
HDK-A tartışmasının bu süreçte başlaması bir tesadüf olmasa gerek. 12 yıllık AKP iktidarının tüm toplumsal alanlarda geliştirdiği gerici ve saldırgan politikalara karşı birleşik tepkinin bir ürünü olarak tarih sahnesine çıkan HDP ve HDK bir zorunluluktu. Toplumun tüm kesimlerini yaşadığı sorunları yanıtlayan bir örgütsel cevaptı. İşçi cinayetlerine, kadın katliamlarına, doğa tahribatına, rüşvet politikasına, tekçi toplum anlayışına, cinslerin ezilmesine ve Kürt ulusunun yok sayılmasının sona ermesi için demokratik alanda en güçlü yanıttı. İkinci cins olarak ezilen kadınlar, savaş politikalar ve kapitalist yaşam tarzı sonucu gelecek perspektiflerinden yoksun bırakılan gençlik ve dıştalanan LGBT’li bireylerin umudu olmuştur. HDP’nin ve HDK’nin oluşmasıyla birlikte var olan egemen politikaya karşı bir değişim umudu gelişti. Ve bu umut sandıklara 7 Haziran seçimlerinde yansıdı. Bir yanda varlığını toplumsal haksızlıklara borçlu olan egemen güçler, diğer tarafta değişim isteyen kitleler. Değişim isteminin örgütsel adı HDP ve HDK oldu.
Bu süreçte tutuk ve tarafsız kalanlar, karar veremeyenler, eski yöntemlerle yeni koşullara ayak uydurmaya çalışanlar, içinde bulundukları şablonlardan ve alışkanlıklardan arınamayanlar HDP ile HDK’ye yaşanan değişim ve gelişmenin dışında kaldılar. İsteseler de istemeseler de savundukları ideallerin gerisinde kaldılar.
Avrupa’daki demokratik kitle örgütleri de yaşanan değişim rüzgârından yararlandılar ve güç kazandılar. Gezi sürecinde başlayan dinamik politika yapış tarzı, Berkin Elvan anmalarıyla devam etti ve 7 Haziran seçimlerinde karşılığını buldu. Yıllardır bir araya gelmesi mümkün olmadığı düşünülen güçler ciddi bir sonuç yarattılar. Her birisinin tek başına gücünün sınırları olan kuvvetler bir araya geldiğinde büyük bir güce dönüştüler. 7 Haziran’la kazanılan zafer, bir araya gelen güçlerin aritmetik bir toplamdan çok ötesi bir enerji ortaya çıkardı.
Ancak 7 Haziran’da demokratik alanda elde edinilen zafer, karşı devrimin devreye girmesini de beraberinde getirdi. Artan saldırıların ardı arkası kesilmedi. Özellikle Suruç katliamı bardağı taşıran damla oldu. Aylardır sonu gelmeyen katliamlara karşı Avrupa’da da insanlarımız her hafta bıkmadan usanmadan sokaklara döküldü. Karşı-devrimin saldırılarına karşı mücadelenin bir ayağını da Avrupa oluşturdu. Ancak Avrupa’daki kamuoyu tüm duyarlılığına ve yarattığı etkiye rağmen bugün örgütsel olarak sınırına ulaştı. Bu sınırı aşmanın zorunlu yolu HDK-A alacağını düşünüyoruz.
HDK-A birçok sorunumuzun çözümünün adıdır!
Eğer HDK-A örgütlenebilirse 3 ana alanda rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Birincisi; Türkiye ve Kürdistan’daki gelişmelere karşı kurumsal ve örgütsel cepheden çok daha kapsamlı yanıt verebilir. İçinde barındırdığı güçlerin Avrupa’daki yerli demokrat ve aydın kurumlarla ilişkisini daha farklı düzeye çıkartabilir. Avrupa’da potansiyelimizi yerel gündemlere daha örgütlü ve net buluşturabiliriz. Sokak ayağını alışılagelen tarzdan da çok daha farklı örgütleyebilir. Birliktelikten aldığı güçle eylemlerini çeşitlendirebilir ve Avrupa kamuoyunun dikkatlerini Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan haksızlıklara çekebilir. İkincisi; yerelcilik mantığına uygun alttan üste iç demokrasi anlayışını geliştirerek önceki seçimlerde başlayan politika yapış tarzında kazanımları HDK-A ile kalıcılaştırabilir. Örgütsel olarak tüm azınlıkları, mezhepleri, etnik yapıları ve bastırılmış kesimleri ortak amaçlar için bütünleştirerek güçlü bir bütün oluşturabilir. Politika yapış tarzıyla sömürüye, baskıya ve yalana dayanan burjuva politikasına karşı güçlü bir toplumsal alternatif örnek oluşturur. Kitlelerin somut sorunlarına somut öneriler ve çözümler üreterek gelecek toplumlar için istenilen sosyalist ve demokratik istemler bugünden kısmen hayat bulur. Kitleler somut yaşadıklarıyla ikna olurlar ve bizim hedeflerimiz doğrultusunda bilinç düzeyine ulaşabilirler. Üçüncüsü; HDK-A’nın oluşmasıyla birlikte değişik cephelerde (ABDEM ve Demokratik güç Birliği) bir araya gelen güçlerin ve seçim sürecinde HDP içinde çalışmalar katılan güçlerin içinde barındırdığı etki gücü açığa çıkabilir. Her bir kurumun tek başına yapamadığını bir araya gelerek başarılması mümkün olur. Birliktelikte doğan olanaklar Avrupa’da yürütülen demokratik kitle mücadelesinde yeni bir ivme kazandırabilir. Yaşamın tüm alanında güç dengeleri ezilen ve sömürülen göçmenlerden yana bir değişime uğrar. Avrupa burjuva devletlerin göçmenler üzerinde geliştirdikleri gerici politikalar ve oyunların etki gücü zayıflar. Ortaklaşan güçler güçlü toplumsal etki yaratan siyasi manevralar yapabilir. Bu çalışma süreklileştiği takdirde demokratik cephe de ve özellikle sendikalarda etki gücü farklılaşır.
HDK-A’nın oluşmasıyla birlikte demokratik cephede birçok yeni olanak doğmuş olacak. Oluşmaması durumda var olan durum devam edecek. Sorun “gelişmek ve güçlenmek mi istiyoruz?” ya da “Var olanla memnun mu kalmak istiyoruz” anlayışlarının birbiriyle çelişmesinde somutlaşıyor. Yeniye karşı çıkmak toplumsal dinamikleri, kitlelerin taleplerini görmemek anlamına geliyor. Kitleler bu anlayışa gelecekte bu örgütleri kitlesellikten yoksun bırakarak yanıt veriyor ve verecektir de. HDK-A, aylardır katliamlara ve soykırıma karşı sokağa çıkan kitlelerin ihtiyaç duyduğu örgütsel modeldir. Toplumsal değişim isteyen insanların istemlerinin yaşam bulması için en somut araçtır. O yüzden bizi HDK-A gereklimidir tartışması şaşırtıyor. Bizce tabi ki gereklidir. HDK-A bugün aylardır sokaklara dökülen kitlelerin öfkesinin örgütlenmesine ve güçlenmesine hizmet edecek en yatkın örgütsel araçtır. HDK-A kitlelerin somut ihtiyacının ürünü olduğu için kurulacağını ve güçleneceğini inanıyoruz.
* AGİF (Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu) Eşbaşkanı