2017 yılının, Türkiye ve Kürdistan açısından çok yönlü, değişken ve hızlı kararların mücadele sahasına yansıdığı bir yıl olacağı gerçeği tartışmasız önümüzde duruyor. 

Sürecin bir adım önünde olanların aynı zamanda halkların kaderini belirleyecek öncülüğe sahip olacakları söylenebilir. Bir adım önde olmak, devletin, iktidarın ve bölgesel güçlerin emperyal ve sömürgeci amaçlarını sekteye uğratacağı gibi, tüm demokrasi ve devrimci güçlerin daha fazla öne çıkacağı koşulların ortamını da oluşturacaktır.

Bu yanıyla, mücadelenin boşluk tanımadığı gerçeğinden hareketle, hızla tüm mücadele alanlarına irade müdahaleleri geliştirecek birliktelikler oluşturmak, kendi krizini şoven politikalarla, muhalif güçlerinin üzerine yönelten, kurumlaştırmaya çalıştığı faşizm ile tüm ülkeyi zapturapt altına alarak, yönetememe krizini faşizm yasalarıyla atlatmayı hedefleyen sisteme karşı, sistemsel bir mücadele örgütlemek, yol ve yöntemler geliştirmek, geliştirilen mücadele araçlarını merkezileştirmek ve merkezileştirilen tüm mücadele araçlarını tek bir noktaya yöneltmek, yani yaşanacak tüm gelişmelere hazırlıklı olmak, sadece muhalif güçleri ayakta tutmakla kalmayacak, aynı zamanda yeni yaşam mücadelesinin en büyük dinamiğini de yaratacak. 

İktidar kaçınılmaz olarak devrilecek, ama ne tarafa devrileceği sorusu bugün çok daha acil olarak üzerinde durmamız gereken bir sorudur. 

Süreci, Kürt nefreti ve düşmanlığı üzerinden kuracakları çok açık. 

Kürt nefreti ve düşmanlığı politikası tekrarı ile devleti birbirine yapıştırmak, “bölünme” fobisi üzerine geliştirdikleri milliyetçi şoven söylemlerle topluma yaymak ve “devletin bekası” çağrısı ile sessizliği büyütmek ve nihayetinde tüm bunlara bir savaş hazırlığı genel kabulü üzerinden bakarsak eğer, hazır ve hazırlıklı olmanın geleceği belirleyeceğini ve eğer ıskalanırsa dönüp herkesi yok edeceğini görürüz. 

Referandum sadece “HAYIR”a indirgenir ve alternatif yaşamı örgütleme perspektifinden uzaklaşan bir şekilde ele alınırsa, hangi sonuç çıkarsa çıksın hazırlıksız yakalanılmış olunacak. 

Biliyoruz ki sistem, kendi yarattığı kaosu örgütleyerek, her türlü yasadışılığı ile tüm demokrasi güçlerinin üzerine çökebileceği dinamikleri kaçırmayacaktır. Bu yanıyla “hayır”, sadece bir “hayır” değildir, aynı zamanda kitlelerin bir sonraki sürece hazırlandığı, saldırılara karşı kendi kendini koruyabileceği öz güçlerine sahip olduğu ve en önemlisi bu refleksin örgütlendiği bir zaman dilimidir.

Tehlikenin farkında olup ama o tehlikeye karşı “izleyelim, görelim” veya “bulaşmayalım” siyaseti yürütenler, “Kürtlerden uzak durursak yırtarız” anlayışını önce dillerinde formüle edip, sonra seslendikleri kitlelere uzatıp, onların korku ve kaygılarını kendi korku ve kaygılarıyla buluşturup mücadelesizleştirmeye ortak edenleri de tarih affetmeyecektir. 

Baskı ve şiddet artık sınırları da aşmış, kendisi gibi düşünmeyen herkesi bulunduğu yerde tehdit etmeye başlamıştır. 

Korku, korkuyu örgütleyerek çeperini genişletmeye devam ediyor. Korku yine korkudan besleniyor. Korkunun karşısına örgütlü cesaret konulamazsa, korku hep bir adım önde olacak ve mücadele emeğinin içini boşaltacaktır. 

Baskı, şiddet ve korku ’ya karşı örgütlü cesaretin varlığı, niyeti ve onu daha da büyütmenin tüm olanakları, imkanları da ortada duruyor. 

HDK Avrupa, yeni yaşam ve geleceği birlikte örgütleme perspektifinin önemli bir parçası olarak gündemimize geldi. Kendini kısa zamanda organize etti ve iradesini yansıttı. Kolektif mücadeleyi hayatın tüm alanına taşıma hedefi oldukça iddialı gözükebilir, lakin yıllara yayılmış mücadele deneyimi, birlikte çalışma, üretme tecrübesinde alınan yol tartışmasız büyük bir güç. Bu güç artık daha gerçekçi bir yere oturuyor, çünkü süreç sertleşir sertleşmez ortalıktan kaybolanların elendiği ve gerçek anlamda elini taşın altına koyacak olanların birlikteliğinin netleştiği bir ortamda kendisini yarattı HDK-A. 

Eksiklikler, yetersizlikler ve Avrupa’da yaşıyor olmanın getirdiği statüko ve rehavet havası ve bunun yarattığı hantallık bir handikap olarak dursa da, biliyoruz ki baskının Avrupa’ya kadar kendine yol yaptığı ortam, bu ruh haline de dokunuyor ve rahatsız ediyor. 

“Hayır” derken, aynı zamanda bu “hayır” motivasyonunu tüm alanlarda bugünden yarına bir mücadele aklıyla örgütlemek, önümüzdeki birkaç ay içerisinde olası altüst oluşlara hazırlamak, iktidar ve devlet gerçeğini en doğru şekilde anlatmak ve bu anlayışla “hayır” diyen sesleri merkezi bir direniş hattında buluşturmak, yarınlar için yapılacak en önemli atılımlardan biri olacak.

Bütün mesele hazırlıklı olmakta.