
Demirtaş, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. YSK'nin vekillikleri gaspına karşı yapılan protestolar sırasında devlet güçlerince katledilen İbrahim Oruç'u anarak konuşmasına başlayan Demirtaş, Kürdistan gazetesinin kuruluş yıldönümü dolayısıyla Kürt gazetecilerin durumunu hatırlattı.
Net ifade: Ermeni Soykırımı
Ermeni Soykırımı'nın 99'uncu yıldönümü nedeniyle katledilen Ermenileri de anan Demirtaş, şu net ifadeleri kullandı: "Ermeni Soykırımı'nın 99'un yıldönümü nedeniyle onların acılarını paylaşıyoruz. Gerçek bir barışı ve adaleti birlikte inşa edeceğimizi söylemek istiyorum. Çözüm sürecinin içeriği de bununla bağlantılı. Sadece Kürtlerin haklarıyla ilgili bir mesele değil. Kürt halkının temel meselesini de çözüm sürecinin içerisinde alacağız. Asıl amacımız bütün ezilenlerin özgürlükleri ve haklarına kavuşması meselesidir" dedi.
50 günden sonrası eşiktir
Kendilerinin bütün Türkiye'nin eşit ve onurlu bir gelecek kurabilmesi için yeni bir yaşamdan bahsettiğini belirten Demirtaş, çözüm sürecine ilişkin AKP'ye eleştirilerde bulundu. Demirtaş, konuşmasına şöyle devam etti: "Başbakan sadece çözüm süreci kavramını kullanıyor. Arkasına ve önüne bir kavram eklemedi. Sadece çözüm süreci diyerek, bu ülkeye barışı getiremezsiniz. 45 gündür heyetimiz İmralı'ya gidemiyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Adaya gitme konusunda bile ciddi sorunlarla karşılaşıyor. Geçen hafta sonu görüşme ciddiye alınmayacak gerekçelerle engellendi. Önümüzdeki hafta gidemezse heyet, 50 gün olacak. 50 günden sonra görüşme süreci kesilmiştir diyeceğiz. İlerleme yerine eskiye dönüş var. Bu kadar ciddiyetsiz yaklaşımlarla asla ve asla hükümetin bu süreci yürütemeyeceğini görmesi lazım. Bizler başka grupların gitmesini isterken, heyetimiz dahi İmralı Adası'na gidemiyor. Çıkıp hükümet olarak bunu açıklamanız lazım. Tek taraflı yürümediğini hükümetin bilmesi lazım."
Süreci tek başına yürütmek
Türk Hükümeti'nin bu tutumuna karşı beklemek zorunda olmadıklarını kaydeden Demirtaş, hak ve özgürlüklere dair pratik adımlar atacaklarını söyledi. Birleşmiş Milletler yasaları, Avrupa Birliği kriterleri/normları, Avrupa İnsan Hakları içtihatları, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gibi evrensel hukuk ve ilkeleri referans alacaklarının altını çizen Demirtaş, darbe anayasasına ve türevi yasala bağlı kalmayacaklarını söyledi. "Bütün haklarımızı halkımız ve yerel yönetimlerimizle birlikte hayata geçireceğiz. Türkiye'de barışın garantisinin bu olduğunu göstereceğiz. Herkes de tek taraflı nasıl yürüteceğimizi görecek" diyen Demirtaş, Türk Hükümeti'nin de anayasa ve yasalarını buna uyarlayabileceğini söyledi.
Rojava politakasının yanlışlığı
Suriye ve Rojava politikasının da Türk Hükümeti'nin 'barış arayışı' ve 'çözüm süreci'ne taban tabana zıtlığına dikkat çeken BDP Eşbaşkanı Demirtaş, şunları söyledi: "Hendeklerin kazılması, ambargonun uygulanması, oradaki çetelerin Türkiye tarafından destekleniyor olması çözüm sürecini dinamitleyen temel hatalardır. Özgürlük yürüyüşünü durduracak hendeği yapan mimarı bu dünyada kimse görmedi. Hiç kimse özgürlük yürüyüşünü durduramaz. Güvenlik sağlamak isteyenler hendekle değil halkların birliğiyle, ulusal birlikle sağlayabilirler. Doğru diyalog ve temasla güvenlik sağlayabilirsiniz. Özellikle KDP'nin de bu tür sorunların ilerde daha da karmaşık sorunlara yol açabileceğini görmesini istiyoruz. Güney Kürdistan halkı bu politikaların içinde olmamış, bu politikaların yanlış olduğunu ortaya koymuştur. Bu politikaların hepimize zarar verdiğini KDP'ye hatırlatmak istiyoruz."
BDP seçim sistemi tavrı
Bugün seçim sistemi tartışılırken, teknik bir konunun tartışılmadığının unutulmamasını isteyen Demirtaş, AKP'nin simülasyonlar ve masa başı hesaplarla az oyla çok milletvekiline dayalı sonsuz egemenlik arayışında olduğunu kaydetti. Demirtaş, konuyla ilgili değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: "Bu bir egemenlik tartışmasıdır. Devletin nasıl yönetileceği meselesidir. Hangi partinin kaç milletvekili çıkaracağı tartışması üzerinden yürütülemez. Başbakan'ın açıklamaları, AKP'nin seçim sitemine partizanca yaklaştığının göstergesidir. Başbakan'ın konuşmalarından, AKP sözcülerinin açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla kağıt üzerinden hesaplarına bakıldığında amaçları 'en az oyla nasıl milletvekili çıkaracağız' telaşına düşmüşlerdir. Sanki Türkiye'de temsil sorunu, yönetim sorunu yokmuş gibi şimdi başka bir krize yol açacak bir çalışma yürütüyorlar. Seçim sonuçlarının yüzde 7-8'i AKP'nin hilelerle aldığı oydur. Başbakan genel seçimlerde çoğunluğu elde etmenin mümkün olmadığını biliyor. Mademki kendine güveniyorsun, o halde barajı bu haliyle sıfırlayalım, bütün partilere eşit propaganda hakkı tanıyalım. Bakalım sonuç ne olacak."
Buyrun 'dar bölge' böyle olsun
Başbakan Erdoğan'ın tek derdiğinin "düşen oylarımı daha fazla milletvekiline nasıl konsilide ederim" derdi olduğunu belirten Demirtaş, "Gelin Türkiye'de eyalet sistemi, özerklik sistemi, yerel yönetimli anlayışla, dar bölgeyi kuralım. Belediyeye yetki vermeyeceksiniz, yerelin yetkisi olmayacak, kendi seçmeninize göre bir çalışma yapacaksınız. Bunu da 'demokrasiyi getiriyoruz' teranesiyle bize yutturacaksınız. İnanın ki; genel seçimlerde AKP yarı yarıya güç kaybedecek. AKP'nin oyları yüzde 30-35 civarındadır. Bununla parlamentoda çoğunluğu elde etmenin yolunu arıyorlar. Başkanlık sistemiyle Türkiye'yi yavaş yavaş bir diktatörlüğe hazırlıyorlar" diye konuştu.
Başkan değil cumhurbaşkanı seçilecek
Ağustos'ta başkan değil Cumhurbaşkanı'nın seçileceğini belirten Demirtaş, "Başbakan, Çankaya yollarının öyle düz olmadığını göreceksin. Eğer hepimizin içini rahatlatacak bir Cumhurbaşkanı görmek istiyorsak, Başbakan'ın talimatıyla hareket edecek bir Cumhurbaşkanı olmalıdır" dedi.
BDP Taksim yasağını tanımayacak
Hükümetin AKP Hükümeti'nin 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasına izin vermemesine sert tepki gösteren BDP Eşbaşkanı Demirtaş, şunları dile getirdi: "Bir kez daha dünya ve Türkiye, Taksim'e kilitlenmiş olacak. Bütün sendikalardan, emekçilerden rica ediyorum. Hükümet özellikle yasaklayarak gündemi Taksim'e kilitliyor. İşçilerin asıl sorunu Taksim değildir. Taksim'e çıkmak isteyenler haklıdırlar. Daha önceki başbakanlar da Taksim'i yasakladılar. Emekçiler ısrarla Taksim'e dayandılar. Bunu 'tatil günü' yaptık diyen Başbakan, o tarihi Taksim Meydanı'nda kutlanmasını neden yasaklıyor? Taksim'de olay çıkarmak isteyen Yenikapı, Maltepe'de çıkarmayacak mı? Senin korkun, senin zihniyet ile 70'lerin zihniyetinin farklı olmadığının ortaya çıkmasıdır. Bizler Taksim'e çıkmak isteyen sendikalar ve siyasi partilerle birlikte olacağız. Sürekli kanunsuzluktan söz ediyorlar. Burada kanun yok, bir valilik kararı var. Parlamentoda yapılan kanunda Taksim yasaklanmamıştır. Darbe anayasasında bile Taksim Meydanı yasaklanmamıştır. Siz karar çıkardınız diye bu kanun mu oldu? Taksim'e çıkmak isteyenlerin değil valinin aldığı karar kanunsuzluktur. Oraya çıkanlar Taksim Meydanı'nda taleplerini dile getirmelidir. Başbakan'ın vermesi gereken hesap 6 milyon işsizin hesabıdır. Sayılarını kamuda 2 milyona çıkardığın taşeron işçilerin hesabını vermelisin. Asgari ücretle geçinen nüfus 12 milyonluk nüfus var. 10 milyondan fazla insan haftada 50 saatin üstünde bu ülkede çalıştırılıyor. Tarlalarda köle gibi çalıştırılıyorlar. İşçiler ve emekçiler sadece Taksim'de olmayacaklar, her yerde olacaklar. Hadi Taksim'i gaza copa boğdun, diğer yerleri ne yapacaksın. Bizler de o gün Taksim'de olacağız. Taksim'de işçi ve emekçilerle, ülkenin bütün alanlarında işçilerle, köylülerle birlikte olacağız. 2014 yılı da mücadele geleneğiyle devam edecek. Ben şimdiden işçilerin, köylülerin, emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı kutluyorum."
HDP nedir, neden gereklidir?
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, BDP'li milletvekillerinin HDP'yi geçme kararı ve BDP'nin akıbeti ile HDP'nin gerekliliği konusundaki tartışmalara ve soru işaretlerine de BDP açısından açıklık getirdi. Demirtaş'ın konuşmasının o bölümü, DİHA ve ANF kayıtlarına göre şöyle: "Son olarak HDP'nin kuruluşu ve HDP'nin geleceği ile ilgili olarak görüşlerimizi paylaşacağız. Bizler kadim halklar, medeniyet temsilcileri olarak bir arada eşit adil yönetimle yaşama fırsatına her zamankinden daha fazla sahibiz. Ortadoğu ve Mezopotamya halkları olarak barış içinde yaşamanın kalıcı projelerini üretmek zorundayız. Çok dilli, inançlı toplumun doğasına aykırı tekçi, ırkçı anlayışları kabul etmek zorunda değiliz. On binlerce yıllık tarihsel birikimimize güvenerek bir gelecek kurma dışında alternatifimiz yok. Siz ari bir Kürt toplumu yaratmak istiyorsanız geri kalan kimlikleri yok etmek zorundasınız, ari bir Türk toplumu yaratmak istiyorsanız geri kalan kimlikleri yok etmek zorundasınız. Sadece Müslümanlardan oluşan toplum istiyorsanız geri kalan inançları yok etmek zorundasınız. İşte tekçi sistemlerin bunun dışında alternatifleri yoktur. O nedenle coğrafyamız bu ulus devlet modelinin ırkçı acılarını çekiyor. Ezen ulusa da ezilen kesimlere de asla huzur mutluluk getirmedi. Yönetimler kendi halkına barış getiremedi. Bütün kültürleri, inançları, kimlikleri tek potada eritme girişimleri faşizmden başka bir şeye yol açmadı. Yüz yıllardır yaşanan savaşların egemenlik yarışlarının yol açtığı soykırım ve katliamlar insanlık onurunun ayaklar altına alınmasına neden oldu.
Ortak vatan, insan kimliği ve birlikte mücadele
Bu topraklarda tarih boyunca var olmuş tüm medeniyetlerin miras bıraktığı ortak vatandır. Hz. Musa'dan Hz. Davud'a, Hz. İsa'dan Hz. Muhammed'e tüm mirasa saygı duyarak yaşayacağız. Hz. Ali'nin cesaretiyle Hz. Ömer'in adaletini unutmayacağız. Direniş geleneklerini anlamaya çalışacağız. Haksızlıklara karşı canını ortaya koyan Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri, Mazlum Doğanları yaşatarak kardeşliğimizi pekiştireceğiz. Haklarımıza ve özgürlüklerimize doğru yürürken, başka kimlikleri yok sayarak acı tarihlerimizin tekerrür ettirilmesine izin vermeyeceğiz. Eşit adil bir yaşamı inşa etme konusunda omuz omuza olacağız. Birlikte ağlayacağız ki birlikte gülelim. Ötekini ezerek kazanılacak şeyin özgürlük olmadığını asla unutmayacağız. İnsan kimliğimizden ayrılmadan hareket edeceğiz. Bunları yapabilmenin tek yolu, bu düşünceye sahip insanlarla birlikte mücadele yürütmekten geçer. Demokratik ulus, ortak vatan ancak bu şekilde huzurlu bir cennete dönüşebilir.
HDP ortak partidir
Birlikte çalışacağız. Ortak bir partimiz var. Onun adı Halkların Demokratik Partisi HDP'dir. Bizler de bu siyasi anlayışı büyütmek, bu topraklarda gerçek bir halk iktidarı alternatifi haline getirmek zorundayız. Bizler seçilmişler olarak halklarımıza verdiğimiz sözün gereği olarak ortak mücadeleyle ortak vatan inşa etmenin kardeşçe adil yaşamın gereği olarak milletvekilleri olarak önümüzdeki haftadan itibaren HDP çatısı altında grup faaliyetlerini yürütme kararı aldık. Ezilenleri daha doğru bir temsille, ortak sesi haline getirmeyi hedefleyeceğiz.
BDP yoluna devam edecek
Bu karar BDP'yi feshedip HDP'ye geçiş olarak algılanmamalı. BDP, daha çok yerel sorunların, ekonomik, sosyal, eğitim, sağlık gibi sorunların çözümü için çaba harcayacak. Bu şekilde siyasi mücadelesine devam edecek. BDP'nin tümüyle HDP'ye katılımı, feshetmesi söz konusu olmayacak.
HDP Meclis'te grup kuracak
Önümüzdeki haftadan itibaren vekiller olarak Meclis grubunu kuracağız. Yapılacak tartışmaların, eleştirilerin, önerilerin bu tarihsel misyonu ve hedefleri, bu stratejik çalışmayı büyütmeye dönük olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Artık HDP'yi büyütmeli
Bunun dışındaki çabalar kendi ütopyamızı ve taleplerimizi görmezden gelme olur. Tüm partililerimizden, dostlarımızdan özellikle ricamızdır. Artık HDP'yi büyütmeli, halkların ortak partisi haline getirme, ezilenlerin ortak cephesi haline getirmeliyiz. HDP'yi daha güçlü sahiplenmeye çağırıyorum."
ANKARA