
Ağıtlar koptu parçalanan Tunçellerinden. İhanet diz çöktü, kendi suskunluğunun izbeliğine. Beynine saplanan korkunun düşleriyle kala kaldı, zulmün melun cellatları. Tanrıça Zîlan’ın alev alev yanan külleri savurdu ölü toprağını. Yeni bir yaşam muştulandı, Adem bahçesine açılan Dêrsim’in sim kapılarından. Besêler ve Zarife’ler karşıladı, mabude güzellikleriyle Semalarda tutuşan aşk ilahelerini…
Zulmün kalelerine başkaldırdı güneşe sevdalı rüzgarın kızı. Ve umutlar ekti kavgasına. Ayın şavkıyla yıkanan kızlarımız ışıdı, ateşten hüsnü anlarıyla. Bir ırmak olup aktılar, sere serpe uzanan umudun diyarına. Binlerce gül haykırdı. "Zîlan", "Zîlan" diye. Zılgıtlar koptu kuzguni geceden, yeni bir yaşam muştulanırken Zîlan’ın avuçlarında. Zagros’un kızları yarattı kendini güneşin çıngılarıyla.
Dilsizliklerinde yankılandı özgürlük şarkısı. Ve binlerce Simurg-Anka kanatlandı, uçurumun ezgisiyle, şiir şiir dokuyarak kendi külünden yarattı kendini. Şimşek kanatları saplandı faşizmin yüreğine. Soluksuz kaldı korkunun kanlı düşleri. Bir hançer gibi ışıdı Zîlan…
Bedenler tutuştu çulpanlarda yalabıklanan özgürlük meşalesinde. Gözlerinin intikam ateşinde yandı gözlerimiz. Uzak diyarların dilsiz gölgeleri gürleşti, Semacan’ın kızıl alevlerinde. Ve tanrıça külleri karıştı umuda tutunan çığlıkların kutsallığına. Diz çöktü zemheri karanlıklar, çocukça düşleri süsleyen özgürlük gülüşleriyle yükselirken küllerimiz. Ateşin gerçek sırrına erdi bir bilge.
Kelebeğin narin figürleriyle tutuştu alevlerin dansına. Mabude sevdalar süsledi gönlümüzde saklı duran büyük hayallerimiz, umutlarımız ve düşlerimizi. Çırpınan yağmur damlacıkları doluştu, tutsak bedenlerimize. Hüzünlü yıldızlarda asılı kaldı, baharın dokunuşlarında açan kır çiçekleri. Ve yedi renkli alkım misali, kendi özlemleriyle revnakladı hayatın rengini. Zekiyelerin, Rahşanların ve Semacanların ateşinde arınan kutsal bedenlerde tomurcuklandı yaşam gülleri.
Umutlar ve çalınan anılar harlandı bakışlarında. Ateşinin yalazlarında yıkandı ayın mahpeyker kızları. Rengin oldu, kadının ağıtlarında yankılanan isyan ateşi. Ve ölüm öldü! Bedeninde patlayan bombanın her parçasında, kana tüneyen, kokuşmuş leş kargaları ürktü, yürek burkan zılgıtlarından.
Gözlerinin mahsun rüzgarları dokundu sahipsiz uykularımıza. Ve güzellik abidesi Zîlan kırdı bir Haziran akşamında esaretin kölelik zincirlerini. Ayazi kışlarımızda filizlendi, baharın isyan çiçekleri. Ceylan gözlü melekler büyüdü ninnilerinle. Dünyaya haykırdı adını ateşin ve güneşin çocukları…
Ve ölmek zor değil, dedi Zîlan. Çocukça düşlerde umutlanınca özgür yarınlar. "Keşke canımdan başka verecek bir şeyim olsa" diyen sözcükleri bir tebessüm gibi asılı kaldı dudaklarında. Ve tarih anlattı yaşamın ve umudun adı olan seni. Bir zühre misali kırpıştın Sema’ların Yüce’liğinde. Şiir, şiir; türkü, türkü ağdın sihirli bir tılsım gibi yüreklerimize…
CENGİZ AYAR / Kandıra 2 No'lu F Tipi Cezaevi