
HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü, partisinin meclisteki grup toplantısında güncel, siyasal gelişmeleri değerlendirdi. HDP'nin grup toplantısına Van'daki depremden sonra kaldıkları konteynırlardan çıkarılmak istenen depremzedeler ve iki çocuğuyla cezaevine konulmak istenen Mülkiye Demirkılıç da katıldı.
16 kelimeye sığdırmıştı
Hıdrellezi kutlayan Kürkçü, "Bu geleneğin hep bir dilek peşinde gittiği söylendi. Bu dünyanın ve toplumun kendilerine sunmadığı dileklerin yüksek güç, tanrısal, göksel gücün kendilerine verilmesini isterler. Biz de uyalım ve diyelim ki; hiçbir hıdrellez günü hiçbir devrimci idam edilmesin. Bugün Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edildikleri günün yıl dönümü. Arkadaşlarımız hayatlarını verdiler. 42 yıldır dinmeyen acısı yüreğimizde. Bugün halen son sözleri dilimizde. Deniz ne demişti; bana sorarsanız o günden bugüne halen değişmeyen Türkiye'nin devrimci programını 16 kelimeye sığdırmıştı. Bunlar tutanağa geçirilmedi. Korktular. Yaşasın Kürt ve Türk halklarının mücadelesi gibi. Bunlar yapmamız gereken işlerin kısa listesini bizlere sunuyor. HDP, bu anıya, davaya sadık olanların partisi olarak onların yolunda yürümeye devam edecek" dedi.
Cesaret ve acizlik
Kürkçü, Denizlerin yargıçları ve cellatları karşısında takındıkları tutum ve fikirlerinin sonraki kuşaklar ve kendi görüşlerini taşımayan milyonlarca insan tarafından saygı görmelerini sağladığını vurgulayarak şunları ifade etti: "Önlerinde celladın ilmeği varken inançlarını ve fikirlerini ifade edebilmeleri bu inanç ve düşüncelere saygınlık, onur ve kabul edilebilirlik sağladı. Bu cesaret ve cüret onlarda olduğu için sözlerini yasaklayan yargıçlara rağmen bizlere geldi. Dün Meclis'te özel toplantı yapıldı. 4 bakan hırsızlıkla suçlandı. Ağır ceza yok. Herkesin karşısında idam mahkumunun cesaretiyle savunacak cesareti gösteremediler, acizdiler. Meclis televizyonunu kapattılar, internet yayınını kestiler. Önlerine yazılmış kağıtlardan hiçbir gerçeği cesaretle haykırmayan haklılıklarını cesaretle savunamayan 4 bakanı izledik."
Roboskî komisyonu hatırlatması
Dört bakanın komisyonda haklarında verilecek kararları bekleyeceğini dile getiren Kürkçü, şöyle devam etti: "Bakalım yargıya gönderilecek mi? Meclis komisyonu nasıl çalışıyorsa öyle çalışacak. Uludere komisyonunda olduğu gibi. Kayıtlara rağmen AKP'li üyeler bu kayıtları gördüğünde elbette onların da vicdanı ve çocukları var. Bu gençlerin katliama gidişlerini gördüğünde gözyaşlarını tutamadılar. Başbakan ve Necdet Özel'in eli değdi ve kasıt yok hükmü verildi. Genelkurmay Savcılığı'nın kendi başkanını takipsizlikle ödüllendirirken verdiği hükmü gördük. Roboskî köylülerinin katledilme emrini Necdet Özel bizzat kendi evinden vermişti. Bu emri vermeden önce Erdoğan'a danışmıştı. Komisyon kimin emir verdiğini bilmiyoruz kasıt yok, dedi. Komisyonun kararını kabul etmedik ve bunun takipçisi olacağız. Bu komisyonda da akıbet aynı olacak. O yüzden kamuoyundan kaçırılarak komisyon nihayet zor bela bir araya getirildi."
Cesarete bakıp ibret alsınlar
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında büyük olasılıkla komisyonun hüküm vermek zorunda kalacağını ifade eden Kürkçü, "AKP'lilerin yolsuzluk karşısındaki cesareti budur. Bir de devrimcilerin cesaretine bakıp ibret alsınlar. Türkiye'nin geleceği burada değil, 6 Mayıs şafağında yatıyor. Biz o ayak izlerinden yürümeye devam edeceğiz" diye konuştu.
Haberciler mücadele etmezse
Freedom House'un "Türkiye'yi dünyanın en özgür olmayan medya ortamı olarak" belirlediğini söyleyen Kürkçü, şunları ekledi: "Bu kurum aslında ABD müesses nizamının ahlaki sınırlarını çizen bir kuruluş. Dünyaya da o gözle bakmak üzere dünyadaki gidişatı izliyor. NATO'nun arkasında durmuş, Marshall planının arkasında durmuş. ABD gözüyle dünyaya bakan, Türkiye müttefiki olarak bakan bir kuruluş. Gerçek onların tespitinden de kötü. İşinden çıkarılan, kovulan ve hapisteki gazetecilerle ilgilenmiyorlar. Gazetelerin, radyoların, televizyonların içine hükümet insanı yerleştirilmesine o kadar yakından bakmıyorlar. Durum korkunçtur. O nedenle HDP sadece bu verilere değil, kendi öz deneyimlerine bakarak AKP'nin iktidara geldiğinden bu yana ifade ve medya özgürlüğünün ne kadar sınırlandığının farkındadır. Daha çok patronlara değil partilere iş düşüyor. Özgür bir iletişim için rol alabilirler. Eğer gazeteciler, patronların baskısıyla sendikalarını ölüme gönderip terk etmeselerdi, kolektif ortak güçlü bir dayanışmaları olsaydı bunlar yapılamazdı. Her gün işten kovulma korkusuyla iş yapmak reva mı? Haberciler, özgür bir habercilik ortamı için mücadele edemezlerse hiçbir parti onların yardımcısı olamazlar."
Özgür basın mücadelesi
Kürkçü, özgür basının verdiği çetin mücadele sürecinde Metin Göktepe, Ferhat Tepe, Hüseyin Deniz ve Apê Musa gibi özgür basın temsilcilerinin en ağır baskı koşullarında hakikatin peşinde koşmaları sonucunda hayatlarını kaybettiğini hatırlatarak, şunları söyledi: "İyi ki özgür basın var. Hepimiz cahil kalırdık. Gazeteleri siz yönetmediğiniz için ne kadar çok haberiniz kıyılıp, çöpe atıldığını biliyorsunuz. Bununla özgür basın doğdu. İyi ki özgürlük, gerçek haber için varlar. Hayatlarını feda etmiş basın emekçilerinin 3 Mayıs'ını kutluyoruz. Bilginin saklanması, yok edilmesi sadece halka yönelik bir tedbir. Egemenler, Türkiye'yi yönetenler bilgiyi halktan saklıyorlar. Herkesin bilmediğini bilmek devletin peşinden koştuğu şeydir. Dünyanın peşinden koştuğu bilgidir. O yüzden devletin bilgisine erişen hakikatin de bilgisine erişir. O yüzden gazeteciler, milletvekilleri, halk için mücadele edenler bilgilere erişir."
Dersim Soykırımı ile yüzleşme
Kürkçü, Dersim Soykırımı belgelerin devletin arşivinden çıkartıldığını hatırlatarak, "Biliyoruz artık. 4 Mayıs 1937'de 70 bin Dersimliyi toprağa gömdüler. Hakikatin ortaya çıkarılması için devlet arşivine girilmesi yeterliydi. Bu bilgi halktan ve sonraki kuşaklardan saklandı. Ama hiçbir şey sonsuza kadar saklanamıyor. O gün 5 yaşında katliamdan kurtulan kız çocuğu 85 yaşında bugün karanlıkları aydınlattı. O katliamı gerçekleştiren askerler insanlığa sığmazdı diyerek ağlıyorlar. Tekçi bir devleti inşa etmek, tek bir millete indirgemek, çok kimlikli toplumu tekçiliğe indirgemek için en ağır suçlar işlendi. Soykırım diyoruz, boşuna değil. Bu katliamın yapılış maksatlarının içerildiği her şey şimdi soykırım tanımı içindedir. Bununla yüzleşmeliyiz, diyoruz. İntikam peşinde değiliz. Şimdi içinde bulunduğumuz hengameden çıkabilmek için herkesin bu süreçle yüzleşmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu olmadan ileriye adım atamayız. Dersim'le, Ermeni, Süryani, Asuri, Ezidi soykırımlarıyla yüzleşmeliyiz. Arınmalıyız" dedi.
Kibarca pardon demek yetmez
AKP'nin Dersim Soykırımı'nın belgelerini Meclis'e getirdiğini, ancak o belgeleri unuttuğunu belirten Kürkçü, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dersim'de insanlığa karşı işlenmiş suç vardı. Yüzleşmek için ne yapıldı? Sadece siyasi rakibini vurmak için. Fırsat olduğu kadar önemi vardı. Öyle olmasaydı Roboskî Katliamı'nda aynı yürek telleri titrerdi. Onu açığa çıkarırdı. Artık örtülmesi mümkün olmayanın ortaya çıkarılmış gibi yapılmasının siyaset bakımından değeri yok. Yüzleşelim. Toplumun bütün kurumları yüzleşsin. Hükümetin kibarca pardon demesi yetmez. Ordunun, emniyetin, üniversitenin kendi geçmişiyle yüzleşmesi gerekir. Bir akademi düşünün, elinden çıkan tezlerden Kürt kelimesi geçmemiş. Bunlar olmadığı için soykırımın en önemli cellatlarından biri; Sabiha Gökçen'in adını ikinci hava limanına verirsiniz. Oradaki insanların köylülerin başına bomba yağdıran birinin adı geçiyor. Bu iklimden ne zaman çıkacağız? Çıkmazsak, yüreklerimizi soğumazsa, geçmişte olanları bilmezsek, çocuklar kimin torunu olduğunu bilmezse nasıl yurttaş olacaklar. Ömrü boyunca başkası olarak yaşayan son soluğunda Alevi ve Ermeni olduğunu söyleyen insan karşısında nasıl tutarlılıktan söz ederler. Dersimi hatırlamak bizim için çok önemli."
Katliamın mirası CHP'dedir de
CHP'ye de çağrıda bulunan Kürkçü, "O günkü CHP ve devlet ile bugünkü aynı değil. Madem her şeyin mirasçısısınız, başarıların mirasçısısınız bu katliamında mirası sizindir. Bu yükten kurtulmanız için Dersim halkının yanında olmanız gerekirken, örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Niçin Kürtler bizim yüzümüze bakmıyor diye soruyorsunuz. Niye baksın. Cellatları yanında yer aldığınız için yanınızda yer tutmaz. Bir adım atın" dedi.
Zulmün artsın sonun gelsin
AKP'nin yalan fırtınasına dönüşen egemenlik ve siyaset tarzına dikkat çeken Kürkçü, konuşmasını şöyle sürdürdü: "2010'da 1 Mayıs Taksim'de, dedi. 2014'te 40 bin güçle Taksim'i kuşatarak giremezsiniz, dedi. Hani yüzleşmiştik 1 Mayıs yasaklarıyla? AKP aslında bugün kendiyle yüzleşse daha iyi. Bırak geçmişi sen kendine bak. İktidara geldiğinde gariplerin, fukaranın, hakkı yenilenlerin partisi olacağız, dediler. Hakimiyetten kaçamadın. Egemen sınıfın, neoliberal politikalarıyla iktidara geldin. Onların yaptıklarından başka bir şey yapamazdın. Sermayenin pratiklerini devraldın. Askeri diktatörlüğün 1 Mayıs yasaklarını devraldın. Toplumun akışını tersine çevirmen mümkün değil. İşçisiz demokrasi olamayacağı için ancak bir diktatörlük olacaksın. Eninde sonunda yıkılacaksın. Ne kadar diktatörleşirsen yıkımına o denli yaklaşıyorsun. Zulmün artsın sonun gelsin."
Üçüncü seçenek
AKP'nin bu zulüm pratikleriyle cumhurbaşkanlığı seçimine yaklaştığını kaydeden Kürkçü, "Recep Tayyip Erdoğan, kendisine ve yolsuzlukla suçlanan mesai arkadaşlarını, yakın aile fertlerini yargının kıskacından kurtarmak için iktidarın tamamına sahip olmak istiyor. Erdoğan'ın yolsuzluklarının gerekçesini savunan Canikli, cumhurbaşkanlığında da aynı şekilde savunuyor. Canikli, bu raporlar ortaya çıkarsa duman oluruz, diyordu. Çünkü hiçbir harcama usulüne göre yapılmadı. Şimdi Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak, hiçbiriniz istediğiniz gibi hareket edemeyeceksiniz, bizim borumuz ötecek minvalde konuşuyor. AKP'nin kendi iktidar gücünü tahkim etmesiyle karşı karşıyayız. Deniz Baykal'ın ortaya attığı CHP-MHP ittifak çağrısının iktidar mücadelesinin nasıl cereyan ettiğini gösteriyor. Bir yandan İslamcı diğer yanda milliyetçi otorite. Türkiye halkları bu saflaşmayı kabul etmiyor. Bunun bir parçası olmayacağız. Sistemin dışladığı herkesin, halkların ortak gücü olacak adayı çıkaracağız. Herkese hodri meydan diyoruz. Biz de geliyoruz. Göreceksiniz sizin tek güç olmayacağını. Üçüncü güç HDP'nin başını çektiği ezilenlerin ortak gücü olarak bu mücadelede var olacak" diye konuştu.
İki diktatöryal yönelime ret
İki diktatöryal yönelimden birini seçmeyeceklerini, Demokratik Özerklikten, demokratik cumhuriyetten yana olduklarını vurgulayan Kürkçü, "Halkların ortak aydınlık yüzüyle onların tanışmasını sağlayacağız. Erdoğan, cumhurbaşkanlığına talip olduğunu ilan ederken baraj sisteminin olacağını da söyledi. Bakla ağızdan çıktı. Yüzde 10 barajıyla devam edeceğiz, diyor. Bununla itişmenin yolunu biliyoruz. Bu adaletsizliği sineye çekmeyeceğiz. Seçim yasakları, basın yasakları, yüzleşme ayıpları gibi Türkiye'nin ayıbı, halka karşı kılıç olarak bizim tarafımızdan kırılacak. O gün gelecek. Türkiye adil yönetime kavuşacak. Bunu halklar yapacak. Seçimin nasıl olacağını bilmiyoruz. YSK Erdoğan'ın kararını bekliyor. Ona göre şekillenecek seçim" dedi.
HDP Avrupa'da da çalışacak
Cumhurbaşkanlığı seçiminde yurtdışındaki oyların Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun emanetinde olduğunu söyleyen Kürkçü, "O'nun nesine güvenelim? Neyi doğru yaptı ki, bunu doğru yapsın. Partimizi dışladılar. Meclis'te 4 parti olduğu halde diğer partilerin yurtdışında olamayacağına karar verdiler. Niçin olmayacağız? Çünkü bizim yurtdışındaki sürgünlerin, Kürt halkının oylarına sahip çıkacağımızı bildikleri için. Yarından tez yok Avrupa'yı kasaba kasaba oy hakkı olanlar için dolaşıp uyaracağız. Görün bakalım ne olacak?" diye ifade etti.
Henüz yerel seçimleri tamamlayamamışken YSK'nin resmi sonuçları yokken cumhurbaşkanlığı seçimin adil bir seçim olacağı hususunda kimsenin bir şey bilmediğini kaydeden Kürkçü, adayların propagandaları nasıl yürüteceği, hangi kurala bağlı olacaklarının da belli olmadığını ifade etti. Bu şartlar altında bir buçuk ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için herkesin bıçaklarını bilediğini söyleyen Kürkçü, Erdoğan'ın iki dudağı arasına bakıldığını ve seçimin adil olacağından şüpheli olduklarını vurguladı.
Şiddetin kaynağı duruyor
Hükümetin diktatöryal gidişinin toplumsal olaylara damga vurduğunu kaydeden Kürkçü, suçların ve cezaların doğum yerinin toplumun kalbi, orada yatan eşitsizlikler olduğunu söyledi. Kürkçü, şunlara dikkat çekti: "Çocuklara şiddet suçu işleyenlere bakın. Hepsi erkek. Kadın cinayetlerinin failleri de erkek ve az eğitimli gruplardan geliyor. Askerliklerini bölgede yaptıklarını göreceksiniz. Yaşları 20-40 olan milyonlarca erkek bu savaş cephelerinde savaştılar. Öldüler, öldürüldüler. Vuruldular. Travma sonrası stres bozukluğuyla aile ve çevrelerine bulaştı. Kendini kaybeden insanın aklına hitap etmek kadar saçma bir şey olamaz. Eşitsizlikleri giderecek politikalar ortaya koymak gerekir. Bunlar yok. Kadınlara ve çocuklara karşı şiddete karşı en ağır cezaları vereceğim diyeceksiniz. Bir tek biz söz ediyoruz. Görüyorsunuz en iyi biziz diyerek toplumun en arkaik duygularına hitap etmeyi hedefliyorlar. Şiddeti kışkırtmış olursun. HDP bunu değil, eşitsizlikleri önleyecek, yeni toplum kurmayı teklif ediyor. Yeni toplum kurarak eskiden arınırsınız. Çocuğa karşı şiddetin karşısındayız. Koruyucu mekanizmaların en yakın çevreden, aileden, mahalleden başladığını bilerek, ailelerin yeterli geçim araçlarına kavuşmaları, çocuklara sosyal alanlar sağlanması, toplumumuzun kültürel, cinsel, diğer yönlerden eğitilmeli. Kurumsal mekanizmalarla şiddetin kesilmesini savunuyoruz."
Batı Kürdistan ile el sıkış
Rojava'da olup bitenleri yakından izlediklerini; çok açık biçimde Rojava'da mücadele eden Kürt halkına karşıt dış siyaset yürütüldüğünü anımsatan Kürkçü, Türk Hükümeti'ne seslendi: "Suriye siyasetini değiştir. Orada İslamcı, şeriatçı çetelerle uzlaşma. Kürt halkıyla el sıkış. Rojava'yı kontrol altına alacağım diye Irak'taki çıkarlarla şantaj yaparak Federe Kürt yönetimini kendinle sürüklemeye çalışma. Duvar yaparken onların hendek kazmasını teşvik etme. Kürtler ne kadar birbiriyle dayanışırsa o kadar iyi olur. Yepyeni bir düzenin ip uçlarıyla karşı karşıya geliyoruz. Eşitlikten, özgürlükten yana, halkların kardeşliğinden yana bir toplum kuruluyor orada. Kürdistan'ın her yerinden gençler Rojava'ya akıyor."
ANKARA