HDP kurulur kurulmaz önemiyle orantılı olarak birçok eleştirilere ve devletin ağır saldırısına uğradı. Başlıca iki kampa ayrılabilecek ve birbirine zıt görünen eleştiriler şöyledir:
1- Kürt hareketi “marjinal solun” emrine mi girecek?
Kürt Özgürlük Hareketini babasının malı zannedenler ve elinden alınacağından korkan dar milliyetçi ve sözde Kürtçü çevrelerin bu kaygılarına başbakanlık danışmanı bile ortak oldu.
2- Türk sol-sosyalist hareketi “Kürt milliyetçiliğinin” kuyruğuna mı takılacak?
Ortodoks sosyalistlik adına yapılan bu eleştiriler sosyalistlerin işçi sınıfı davasından vazgeçerek solun potansiyelinin Kürt milliyetçiliğine feda edildiğini iddia ediyor.
İkisi de sığ, isabetsiz ve kökten yanlış olan bu yaklaşımların istese de istemese de vardığı sonuç sol-sosyalist demokrasi güçleriyle Kürdistan Özgürlük Hareketini birbirinden ayırmak hatta birbiriyle yarıştırıp çatıştırmaktır. Bu yaklaşımlar kendi adına iyi niyetli de olsalar, dönemi kavramayan ve demokratik değişim güçlerini bölüp parçalayıp egemen sisteme hizmet eden düşüncelerdir.
Açık ki kimse kimseyi yönetmeyecek ya da kimse kimsenin kuyruğuna takılmayacak. Ama mevcut sisteme son vermek, demokratik ve ortak bir geleceği kurmak için tüm ezilenlerin siyasi güçleri birleşecek. Bu birleşmeden kaçmak sonuç alıcı siyasi mücadeleden kaçmaktır. Oysa dönem tam tersini emrediyor.
HDP’nin kısa siyasi hayatında devletin ağır saldırılarına uğramasının nedeni de budur. Herkes bilir ki hiç bir saldırı olmasa da HDP ilk seçimlerde yüzde elliden çok oy alıp bütün belediyeleri ya da TBMM’yi ele geçiremeyecekti. Ama HDP’nin savunduğu, mutlaka kazanacak olan demokratik-barışçı çözüm süreci ve tüm ezilenlerin temel istemleri halk nezdinde büyük desteğe kavuşacaktı. Bunu engellemek için devlet gizli-açık bütün güçleriyle HDP’ye saldırdı, saldırıyor.
Kürdistan Özgürlük Hareketinin tarihini inceleyenler görür ki, ilk günden beri Hareket’in stratejisi tüm devrimci-sosyalist güçlerle birleşmektir. Bu çaba teoride de pratikte de çok net olarak gerçekleştirilmiştir. Açık mücadele alanları açısından HEP’in kuruluş sürecinden beri toplumun bütün demokratik potansiyelinin birleştirilmesi için mücadele edilmiştir. Ne yazık ki dar grupçu sekter yaklaşımlar bugüne kadar bunu engellemiştir. HDP’nin kurulmasıyla bu engeller aşılmış ve yeni bir dönem başlamıştır.
Demokratik barışçı çözümü, tüm ezilenlerin eşitliğini ve özgürlüğünü, yeni bir demokratik-anayasal düzeni amasız ve fakatsız savunan tek parti HDP’dir. HDP’ye karşı çıkanlar, her yolla engellemeye kalkışanlar demokratikleşmeye, özgürleşmeye ve barışa karşı çıkıyor demektir. Bunun sonu da Suriye, Irak, Lübnan’dan daha kötü iç çatışmalara mahkum olmaktır. Bunun hangi halka ne faydası olacağını da HDP karşıtları hesap etsin. Bugün Rojava istikrarını koruyorsa bu demokratik yaklaşım sayesindedir.
HDP yapıcı eleştirileri dikkate alarak, kendi içindeki eleştiri-özeleştiri süreçlerini diri tutarak doğru yolda azimle yürümelidir. Ortadoğu ve Türkiye yeniden şekilleniyor. Bundan kaçınmak olanaksız. Ama bu süreçte halkların etkisi ve belirleyiciliği ne kadar olacak bu önemli. HDP yeni süreçte bütün ezilenlerin ortak siyasi iradesi ve gücü olarak tarihi bir rol oynayacaktır. HDP kongresine ve tüm HDP’lilere başarılar diliyorum.
HDP kongresi
Bugün HDK’nin yarın da HDP’nin kongresi toplanıyor. Bu kuruluşların yapısı, iddiası ve içinde bulunduğumuz dönem açısından bu kongrelerin önemi çok büyüktür. Siyasi mücadelede önemsiz dönem olmaz. Ama bir de “Dünyayı sarsan on gün” gibi dönemler vardır ki hiç bir dönemle kıyaslanamaz. Bölge ve Türkiye siyaseti böyle bir dönemdedir.