
Türkiye’de farklı inanç ve kimlikte olan kesimleri aynı çatı altında toplayan parti olan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Ortadoğu içinde bir umut olarak değerlendiriliyor. HDP’nin kurucularından olan ve Ermeni okullarında yöneticilik yapan Garo Paylan, Ermeni toplumunun homojen bir yapı olmadığını her türlü siyasi görüşe dahil, inançlı ve inançsızı, solcusu ve sağcısı, muhafazakarı, sosyalisti olan bir toplum olduğunu ancak temel talepler konusunda ortaklaştığını belirtti. Ermenilerin 3 kuşaktır sessiz olan bir toplum olduğunu dile getiren Paylan,”Son 10-15 yıldır Hrant Dink’in kurduğu Agos Gazetesi ile kamusal alanda konuşmaya başlayan bir toplum. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra da yeni bir felaket yaşayan bir toplumdan bahsediyoruz. Şimdilerde ise Kürt hareketinin elde etmiş olduğu başarılar sonrası, Türkiye’deki o mevcut ve tekçi paradigmanın değişebileceği yönünde bir umut taşıyan bir toplum. Ama sosyolojik anlamda çok azız. 45 bin kişi kalmış bir toplumdan bahsediyoruz. Bu anlamda cesaretleri kırık, çünkü defalarca başına iş gelmiş bir toplumdan bahsediyoruz. Bu toplumunda çok az konuşan insanı var” dedi.
Ermenilerin HDP ile ilgili heyecanı
Ermenilerin öncelikle Ermeni olmaktan dolayı başlarına bir dert ve felaket gelmesini istemediklerini kaydeden Paylan, “Mesela bir kod mevzusu var. Ermenilerin kodunun bir olduğu, Rumları 2 olduğu, Yahudilerin 3 olduğu, Süryanilerin 4 olduğu gibi bir kod meselesi var. Bu kodlar üzerinden suçlar işlendi Türkiye’de ve bunun üzerinden de soykırım yapıldı. Varlık vergileri gibi pek çok suç işlendi. Artık bu kodun kaldırılmasını ve eşit vatandaş olmayı talep ediyoruz. Yani sakıncalı bir vatandaş, her an bir hainlik edebilecek vatandaş, öteki, Hıristiyan olarak görülmeyip, tamamen farklı bir kültür, halk ve inançlara sahip. Ama artık inancından ve kimliğinden dolayı dezavantajlı bir durum yaşamak istemiyoruz. Yani bırakın pozitif ayrımcılığı biz eşitlik talebindeyiz. Kamu otoritesinin de artık bunu bu noktada böyle görmesini istiyoruz ama mevcut siyasi partiler böyle görmüyorlar ve belki de görmeyecekler. Belki de HDK’yle ilgili heyecanımızda bu. Bizim HDK’den beklentimiz, bütün halkların, kimliklerin eşitlik temelinde olabileceği bir iktidarı oluşturabilmek. Yoksa, şu anda marjinal çizgimizde kalsak, hiç bir karşılığı yok. En azından iktidar ortağı olmamız lazım ki, şu andaki pradigmayı, o kodları değiştirebilelim ve tüm Türkiye Cumhuriyeti’nin o suç işleme kültürünü ortadan kaldırabilelim. En büyük beklentimiz budur” dedi.
Türkiye’de yaşayan Ermenilerin büyük bir oranının HDP’yi tanıdığını, ancak belli bir çekingenliğin olduğunu ifade eden Paylan, “Çünkü, hala bu partinin bir ‘Kürt partisi’ olduğunu düşünüyorlar. Yani BDP’nin yerine yedekte tutulan bir parti olarak düşünüyorlar. Çünkü, hala diğer halkların temsilcileri çok fazla içlerinde yoklar. İşte o heyecanı oluşturmamız lazım ki, bütün halk ve kimlikleri ciddi bir çekim alanı oluşturmamız lazım. Eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ancak bu partiyle o üçüncü yol diye belirttiğimiz yolla olabileceğini inancını ortaya koymamız gerekir. Bunu koyabildiğimiz zaman belki o akım değişir. Şu an marjinal bir parti olarak görülebiliyor. Bunu bir kitle partisi haline çevirmekte Türkiye’nin bütün dertleri ile ilgilenen bir parti hüviyetine kavuşturmaktan geçiyor” ifadesini kullandı.
Artık halkların birbirlerinin dertleriyle ilgilenmesinin zamanının geldiğini dile getiren Paylan, “Yalnızca dertlerimizle değil, acı ve anma günlerinde de hep bir arada olmalıyız. Güzel günlerimizde de bayramlarımızda, düğünlerimizde de bir arada olabilmeyiz ve bu platformu ancak böyle geliştirebiliriz. Siyasi alanda herkesin eşit olabileceği fikriyatının burada olduğunu ve paradigmasını da halklara, kimliklere ve bireylere anlatabilmemiz gerekiyor. Belki bundan sonra seçimlerde bu heyecan artabilir, ben buna inanıyorum. İyi bir kadro, kadronun güçlenmesi, katılımın çoğalmasıyla birlikte HDP bir çekim gücü yaratabilir” ifadesini kullandı.
‘Bütün kimliklerin barışı olmalı’
Ermenilerin hala barış sürecini Kürt ve Türk’ün barışı olarak gördüğüne dikkat çeken Paylan, “Çünkü, Sayın Öcalan’ın o sızan tutanaklarında geçen yanlış algılanan o Ermeni, Rum, Yahudilerle ilgili bazı ters ifadelerde söz konusuydu. Onlar, doğrulanmadı veya yalanlanmadı. O anlamda hala bir ön yargıları var. Çünkü, bu Kürt ve Türk’ün barışı, tepede yürüyen bir barış meselesi olarak görüyorlar. Bunun tabana indirebilmenin yolu da HDK veya HDP’den geçiyor. Yani, bu bütün kimliklerin barışı, bütün kimliklerin özgürleşmesi ve eşitlenmesi yolundan geçiyor. Yani yalnızca Kürt ve Türk barıştığında iyi bir şey olmadığını biz 1920 deneyiminden biliyoruz. O açıdan, bütün kimliklerin buna inandırmak gerekiyor. Bu hepimizle ilgili bir barış projesi olduğunu ve sonucunda hepimizin demokratik bir toprakta yaşayabileceğimizin heyecanını herkese taşımak gerekiyor. Türk ve Kürt’ün barışından öte bütün kimliklerin özgürleşmesini esas alan bir çözüm sürecini biz anlatmalıyız. Bu sorumluluğu yalnızca o kadar dar koşullarda yaşamak zorunda kalan Sayın Öcalan’a bırakmamalıyız” dedi.
Seçimler ile ilgili tartışmaları da değerlendiren Paylan, “HDP olarak seçime kadar 2 ay boyunca tartışacağız. Seçimlere HDP, HDK veya BDP ile Kürdistan’da girmek gibi. Bence gücümüzü bir yere toplamalıyız. Kürt halkı 40 yıldır mücadele veriyor. Ben, şu an Kürt hareketi nerdeyse orada olmamız gerektiğini düşünüyorum. Gücü oraya vermemiz lazım. Bu BDP ise BDP, HDP ise HDP olmalıdır. Yani orda öyle burada böyle olmamalı. Gücümüzü, Kürt siyasi hareketi neredeyse bu seçimde belki bir sonraki seçimde de oraya vermemiz gerekiyor diye düşünüyorum” dedi.
‘Türkler Anadolu’da görevini yapmıyor’
Eskişehir HDP İnönü İlçe Başkanı olan Elif Tek ise “Kürtler, Kürdistan’da görevini yapıyor ama biz Türkler olarak Anadolu’da görevimizi yapmıyoruz. Kürtlerin canı, namusu, malı kısacası her şeyi gitti. Bununla birlikte Türklerin de gitti. Ben sadece kadınların katılmasını değil, HDP çatısına herkesin katılmasını istiyorum. Bir Türk olarak Anadolu’da HDP’nin BDP’den daha farklı bir siyaset yapmasını bekliyorum. Türkiyelileşmek adına HDP’nin daha farklı çalışmalar yapmasını bekliyorum. Çünkü umudumuz HDP’de” dedi. Türkiye’de Kürt sorunu, Alevi sorunu başta olmak üzere kadınların, işçilerin, emeklilerin sorunlarına kadar çok çeşitli sorunların yaşandığını dile getiren Tek, HDP olarak geniş bir siyasi alanlarının olmasının ve bu temelde Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm olacak bir güç haline gelmelerinin stratejik olduğunu belirtti. Tek, “HDP’nin çizgisi BDP çizgisi olsun ama Türkiyeleşme için farklı bir strateji ve siyasetin olmasını istiyorum. Gezi eylemlerinde güzel bir süreç izlendi. Bizler HDP olarak Gezi eylemlerinde MHP ve CHP’liler ile yan yana durduk. Birbirimize tahammüllerimiz oldu. Bununla birlikte ortak açıklamalarımız da oldu. İşte Türkiyeleşme partisi bu şekilde olur. BDP’li arkadaşların genelinde şu görüş var. Biz bayrak taşıyanlarla yan yana gelmeyiz. Eğer bizler yan yana gelirsek HDP olarak Türkiyeleşme partisi olabiliriz” dedi.
‘Türkler gerçekleri bilmiyor’
Türk halkının Diyarbakır’da yaşanan sıkıntılardan haberdar olmadığının altını çizen ve bu sorunların sinevizyon ya da farklı şekillerde anlatılması gerektiğini belirten Tek, “Türkiye halkı da fakirdir. Yani evine gazete girmeyen evler var. Belediye ekmeğine muhtaç insanlar var. Bunu medya da yansıtmıyor. Biz parti olarak bunları aşamadık çünkü elimizde bir medyamız yok. Örneğin bir Diyarbakır’ı anlamak için orayı görmek lazım. TV’lerde sadece kısa görüntüler veriyorlar. Milletvekillerimiz de sadece Kürt sorunu tartışmalarını sürdürüyorlar. Bunun ötesini medya yansıtmıyor. Halk ise birçok şeyin farkında değil. HDP olarak bunları yeterince halka gösteremedik. Anadolu’da medya elimizde değil fakat mahalle toplantılarıyla halkın Diyarbakır’daki yaşamları anlatılabilir. Bunu sıklaştırmak lazım. Hakkari’nin, Siirt’in ve Diyarbakır’ın ruhunu batıda göstermemiz lazım” dedi.
Rojava’da çeteci grupların yaptığı sivil katliamları kınayan Tek, “Ramazanda Rojava’da Kürtlerin kanı helal diye fetva verenler Müslüman değildir. Bu cemaatçiler Müslüman olamaz. Müslümanlık bu değildir. PKK onlarca kez ateşkes ilan etti. Fakat bunu Türkiye halkı görmedi. Bu ateşkesler medyada yansıtılmadı. Bu Türkiye halkının hatası değil. Çünkü halk bu gerçekliği bilmiyor” dedi.
‘LGBT’lerin kurtuluş çatısıdır HDP’
HDP PM üyesi ve LGBT aktivisti Remzi Altunpolat ise en başta yaşam haklarının tehdit altında olduğunu belirterek, iş hayatından sağlık alanına kadar her alanda ötekilerin ötekisi olduklarını hatırlattı. Toplumda ayrımcılığa uğradıklarını ifade eden Altunpolat, yasaların da bu ayrımcılığı güçlendirdiğini söyledi. Altunpolat, “Hani anlayacağınız bu toplum içerisinde belki de ‘en lanetli sayılan’ ötekinin ötekisi olan kesimleriz. Ve en fazla inkar edilen kesim LGBT’ler” dedi.
LGBT hareketinin Türkiye’de 90’lardan itibaren ortaya çıktığını ve şekillendiğini dile getiren Altunpolat, toplumsal muhalefetin diğer bileşenleriyle nasıl bir araya gelebileceklerinin politikasını yürüttüklerinin altını çizerek, “Ve bir gün Tekel’de ise bir başka gün Kürdistan’da yürütülen savaşa karşı da sesini yükseltti. Irak’taki savaşa da hayır dedi. Dolayısıyla sadece salt kendi talepleriyle sınırlamadı kendisini. Aslında, baktığımızda bizim bir perspektifimiz, genel bir özgürlük ve kurtuluş perspektifi. Zaten ‘eşcinsellerin kurtuluşu, heteroseksüelleri de özgürleştirecektir’ derken biz aslında bir genel kurtuluştan bahsediyoruz. Şimdi HDP, tam da buna cevap verebilecek bir fikriyat, zihniyet, ruh olarak ortaya çıktı. Ötekilerin ötekisi LGBT’lerin kurtuluş çatısıdır HDP daha doğrusu HDK. Biz o nedenle bunun içerisinde hem Kürdistan’da hem de Türkiye’deki LGBT örgütleri olarak yer aldık” ifadesini kullandı. Altunpolat, “HDP’nin gerçekten bu farklı ezilme pratikleri, farklı ötekileştirme biçimleri arasında ortaklıklar kurabilecek, bu zemini güçlendirebilecek ve bir alternatif iktidar bloğu olarak yeni toplumu yeni bir paradigmayı oluşturabilecek bir yapı olduğunu düşünüyoruz. HDK’nin kendisi bu anlamda küresel muhafazakar otoriterliğe karşı bu felaketin içerisinde bir birlikteliğin, direnişin adı. Burada birbirimize bakıyoruz, değiyoruz” dedi.
Çözüm sürecini başından beri sahiplendiklerini dile getiren Altunpolat, “Bu sene KAOS GL olarak homofobik karşıtı buluşmamızda sloganlarımızdan biri şuydu ‘Biz barış sürecine sahipleniyoruz. Biz artık LGBT toplumuna yönelik ilan edilmemiş savaşa da artık bir son verilsin istiyoruz’. Yani biz toplumsal barışı aslında barış sürecinin kendisini bir bütün olarak görüyoruz. Kürt halkıyla barış gerçekleştiğinde bu sadece Kürt halkını ilgilendiren bir şey değil, bir bütün Türkiye’yi ve Kürdistan’ı ilgilendiren bir durum. Dolayısıyla bunun bir parçası olan LGBT’leri de ilgilendiriyor. Ve LGBT örgütleri bu sürecin sadece destekçisi değil aynı zamanda sahipleri” ifadesini kullandı.
‘Kendimize güveniyoruz’
HDP kongresinde eşbaşkanlıkları devam eden Fatma Gök ve Yavuz Önen, örgütlenmelerini hızla tamamlayarak seçimlere hazır hale geleceklerini söyledi. Gezi direnişi ile Lice’de yaşamını yitiren 5 gence atfedilen ve “Emek, demokrasi, eşitlik ve barış için Gezi’den Lice’ye birlikte yürüyoruz” şiarıyla geçtiğimiz hafta sonu yapılan HDP 1. Olağan Kongresi’nde yeniden eşbaşkanlığa seçilen Fatma Gök ve Yavuz Önen ile HDP’nin durumu, yaklaşan seçimler ve hedefleri üzerine konuştuk.
Eşbaşkan Fatma Gök, HDP’nin Halkların Demokratik Kongresi’nin siyasi bir kolu olarak kurulduğunu hatırlatarak, HDP’nin Türkiye siyasetine müdahale etmek amacıyla kurulduğunun altını çizdi. HDK fikriyatının oldukça önemli olduğunu dile getiren Gök, “Türkiye’deki bütün demokrasi ve barış güçlerini içine alan bir kongredir. Kürt Özgürlük Hareketi, yine Türkiye’nin batısındaki demokrasi ve devrim güçleri, inanç grupları kongre çatısı altında yer almaktadır. Türkiye’de yaşayan bütün inanç grupları, sesi duyulmamış partiler, sesini duyurmaya çalışanlar ve başka bir Türkiye tahayyülü olan her kesimi içinde barındırmaktadır. Türkiye çapında daha güçlü örgütlenerek önümüzdeki dönemde seçimlere hazırlanmaya çalışacağız” dedi.
‘Arkamızda devrimci deneyim var’
Parti olarak henüz yolun başında olduklarını söyleyen Gök, “Sabırla, büyük bir emekle üzerimize düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmek istiyoruz. Bundan iki ay sonra Ekim’de olağanüstü genel kurulumuzu yapacağız. O genel kurulda partinin organları ve başkanlarını yeniden seçeceğiz” dedi. HDP’nin yeni bir oluşum olduğunu söyleyen Gök “Ama HDP deneyimlerle dolu olarak geldi. Bizim arkamızda müthiş bir kalabalık devrimci deneyim var. Türkiye politikasında yer almak, gerek işin bürokrasisi, gerek örgütlenme çalışmaları olsun kolay değil elbette. Ama biz kendimize güveniyoruz” dedi.
‘Barış ve Türkiye projesi’
HDP Eşbaşkanlığı’na yeniden seçilen Yavuz Önen de “Yeni durumların getirdiği yeni örgütlenme biçimlerinin zeminini oturtabilmek ve Türkiye halklarının karşısına net bir siyasi programla çıkabilmek için biraz çalışmaya ihtiyacımız var. Bir de siyasi partiler yasasının gerektirdiği kurumsallaşmayı tamamlamamız gerekiyor. 45 ilde örgütlenmemiz tamamlandı. Toplamda Türkiye genelinde 240’a yakın yerde örgütlenmemizi tamamladığımızı, 60 yerde daha tamamladığımızda 300’e yakın yerde örgütlenmiş olacağız” diye konuştu.
Türkiye’de yeni bir siyaset tarzına ihtiyacın olduğunu dile getiren Önen, HDP’nin bir barış ve Türkiye projesi olduğunu ifade ederek, şunları belirtti: “Hem sosyalistler için hem emek mücadelesi verenler hem de inanç grupları açısından böyle. Yeni bir siyaset tarzına ihtiyacımız var çünkü, hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünyada yeni şartlar gelişiyor ve özellikle Türkiye’de Kürt siyasi hareketinin attığı adım dolayısıyla bir barış süreci başladı. Gezi olayları var. Yani çok kısa zamanda bizim siyasi oluşumumuzu doğrudan etkileyen ciddi toplumsal ve siyasi gelişmeler oldu. Bileşenlerimiz bu çerçevede kendilerini gözden geçiriyorlar. Böylesi yeni bir siyasi proje diyoruz buna. Bu bir barış projesi. Bu bir Türkiye projesi. Türkiye siyasetinde mevcut egemen, kapitalist siyasete alternatif oluşturacak bir iktidar alternatifi siyasetidir.”
Kürdistan’da BDP batıda HDP
Partilerinin yerel seçimlere hazırlık düzeyine ilişkin ise Önen, şunları söyledi: “Biz esas olarak HDP’yi daha derin bir ruh olarak ele aldığımız, seçimler bazında da genel seçimleri esas aldığımız için yerel seçimlere hazırlığımız konusunda eleştiriler olabilir. Yerel seçimleri bir kendini geliştirme ve halkla tanışma süreci olarak tanımlıyoruz. Ve o nedenle BDP’nin Kürdistan’da ve HDP’nin Türkiye’nin batısında atacağı yerel yönetim siyaset adımını önemsiyoruz ve böyle bir çalışma içine de girmiş bulunuyoruz.”
Aslında nasıl Kürt siyasi hareketi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışın tesisi için temel bir veri ise Türkiye’de oluşan ve değişik siyasetlerin, inanç gruplarının ve halkların ortaya getirdiği bu siyasi platformda yaratmaya çalıştığı siyasi güç, yalnız Türkiye’nin değil Ortadoğu’nun ve dünya barışının çok önemli bir güvencesi olacağını söyleyen Önen, “Stratejik bir öneme sahip bir adım atıyoruz ama henüz bütün bileşenlerimizde ve bütün gücümüzde bunu sağlamış mıyız hayır. Ama bunun çabası içindeyiz” diye belirtti.
MEHMET ŞAH ORUÇ/EREN DİNÇ/DİHA/ANKARA