizlerde birbirimizi bilmiyorum farkında mıyız?
Açlık grevleri ölüm sınırına geldi, seyredecekmiyiz? Savaş tüccarları ellerini ovuşturuyor, Suriye ile savaş kapıda kabullenecek miyiz? Savaşın faturası çalışan emekçilere yüklenecek ödeyecek miyiz? Alevilik inanç olarak kabul edilmiyor, Türk-İslam sentezinin içine çekilmeye çalışılıyor, susacakmıyız? Derelerimiz, nehirlerimiz, tarım arazilerimiz satılıp yağmalanıyor, ekolojik dengemiz bozuluyor, içimize sindirecek miyiz? Bilmem kaç artı 4’le eğitim sistemi iyiden iyiye gericileştiriliyor buna da mı eyvallah diyeceğiz.
Bütün bu melun işleri devam ettiren ve uygulamaların son on yıldakı sorumlusu sermayenin yeminli uşağı, Ortadoğu’da emperyalizmin yeni taşeronu Recep Tayyip Erdoğan Berlin’e geliyor. 31 Ekim 2012 tarihinde (bugün) saat 10:30’da, Brandenburg Tor Batı kesiminde, onun şahsında bütün bu anti-demokratik uygulamaları protesto edeceğiz, Berlin’i o’na dar edeceğiz.
Haydi Berlin, Haydi Almanya bu tarihi bir adım; Aleviler, Kürtler, Devrimciler, Sosyalistler, Ermeniler, Êzîdîler, sivil toplum kuruluşları ve aydın sanatçılar bir araya geliyor. Avrupa’nın başkentinde birliğimizi ve gücümüzü gösterelim. Bu günümüze moral, yarınımıza rehber olsun bu bir araya geliş. Zalimlere korku, mazlumlara isyan ruhu olsun. Eğer sen olmazsan bir eksik kalacağız ötekileştirilmiş kardeşim…
Haydi Berlin, haydi Avrupa...