
Yaklaşık iki yıldır Avrupa’da kuruluş çalışmaları sürdürülen Halkların Demokratik Kongresi nihayet 4 Şubat’ta Brüksel’de kuruluşunu ilan etti. Birçok siyasi yapıyı bünyesinde bulunduran HDK-A’nın diasporadaki muhalif siyasete yeni bir dinamik kazandıracağı beklentisi bir hayli yüksek. Büyük çabalar sonucu kurulan ve önemli bir misyon yüklenen hareketin, beklentilere yanıt verebilmesi için çoğulcu, birleştirici ve demokratik olması temel şart. Bunun için de ortak bir kültür ve eylem geleneği oluşturmak, bütün bileşenlerin ortak sorumluluğudur. Peki HDK-A nasıl rolünü oynar?
Avrupa’da demokratik muhalefet
HDK’nın iki temel ayağı olmak zorunda: Diasporayı örgütlemek, harekete geçirmek ve Avrupa’da uluslararası dayanışmayı (enternasyonalizm) yükseltmek. Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan çok önemli tarihsel bir dönemeçten geçiyor. Geçtiğimiz yüzyılın başında emperyalist ve sömürgeci paylaşım temelli kurulan dengeler, çizilen sınırlar bugün yine aynı çıkarlar gereği revize ediliyor. Jeopolitik ve jeostratejik çıkarlar bir asır sonra hesaplaşmalara dönüşüyor. Oportünist ittifaklar etnik, mezhepsel, dinsel figüranlarını da sahneye sürüyorlar. Kemalizm, Bassizm gibi milliyetçi-militarist iktidarlar siyasal islamla flört dönemindeler. Böylesi bir konjonktürde, AKP, bir yandan ‘Türk islam’ sentezli bir siyaseti ‘Yeni Osmanlıcı’ alaşımla şaşkın kitlelere çözüm olarak sunarken, diğer yandan da bunu güvenlikçi politikalarla pekiştirmeye, siyasi erkin geleceğini güvenceye almaya çalışıyor. R. Tayyip Erdoğan’nın başkanlık isteği de bu konjonktüre denk geliyor. Bununla beraber, HDP de baskı ve tutuklamalarla bertaraf edilmeye, umutsuz kitleler denize düşen yılana sarılır misali AKP’ye doğru yönlendiriliyor.
Suriye iç savaşından beri korku politikası yürüten hükümet en ufak bir muhalefet istemiyor. AKP’nin içte ve dışta, ülkeyi ‘sıfır düşmandan, sıfır dost’ durumuna getirdiği bir süreçte, Avrupa’da da demokratik, sosyal, laik, özgürlükçü, eşitlikçi bir muhalefet ülkede barış ve demokrasinin inşasına önemli katkılar sunabilir. Ortadoğu’da siyasal İslam’ın giderek yükselmesi, Avrupa’ya göçmen akımı, AB’nin iç ve dış siyasetini etkiliyor. Göçmen ve Arap-müslüman karşıtlığı, sağcı siyasi partiler için politika malzemesine dönüşüyor.
Batı muhatap arıyor
AKP’nin karanlık ve totaliter siyasetinin yol açtığı kaotik durumdan AB rahatsız.
R. Tayyip Erdoğan’nın bütün diplomatik kuralları hiçe sayan üslubu, Suriyeli göçmenlerin şantaj malzemesi olarak kullanılması, Kürt sivillerin katledilmesi, kentlerin harabeye çevrilmesi, laiklik ve özel alana yönelik getirilen dini ve siyasi kısıtlamalar, Batı’da kaygıyla izleniyor. Bundan dolayı 24 Kasım 2016’da AB parlamentosu Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya aldı. Tarafsız İsviçre parlamentosuna Sosyalist ve Yeşiller tarafından sunulan bir çok soru önergesi karşısında Bern federal hükümeti ‘arabuluculuk’ teklifinde bulundu. Fransız devlet adamı ve asker, General De Gaulle’ün deyimiyle, ‘En kötü devlet kaostan daha iyidir’ anlayışı Batı demokrasilerinde bir ilke olarak benimsendiği için, alternatifler oluşmadıkça AB, Türkiye’de statükoyu tercih eder. AKP ve Erdoğan rejimine alternatif olabilecek bir muhalefet olmadığından dolayı da AB pragmatik üç maymunlar politikasını yürütüyor.
HDK-A ne yapmalı?
Bu realiteden yola çıkarak, HDK-A bu noktada yaşanılan her ülkede, halk diplomasisi, lobi faaliyetleri ve ortak demokratik, barışçıl çalışmalarla Türkiye siyasetine müdahale edebilir. Avrupa’da kabul edilebilir (Euro compatible) ortak eylemler geliştirebilir. Bu anlamda, HDK-A’nın kamuoyu oluşturmada yönünü Avrupa kamuoyuna çevirmeli. Bu yüzden de eylemlerin dili, yöntemi, mesajları, siyasi ve kültürel kodları bugüne kadar varola gelen ‘biz çalıp, biz oynayalım’, kısır döngüsünü aşmalı. Kürtler, solcular, devrimciler 12 Eylül 1980’den beri Paris, Köln, Zürich, Londra... sokaklarında Türkçe sloganlar atıyorlar. HDK-A, bu direnişçi ama giderek monotonlaşan, yeni kuşaklara hitap edemeyen siyaset biçimine bir müdahale işlevi de görebilir. Bu demokratik müdahale kısırdöngü siyasete yeni dinamikler kazandıracak.
Avrupalı siyasi partilerin, sendika ve sivil toplum örgütlerinin yıllardır aradığı meşru muhatap ve müttefik sorununu da çözecek. Bu anlamda diaspora örgütlenmesinin çalışmaları stratejik, birleştirici ve dayanışmacı olmak zorunda. Avrupa’nın siyasal, kültürel mücadele yöntemleriyle uyumlu, sempati kazandırıcı ve Ankara rejimine kendi vatandaşlarının diasporadan demokratik, diplomatik muhalefeti rolünü üstlenmelidir. Bugüne dek kemalist, muhafazakar farkı gözetmeksizin Türk hükümetlerini siyasi ve ekonomik olarak besleyen bazı ‘sivil toplum’ kuruluşlarının, dinsel ve inançsal vakıfların, federasyonların demokratik muhalefet çizgisine çekilmesi veya nötrleştirilmesi de yine HDK-A’nın önüne koyması gereken hedefeler olmalıdır.
Kullanılan dil dışlayıcı, düşmanlaştırıcı, göçmen azınlığın yerli çoğunluğa karşı geliştireceği duygusallık, tepkisellikten uzak olmalı. Elbette bunu yaparken, AB’nin kendi hukuki, siyasi değerleriyle çelişen tavırlarını demokratik yollardan teşhir etmekten de geri kalmamalı. Avrupa medyasının bilinçsizlikten, ilgisizlikten kaynaklı içine düştüğü dezenformasyon durumunu demokratik muhalefet lehine çevirmek, kamuoyunu Türkiye hakkında doğru bilgilendirmek de HDK-A’nin önemli görevleri arasında yer almalıdır. ‘Siz ırkçısınız, emperyalistsiniz, TC’ye silah satıyorsunuz. Erdoğan’nın kara paraları İsviçre bankalarında...’ duygusal tepkisi aşılmalı. Bunun için de HDK-A, örgütlenme yapısı ve çoğulculuğu siyasetiyle Avrupa’daki, sol partiler, sendikalar, vs. ile ortak hareket etmeyi hedef almalı.
Kısacası, çağdaş bir diaspora, yaşadığı ülkede marjinalleşen değil, oradaki siyasete de demokratik vatandaşlık bilinciyle müdahale edendir. Bu anlamda HDK-A’nin gerek referandum öncesi, gerekse sonucu ne olursa olsun 16 Nisan sonrasında önemli bir misyona sahip. Bu misyon da uzağı görerek, stratejik hedefler oluşturup, Türkiye ve Avrupa siyasi dinamikleri arasında bir aktör ve köprü rolünü oynamaktır.
* HDK Lozan ve Sosyalist Parti (PSV) yönetim kurulu üyesi