(H)ak (D)edik (P)atlattık barajı. 12 Eylül faşizminin özene bezene planladığı Anayasa hala yürürlükte olsa, 12 Eylül zihniyeti devletin derininden sığlığına kadar nüfuz haliyle yaşıyor olsa da, “Yüzde 10 Seçim barajı” yıkıldı. Hem de öyle bir yıkıldı ki siyaset bezirganı uzman ve azmanlar bile şu tarihi itirafı yapmak zorunda kaldılar; “Yüzde 10 barajını biz bunları engellemek için koyduk! HEP’ten beri tüm partilerini kapattık. Ulaaaa Aklımıza ziyan yüzde 10 barajı bu seçimde HDP’ye yaradı!”
7 Haziran 2015 Seçimlerinin 20. Yüzyıldan kalma ırkçı, inkarcı, tekçi devlet yapısını aşmak ve 21. Yüzyılın, çoğulcu, demokratik, eşit ve özgür yaşam kapısını iyice açma yolunda belirleyici önemde olduğunu vurgulamıştık. 12 Eylül diktatörü “Netekim Paşa” kuyruğu titrettikten sonra, Haziran 2015 genel seçimiyle bir başka “Diktatörlük” hülyası efendi Hazretlerinin sihirli sandığında bitti. Bitti de bu 90 yıllık “Laik, demokratik, sosyal devlet ve Laik Cumhuriyet” cilasıyla izole edilmiş ama özünde “Tekçi” olan diktatörlük ne olacak? “Benim mutlaka Başkan olmam gerek!” gibi bir paranoya karşısında çok önemli bir başarı sağlandı. Lakin “Turpun büyüğü heybede” duruyor.
Nasıl bir koalisyon? HDP koalisyona destek verir mi? Hükümet kurulacak mı? Yoksa “Erken seçime mi” gidilecek? Tartışmaları devam ede dursun, bir kere daha tekrarlayalım; 20. Yüzyıldan beri, Ortadoğu, Kürdistan, Türkiye’de olup biten ne varsa sorumlusu CHP, AKP ve MHP’dir. Türkmen Alevi katliamından, Ermeni Soykırımına, Koçgiri, Şex Sait, Ağrı/Zilan, Dersim, Maraş, Çorum, Madımak, Gazi, Gezi, Roboskî vb. vb. vb. hepsi bunların marifeti. II. Mahmut’la başlayan “Islahatçılık” devletin zulmünü ıslah etmek yerine, Tanzimat, İttihat, Cumhuriyet döneminde farklı kimliklere tedip, tenkil ve tehcir olarak süregeldi. İttihat ve Terakki’den ayrılan “Teşebbüsü Şahsi ve ademi merkeziyetçi” Hürriyet ve İtilaf yüz yıllık yaşam serüvenimizin haritasını çizdi. O halde bu kirli tabloyu toplumsal barış, demokrasi ve eşit yurttaşlık hakikatiyle temizleme görevi de AKP ile CHP’nindir.
Enver, Talat ve Cemal Paşaların “Pan Türkizm” hülyasına kaşı “Misakı Milli”nin bir “Ehveni şer” olduğu 1924 Anayasasındaki “Tekçi, Türk/İslamcı” zihniyetle ayan beyan olmuştu. CHF/CHP “Tek İktidar”a dirense de 1908’de başlayan “Çok partili” siyasetin dünya konjonktürü gereği yaşam bulabilmesi için tıpkı İttihat ve Terakki’nin, Hürriyet ve İtilafı doğurması gibi CHP de 1946’da DP’yi doğuracaktı. Bu bağlamda 14 Ağustos 2001’de AKP’nin soy şeceresi buradan gelir. 23 Aralık 1876 (Kanunu Esasi) I. Meşrutiyet, 24 Temmuz 1908 2. Meşrutiyet, 11 Nisan 1920 Meclisi Mebusan’ın tasfiyesi, 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışı, 17 Kasım 1924-5 Haziran 1925 Kazım Karabekir’in kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 12/17 Ağustos 1930 Fethi Okyar’ın kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası, 7 Ocak 1946-27 Mayıs 1960 Demokrat Parti… Ve günümüze uzanan “Türk Siyasi Hayatı” 12 Şubat 1961’de bir grup “Sendikacı” tarafından kurulan TİP hariç halis muhlis Türk Siyasi Hayatı olmuştur. Ne zamana kadar?
7 Haziran 1990’da HEP kurulana kadar. Ardından “Yöneticiyi katlet, partiyi kapat” devri başladı. ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, Özgür Parti. DTP. BDP… “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”ne parti dayandıramadık! Derken, geldik HDP’ye! HDP güncellenmiş HEP olarak bir Öcalan projesiydi. Mihri Belli ile söyleşisinde “1970’lerde legal demokratik bir parti kursaydınız bu gün durum farklı olurdu!” diyen Sayın Öcalan 40 yıllık mücadele birikimi, kadroların HEP’ten beri gelen parti deneyimi, Türkiye Halklarının, inanç gruplarının, emekçilerin, kadın ve gençlik için özlem olan batıni hakikati zahire çevirmiş oldu. “Çatı partisi, zeytin dalı“ derken HDP gerçekleşmiş oldu.
HDP’nin yüzde 13’lük oy oranında Eşbaşkandan üyeye, il, ilçe başkanından yerel yöneticisine, kadın, gençlikten, bir bütün halka, “Emanet” (Niye emanet deniyorsa?!) oy verene kadar her canın payı vardır. Ve dahi AKP ile Efendi Hazretlerinin tersinden bile! Ya Kobanê, Şengal, Rojava! Hakikat siyasetten büyüktür. HDP ruhu hakikate temas etti. Ortadoğu, Mezopotamya, Anadolu, Trakya halklarının kadim, destansı kültürel, inançsal değerlerine yaklaştı. Geçmiş ve gelecek arasındaki bu günü bu günden ibaret görmedi. Başarının özü budur. Siyaset ne kadar hakikate temas eder ve onun ışığından nurlanırsa bu başarı yükselerek devam edecektir.