
Yarın HDP’nin Büyük Kongresi toplanacak. Siyasi partiler için, ne denli “parlatılırsa” parlatılsın, kongreler Siyasi Partiler Yasası’nın ve parti tüzüklerinin rutin işlerinden biri. Sistem partileri açısından bu kongrelerin asıl işlevi ne programdır, ne stratejik kararlardır. Kongre parti liderini ve onun ekibini seçme işlevi dışında pek bir anlam taşımaz.
HDP’ye gelince…
HDP’nin, örneğin “çözüm süreci”nde yapılan kongreleri, sistem partilerinden farklı olarak “ilkeler”, stratejik kararlar ve “programatik” esaslar bakımından merakla beklenen kongreler olmuştur. Hiç kimse, kimin yönetime geleceğini zırnık kadar merak bile etmemiştir. Parti “liderinin” kim olacağını değil, herkes partinin alacağı kararları beklemiştir. Hiçbir kişisel çekişme yoktur demek doğru olmaz, ama örneğin CHP’deki durumla kıyasladığımız zaman HDP hiçbir zaman “hizipler arası” kavgalara şahit olmamıştır.
Şimdi durum değişti. HDP “varolma yok olma” ya da “hayat-memat” kavgası veriyor. Daha geçtiğimiz gün Eşbaşkanlar da içinde, 6 vekilin dokunulmazlığını kaldırmaya dönük fezlekeler TBMM’ye geldi. Onbine yakın parti üyesi, Belediye Eşbaşkanı ve vekili zindanda. Soykırım dur durak bilmiyor.
Demokratik kamuoyu, yarın yapılacak olan Kongre’ye gözlerini çevirmiş: Acaba HDP bu Kongre’yle yaşama gücü gösterebilecek mi diye heyecanla bekliyor.
HDP 4. Olağan Kongresi işte bu soruya yanıt verecek.
Partiler kongrelerinde “eylem” kararları alır. Kongre yapılır, eylem kararı uygulanır.
HDP Kongresinin “kendisi eylemdir”. Faşizme meydan okumadır. Hiçbir ülkenin tarihinde, böylesine amansız baskı altında ayakta kalabilmiş bir parti yoktur. Onun her ilçesi, her beldesi Erdoğan rejimine karşı demokratik bir mücadele karargahı gibidir. Varlığı faşist rejimin zayıflığını, yıkılma aşamasında olduğunu gösteren en büyük delildir.
O nedenle benim gibi nice insan yapılacak Kongre salonu ve çevresine yığılacak halk kitlelerine, salondaki kararlılık ve coşkuya gözlerini dikmiştir. Kongre salonunu ve çevresini dolduracak halk, “demokratik serhıldanın” halkıdır.
Faşist rejimde Kongre yapmak faşizme karşı eylem yapmaktır. Kongre delegesinin kullandığı her oy faşizme karşı sıkılmış bir yumruktur. Kongrede Eşbaşkanlığa, yönetim organlarına aday olmak, faşizme karşı verilecek savaşta kendini hedef yapmaktır.
Elbette Kongrenin alacağı kararlar da önemlidir. Tartışmalar da yapılacaktır.
Ancak bilmek gerekir ki, stratejik konularda, örneğin “Türkiyelilikle-Kürdiliğin diyalektiği” gibi stratejik konularda “özgür ve bilimsel tartışma” ansızın ve birden bire Kongre’de yapılmaz. Aylar ve bazen yıllar süren demokratik tartışmaların sonucunda Kongrede “taçlandırılır.”
Hiç kuşkusuz HDP’nin önünde “hayat-memat” meselesinin yanı sıra çok ciddi konuların tartışılması gibi bir mesele de vardır. Nitekim özgür medyada bu meseleleri ele alan çok değerli yazılar, incelemeler de kaleme alınmıştır. Veli Saçılık ve Çetin Gürer gibi isimler, üzerinde herkesin düşünmesi gereken yazılar yazmışlardır. Bu yazarlar ortaya çok ciddi sorular atmış, kendi çözümlerini de dile getirmişlerdir. Yapılan eleştiriler samimidir, yapıcıdır, öneriler yaratıcıdır.
Ama bana sorarsanız, bu sorunlar Kongre gündeminden çok, Kongrede seçilecek yönetim organlarının gündemi olmalıdır. Kongre “Türkiye’de demokratik ittifak, Kürdistan’da ulusal birlik” şiarını ve “faşist rejime son verme” hedefini “bir karardan” çok, o anda Kongre’de toplanan, evlerinde Kongreyi izleyen halk kitlelerini harekete geçirici bir coşkuyla ilan etmelidir. Kongre kürsüsü faşizme, sömürgeciliğe, işsizliğe ve savaşa karşı direniş çağrılarına sahne olmalıdır.
Parlamentonun susturulduğu, belediyelerin gasp edildiği, medyanın yağmalandığı Türkiye’de HDP Kongresi adeta “demokratik Meclis” gibi halka mücadele, direnme, örgütlenme, kendi iradesine sahip çıkma çağrısının yapıldığı devrimci bir kürsüye dönüşmelidir.
HDP Kongresinde hiç mi tartışma olmamalıdır? Olmalıdır. Delegeler özgürce konuşmalıdır. Yapılacak eleştiriler ve özeleştiriler elbette değerlidir. Burada vurgulanan bu 4.Olağan Kongrenin asıl işlevidir: Halk kitlelerini direnişe yönlendirmek, salonlarda değil, direniş sürecinde tartışmaları halkın içinde olgunlaştırmak, sonuca bağlamak ve yeni bir güçle ileriye atılmaya teşvik etmek en temel sorundur.
En doğru stratejik kararlar devrimci süreç içinde olgunlaşır. Bunu sağlamak için elimizdeki partiyi korumak, eylemde birleştirmek, devrimci süreç içinde karşımıza çıkan sorunları adım adım çözmek gerekir.
Faşizm koşullarında ve özellikle legal alanda partiyi tasfiyeci rejime karşı korumak, onu halk kitleleriyle daha sıkı birleştirmek, demokrasi mücadelesinde atılacak en önemli adımdır.
Neden?
Çünkü HDP geleceğin partisidir.
Yaşamalıdır.