HDP’nin 7 Haziran zaferinin Türkiye siyasetinde, Ortadoğu politikasında eski dil, eski tarzın bitişini ilan ettiğini kaydeden KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Artık kibirli, otoriter, baskıcı politikaların yenilgiye uğratılması süreci başlayacaktır, hatta bu süreç başlamıştır” dedi. 

ANF’ye seçim sonuçları ve HDP’nin başarısını değerlendiren Bayık, seçimlerin en önemli sonucunun “Demokrasi güçleri bir araya gelemez, sol güçler bir araya gelemez” algısının yıkılması olduğunu söyledi. Bayık, “Eğer demokrasi güçleri bu birliğini daha geliştirirse bu mücadele demokratik devrimle tamamlanır” diye konuştu. Cemil Bayık söyleşisinin ilk bölümünü özetleyerek paylaşıyoruz:


7 Haziran’da Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yapılan genel seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo gelecek için ne ifade ediyor?

7 Haziran seçimlerinin tarihi bir seçim olduğunu seçimden önce herkes söylemekteydi. Nitekim seçim kampanyasının sertliği, daha önce Türkiye’de görülmemiş biçimde Cumhurbaşkanının da seçim kampanyasına AKP lehine katılması bu seçimin Türkiye açısından da bir dönüm noktası olduğunu ortaya koyuyordu. 

Seçimden önce zaman zaman söylenildiği gibi Tayyip Erdoğan ve AKP bir güç zehirlenmesine uğramıştı. Gerçekten de Erdoğan şahsında tarihte görüldüğü gibi insanları büyük olumsuzluklara sürükleyen, kendisini de çok kötü durumlara düşüren kibrin zirveleşmesi yaşanıyordu. 7 Haziran seçiminde bu otoriterleşmeye, bu kibre, bu her şeyi ben bilirim diyen otoriter yaklaşıma dur denilmiştir. Halkların özgürlük ve demokrasi bilinci, AKP’nin bu politikasını kabul etmediğini ortaya koymuştur. 

Kuşkusuz bu seçimin en başarılı partisi HDP’dir. HDP belki oy oranı itibariyle Türkiye’nin en büyük partisi olmamıştır. Ama 7 Haziran seçimlerinde Türkiye açısından yeni şeyler söyleyen, Türkiye’nin geleceği açısından halklara umut veren tek parti HDP olmuştur. 

HDP çok şey değiştirmiştir. Her şeyden önce amiyane deyimle Türkiye’nin makus talihini, ya da kara kaderini kırmıştır. Demokrasi güçleri bir araya gelemez, sol güçler bir araya gelemez, Türkiye’nin farklı etnik ve dinsel toplulukları bir araya gelip demokrasi mücadelesini yükseltemezler; dolayısıyla Türkiye otoriter, hegemonik, baskıcı, tek tipçi rejimlere mahkumdur anlayışı algısı yerle bir edilmiştir. 

2002’de AKP’nin iktidar olmasının nedeni de sol güçlerin birleşmemesi, sol demokrat bir seçeneğin ortaya çıkmamasıydı. Eğer sol demokrat bir alternatif olsaydı AKP’nin 2002’de tek başına iktidara gelmesi mümkün değildi.  

Türkiye tarihinde AKP kadar rahat iktidar olan başka bir partiye rastlanmamıştır. Aslında AKP herhangi bir rakip olmadığı için seçimi kazanmıştır. Eğer ciddi bir rakibi olsaydı ne tek başına Hükümet olabilirdi, ne de Türkiye siyasetinde bu düzeyde etkili hale gelebilirdi. 

Bu başarı yeni bir durum ortaya çıkardığı gibi, Türkiye’nin geleceğinin nereye doğru evrileceğini de ortaya koymaktadır. Eğer demokrasi güçleri bu birliğini korur, daha da geliştirirlerse, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin demokratik devrimle tamamlanarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, tüm farklı kimliklerin kendilik olarak demokratik Türkiye içinde özgür ve demokratik yaşamlarını sağlamaları gerçekleşecektir. Böylece Türkiye artık solun ezilmiş olduğu, tüm etnik ve dinsel farklılıkların da ötekileştirildiği bir Türkiye olmaktan çıkarak sol demokratların öncülüğünde ve belirleyiciliğinde bütün farklılıkların kendilik olarak özgür ve demokratik olarak yaşayacağı bir demokratik ulus, bir demokratik Türkiye gerçeğine doğru yönelim olacaktır. Bu seçimlerin ortaya çıkardığı tablo açısından en önemli gördüğümüz nokta budur. 


AKP’nin bu seçimde hezimete uğramasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2008’den bu yana AKP sanki Kürt sorununda çözüm için bir şeyler yapacakmış gibi bir yaklaşım ortaya koyarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni zamana yayılmış özel bir savaşla tasfiye etme politikasını yürürlüğe koymuştur. Kürt Özgürlük Hareketi bu özel savaşı gördüğünden, bu özel savaşı teşhir etme, boşa çıkarma politikasına yönelmiştir. Sonuç itibariyle Önder Apo’nun ve Hareketimizin izlediği politika karşısında AKP’nin ve devletin bir çözüm politikası olmadığı ortaya çıkmıştır. AKP’nin Kürt halkına, Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine karşı zamana yayılmış bir tasfiye politikası izlemesi ve bunun anlaşılması AKP’nin Kürdistan’da hezimete uğramasının en temel etkenidir. Kürt halkının aldatılamayacağını, oyalanamayacağını, Kürt halkının değerleriyle alay edilemeyeceğini başta Erdoğan olmak üzere AKP Hükümetine göstermişlerdir. 

AKP’ye oy veren Kürtler de Önder Apo’nun, PKK’nin AKP’ye çözüm için her türlü fırsatı sunduğunu ve bunun değerlendirilmediğini görmesi sonucu AKP saflarını terk ederek HDP’ye yönelmişlerdir. 


HDP’nin başarısı sadece AKP karşıtlığı ve oluşan fırsatların sonucu mudur, yoksa HDP projesinin bir sonucu mu? 

Kuşkusuz bu başarının gerçekleşmesinde birçok etken var. Tek bir etkenin bu başarıyı getirdiğini söylemek gerçeği görmemek olur. Bütün etkenleri bir araya getirerek başarıyı sağlatan HDP projesidir. HDP’nin demokratik ulus projesidir. 

Tabii ki bu çizgi esas olarak Önder Apo’nun çizgisidir. Seçim sonuçlarını değerlendirirken başarıyı getiren projenin düşünce ve yapılanma mimarının Önder Apo olduğunun özellikle bilinmesi gerekiyor. Önder Apo bu projenin gerçekleşmesi ve pratikleşmesi konusunda ısrarlı olmuştur. HDP içinden, dışından Kürt demokrasi güçleri içinden, dışından gelen her türlü dirence Önder Apo tutum koyarak böyle bir başarının gerçekleşmesini sağlamıştır. Bu açıdan bu ideolojik-politik duruşu da bu başarıdaki en temel etken olarak görmek gerekir. 

HDP’nin demokratik ulusa, demokratik topluma dayalı demokratikleşme ve tüm farklı toplulukların kendi kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamasını sağlama zihniyeti, programı HDP’yi Türkiye’nin en canlı, en dinamik partisi haline getirmiştir. Türkiye’nin HDP’ye ihtiyacı vardır. HDP tam da Türkiye’nin ilacı olan bir partiydi. Sadece Türkiye’nin değil, tüm Ortadoğu halklarının ilacı olan bir partiydi. Başarı, niceliğine ve niteliğine bakmadan HDP projesine katılan, HDP projesi için çalışan, katkı sunan herkesin başarısıdır. Bu bütünlük Kürdistan ve Türkiye’de demokrasi rüzgarı estirmiştir. 

AKP’nin politikaları ve Türkiye’deki siyasi ortam nedeniyle mutlaka HDP’ye bir yönelim olurdu, ama demokratik ulus projesinin ve bu projenin bütünlüklü karakterinin yarattığı sinerjiyi anlamadan, demokratik ulus projesinin Türkiye için nasıl bir ihtiyaç olduğunu görmeden HDP’nin başarısını anlamak mümkün değildir. 


Bu başarı HDP projesinin bir sonucuysa bundan sonra bu proje nasıl pratikleştirilerek geliştirilmelidir?

HDP projesinin ruhunun, zihniyetinin, yapılanmasının bundan sonra daha hızlı geliştirilmesi gerekir. Kuşkusuz toplulukların örgütlenmesi olan HDK geliştirilerek HDP güç kazanabilir. Yoksa HDP de diğer partiler gibi topluma dayanmayan, sadece seçimden seçime toplumdan oy isteyen bir partiye dönüşür. HDP projesi böyle değildir. Bu yönüyle Halkların Demokratik Partisi bundan sonra daha geniş kesimleri içinde barındıracak bir yapılanmaya kavuşacaktır. Birçok kesim daha Halkların Demokratik Kongresinin içine girecek, kendisini örgütlü kılacaktır. HDK içindeki bütün örgütler kendi kimliklerini koruyarak var olacaktır. Bu açıdan örgütlü toplulukların HDK içinde daha geniş yelpazede yer alması, bugüne kadar dışında kalan bütün sol demokrat partilerin, güçlerin, yine farklı etnik ve inanç topluluklarının demokratik mücadelede önemli rol oynayan kurumlaşmaların, sivil toplum örgütlerinin, kuşkusuz kadın ve gençlik örgütlerinin daha yaygın biçimde HDK projesinde yer alarak HDP’yi güçlendirmeleri, HDP’yi demokratik topluma dayalı tüm Türkiye’nin gerçek bir demokratik partisi haline getirmeleri gerekecektir. Bu başarı bunu gerekli kılmaktadır. 


Bu karakteriyle HDP’yi Türkiye’yi kucaklayan tek parti olarak değerlendirebilir miyiz? 

HDP projesi aynı zamanda HDP’yi tek Türkiye partisi haline getirmiştir. Erdoğan ve AKP’liler “Biz tek Türkiye partisiyiz” diyerek demagoji yapıyorlardı, toplumu aldatıyorlardı. Türkiye’nin her yerinden oy almalarını kendilerinin tek Türkiye partisi olduğuna kanıt olarak gösteriyorlardı. AKP sadece bir kesimin partisidir. Kürdistan’da ve Kürtler içinde zaten silinmişlerdir. Sadece Türk ve Sünni mezhebin partisi haline gelmiştir. Türk etnisitesi ve Sünni mezhebin içinde de bir kesimin çıkarını temsil eden parti haline gelmiştir. Bu yönüyle AKP yüzde 40 oy alsa da bu bir Türkiye partisi olduğunu göstermez. Türkiye’nin tüm toplumsal kesimlerinden, tüm etnik ve inanç kesimlerinden oy alan bir parti değildir. Bu açıdan tek Türkiye partisi HDP’dir.

 HDP bu seçimde Türkiye’nin tüm alanlarından ve tüm toplumsal kesimlerinden oy almıştır. Türkiye’nin mozaiğini yansıtan tek parti HDP’dir.  HDP bundan sonra bütün Türkiye’ye seslenen bir parti olarak önündeki engelleri yıkacaktır. Bugüne kadar özel savaş, derin devlet HDP gibi demokratik partilerin Karadeniz’de, Orta Anadolu’da gelişmesine, çalışmasına, yaşam hakkı tanımamıştı; ancak bundan sonra yapılacak çalışmalarla bu da kırılacak, bütün Türkiye coğrafyasına gidecek, yayılacak bir parti haline gelecektir.


Seçim sonuçlarının Türkiye siyasetine nasıl etkisi olacak? 

7 Haziran sadece bir HDP başarısı değildir, aynı zamanda Türkiye’deki siyaset tarzının değişmesinde de bir dönüm noktası olacaktır. Bundan sonra otoriter, kibirli zihniyetlerin Türkiye siyasetinde yer almaları çok zor olacaktır. Herkes Erdoğan ve AKP şahsında dersini almıştır. Artık Türkiye siyaseti otoriter ve hegemon söylemle, zihniyetle bir yere varılamayacağını görmüştür. Bu açıdan AKP de, CHP de, MHP de değişmek zorundadır. MHP de artık on yıllar öncesinin diliyle, yaklaşımıyla Türkiye siyasetinde yerini alamaz. AKP’nin zihniyeti on yıllar öncesinin, 50-60 yıl öncesinin particiliğinin bugün de sürdürülmesidir. Bunun bırakılması gerekir. MHP de eski dilini bırakmazsa Türkiye’ye en büyük kötülük yapan, Türkiye’ye en büyük düşmanlık yapan bir parti haline gelir. Tabii ki CHP de değişmek zorundadır. Hatta en fazla değişmesi gereken parti konumundadır. 

 Irak’ın, Suriye’nin, Mısır’ın ya da başka ülkelerin toplumsal yapısına cevap vermeyen iktidarların ne hale düştüğünü herkes görmüştür. Bu açıdan Türkiye’nin istikrara ve barışa kavuşması için Türkiye siyasetinin zihniyetini, dilini, üslubunu değiştirmesi gerekiyor. Ortadoğu’da yaşananları görmesi gerekiyor. 


Seçim sonuçlarının Kürt demokratik hareketi ve Özgürlük Hareketi üzerinde ne gibi etkileri olacaktır?

Seçim sonuçlarının Hareketimiz açısından önemli etkileri olmuştur. Kürt halkı HDP’ye kendini temsil etme hakkını vermiştir. Bu aynı zamanda Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürtleri temsil ettiğinin de dünyaya ilanıdır. 

Hareketimiz HDP projesinin zihniyeti, politikası, uygulanması ve tutumuna uygun bir duruşu destekleme, buna sahip çıkma sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi Kürt sorunuyla ilgilenmek kadar, bütün halkların, toplulukların özgür ve demokratik yaşamıyla da ilgilenen bir zihniyet, politika ve yaklaşıma sahip olacaktır. Dolayısıyla HDP projesine güç verme sorumluluğumuz vardır. 

Seçim sonuçları Kürt sorununun demokratik temelde çözümü eğilimini de ortaya çıkarmıştır. Hareketimiz Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmesi konusunda tutumunu ve yaklaşımını bundan sonra da sürdürecektir. Ancak bu sadece bizim yaklaşımımızla olacak, sadece HDP’nin iyi niyetiyle olacak bir duruş değildir. Tüm Türkiye siyasetinin, Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorunundaki mevcut durumu görmeleri gerekir. 


HDP çatısı altında 32 kadının vekil seçilmesi başta kadın özgürlük mücadelesi olmak üzere siyasal, toplumsal ve kültürel yaşam açısından ne anlama geliyor?

32 kadın milletvekili HDP’deki milletvekili sayısının yüzde 40’ına tekabül ediyor. Kuşkusuz HDP yüzde 50’yi hedefliyordu. HDP çok bileşenle seçime girdi, adayları o bileşenler tespit etti. Eğer bileşenlerin kadın adayları yüzde 50 yüzde 50 olsaydı, hatta yüzde 40 olsaydı belki şu anda HDP çatısı altındaki milletvekili oranı yüzde 45-50 arasında olacaktı. Ancak mevcut oran bile devrim niteliğindedir. Meclise kadın üslubunun, kadın tarzının bu düzeyde yer alması çok çok önemlidir. Ancak HDP çatısı altında kadınların meclise girmesi bundan öte bir anlama sahiptir. Çünkü HDP’de kadın sadece erkekle eşit olmuyor. Esas yanı bütün toplumsal yaşamın özgür ve demokratik temelde şekillenmesinde rol oynamasıdır. Eşbaşkanlık da sadece kadın ve erkeğin eşit yetkiye, temsile sahip olduğu bir model değildir. Tamamen partinin, toplumun demokratik karakterini belirleyecek, yönlendirecek bir ideolojik durumdur. Eşbaşkanlığın esas özü ideolojiktir. Dolayısıyla HDP’nin 32 milletvekiliyle meclise girmesi, kadın özgürlüğünün, toplumsal özgürlüğün ölçüsü olarak bütün toplumsal yaşamı değiştirecek tutumda olması çok önemli sonuçlar doğuracaktır. 

Öte yandan HDP’deki kadınların bileşimi de çok zengindir. Kendi kimlikleriyle Meclise giren Êzîdî, Azeri, Alevi kadınlar var; İslami duyarlılığı olan kadınlar var. Bugün sözü edilen tüm sorunların çözümünde işte bu kadın profili çok pozitif rol oynayacaktır. Belki de Türkiye’deki değişim dönüşümde en büyük manivela olacaktır. Türkiye’deki siyaset tarzındaki ve sosyal yaşamdaki birçok tabuyu kıracaktır, tartışılmayan konuları tartıştıracaktır. 


DAİŞ eskisi gibi desteklenemez


HDP’nin parlamentodaki etkili temsili, Türkiye’nin Suriye ve Ortadoğu politikalarını nasıl etkiler? 

HDP’nin seçimdeki başarısı ve AKP’nin yenilgisi Suriye ve Ortadoğu politikalarını doğrudan etkileyecektir. Çünkü AKP’nin yenilgisi aslında IŞİD’in yenilgisi anlamına gelmektedir. Bu yönüyle IŞİD en önemli kaynağından mahrum kalmıştır. Artık Türk devletinin eskisi gibi IŞİD’i desteklemesi mümkün değildir. Sadece IŞİD değil, El Nusra ve Ahrar El Şam da Türkiye tarafından beslenmektedir. 

Türkiye’de IŞİD’e bu kadar destek veren bir hükümetin düşmesi tabii ki Suriye’deki politikaların geleceğini etkileyecektir. Öte yandan Ortadoğu’da her yere burnunu sokan ve karıştırma çabası gösteren AKP Hükümetinin yenilgisi tabii ki Ortadoğu politikalarında da değişiklikler ortaya çıkaracaktır. Kuşkusuz AKP IŞİD’e verdiği desteği sürdürmek isteyecektir. Ama HDP’nin ve diğer partilerin varlığı hangi parti Hükümete gelirse gelsin IŞİD’e AKP hükümeti gibi destek vermesi mümkün değildir. 

Öte yandan HDP’nin başarısı aynı zamanda demokratik ulus projesinin başarısıdır. Bu, tabii ki Suriye ve Ortadoğu’yu etkileyecektir. Suriye ve Ortadoğu halklarına, etnik ve dinsel toplulukların bir arada yaşamasına örnek olacaktır. Böylece halklara acı, zulüm, baskı getiren politikaların geriletilmesi, yenilgiye uğratılması süreci başlayacaktır; hatta bugünden itibaren bu süreç başlamıştır. 


KDP’nin Kuzey politikası iflas etti


Seçimlerle birlikte ortaya çıkan tablo Kürdistan’ın diğer parçalarını nasıl etkileyecek? Kürt birliği açısından nasıl bir rol oynayabilir? 

Tabii seçimler Kürdistan’ın dört parçasından ilgi gördü, takip edildi. Çünkü bu seçimin sonuçları Kürdistan’ın tüm parçalarını da etkileyecekti. Bakurê Kurdîstan’da Azadi Platformu, DDKD gibi Kürt grupları bu seçimde HDP çatısı altında yer aldılar. Yine Nubahar ve Zehra çevresi de HDP’yi desteklediler. Tüm bunlar seçim sürecinde Kürt halkının ulusal birlik içinde tavır koymasına etkide bulundu. Zaten HDP’nin seçilen milletvekilleri çok farklı kesimlerden gelmektedir. 

Güney Kürdistan’da da başta Tevgerê Azad olmak üzere YNK ve Goran Hareketi, birçok sivil toplum örgütü ve halk bu seçimde HDP’yi destekledi. Ancak bütün Kürt gruplarının HDP’yi desteklediği de söylenemez. KDP, AKP’nin Kürt karşıtı politikalarına rağmen, Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrar etmesine rağmen AKP’yi desteklemekten vazgeçmedi. AKP’nin özel savaşının, psikolojik savaşının, Kürt toplumunu aldatma, kandırma, zaman kazanma ve bu temelde Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’ni tasfiye etme, Kürtler üzerinde uygulanan kültürel soykırımı yeni koşullarda sürdürme politikasına destek oldu. Bu tutumuyla KDP hem 12 Eylül rejimi, hem de AKP Hükümetinin yüzde 10 barajıyla Kürtleri meclis dışında bırakma politikasının destekçisi olmuştur. Bu açıdan bu seçimlerde gerçekten de çok yanlış bir politika izlemiştir. Bu seçimde AKP’nin yenilgiye uğraması, KDP’nin geçmişten bugüne AKP ile, Türk devletiyle sürdürdükleri politikanın gözden geçirilmesi durumunu ortaya çıkarmıştır. Bir yönüyle KDP’nin Bakurê Kurdîstan politikası, AKP politikası iflas etmiştir.  Artık mevcut durumda KDP AKP ile şimdiye kadar sürdürdüğü politikaları sürdüremez. Bu politikaları sürdürmesi, Bakurê Kurdîstan’da Kürt halkıyla karşı karşıya gelmesi anlamına gelecektir. Biz bu seçimle birlikte KDP’nin de mevcut politikalarını gözden geçirerek dört parçadaki Kürt halkının iradesine paralel bir tutum göstermesi gerektiğini düşünüyoruz. 


YARIN: Çözüm sürecine yaklaşım ve olası koalisyon seçenekleri...


ALİ GÜLER/CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN