Yunanistan'da yapılan seçimlerde sol blokun temsilcisi Syriza'nın iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi: Türkiye'de Syriza benzeri bir parti ya da örgüt Haziran ayında yapılacak olan seçimlerde iktidara gelebilir mi, iktidar olmasa bile gelecekte iktidara gelecek bir potansiyeli bu seçimde açığa çıkarabilir mi? Bu tartışma devam etmektedir. Türkiye'de bu seçeneğe en yakın duran siyasal parti HDP'dir. Sistemin dışladığı tüm kesimlerle birlikte siyaset yapma ve geleceği birlikte örgütleme iddiasında. Bu iddiasını tüm toplumsal gelişmelerde sokak da dahil her alanda göstermektedir.

HDP, 2014 yılı yerel seçimlerinde yapılan tüm görüşmelere rağmen, tüm toplumsal dinamiklerle bir ortaklaşmaya gidemedi. Fakat cumhurbaşkanlığı seçiminde, yerelde sağlanamayan ortaklaşma sandıkta oluştu. Yerel ve genel seçimlere göre düşük bir katılımın yaşandığı seçimde Türkiye halklarının adayı Selahattin Demirtaş yüzde 9.8 oya ulaştı. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları, halkların iradesine ipotek olarak konulan yüzde 10 Türkiye barajının aşılabileceği yönünde bir algı da oluşturdu. Bu algı üzerinden 2015 genel seçimlerine HDP parti olarak gireceğini deklare etti. 

2007 ve 2011 genel seçimlerinde Kürtler sandıklarda yetersiz de olsa halkın iradesini açığa çıkararak, barajın anlamsızlaştığını ortaya koydular. 2015 seçimlerinde Türkiye halkları ortak bir iradeyle bunu daha da anlamsızlaştırabilirler.

Syriza sokakların partisi. Alexis Tsipras da sokaktan gelen bir lider. HDP'nin bileşeni olan Kürtler, HEP geleneğinden bu yana sokaklardaydılar. Parti yöneticileri barış, demokrasi ve özgürlükler mücadelesi içerisinde yetiştiler. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi verirken büyük bedeller de ödediler. 40 yılda 5 bini aşkın faili meçhul cinayet yaşandı. Kürt milletvekilleri, siyasetçileri öldürüldü, katledildi. Baskı, imha ve siyasal soykırım operasyonları yaşandı. 12 Eylül 1980 darbesiyle bu ülkede sol adına hiçbir şey bırakılmadı. Toplumun adeta genleriyle oynandı. Yüzbinler sürgün edildi, cezaevlerine konuldu. 12 Eylül faşist darbesinin anayasası ile hala bu ülke yönetiliyor. 

Yunanistan'da faşist cunta dönemi yaşandı. Fakat toparlanma çok çabuk oldu, demokrasiye geçiş süreci çok hızlı bir şekilde gelişti. Syriza, Avrupa demokrasisi içerisinde sokak mücadelesinde açığa çıktı, büyüdü ve iktidara geldi. Bu farklılığı da görmek gerekir. Kısacası, Syriza ile HDP arasındaki fark bu.

HDP Türkiye'nin Syrizası olabilir. Bunun için toplumun en geniş kesimleriyle ittifaklar da kurabilir. Fakat en önemlisi yerelden başlayarak halkın bu sürece katılımının sağlanması gerekir. Türkiye siyaseti merkezden aşağıya dizayn edildiği için sistem partileri genelden yereli etkilemektedir. HDP gibi siyasal partilerin genelden yereli etkileme şansı çok zayıftır. HDP'nin etkinliklerinde kitlelerle buluşma sorunu yoktur. Kendisine oy veren kitleler ile alanda buluşabilmektedir. Asıl hedef alanda buluşamadığı kitleler ile  mahallesinde ve sokağında buluşmayı de denemelidir. 

HDP'nin barajı aşabilmesi için Adana, Mersin, Aydın, Bursa, İzmir, Ankara, İstanbul, Muğla, Konya, Antalya, Ankara gibi kentlerde ciddi anlamda yerele inmesi gerekir. Kürtlerin, Türklerin, Lazların, Çerkezlerin HDP çatısı altında ortak siyaset yapabildiğini göstermesi ve anlatması gerekir. HDP siyasetçileri ve örgütlerinin bu kentlerde sürekli olarak halkla buluşmaları sadece kendilerine oy veren seçmenle değil, oy verme potansiyeli olan, oy vermeyen seçmenlerle buluşmalarıyla istenilen hedefe ulaşabilir. 

HDP bir seçim projesi değil, Türkiye halklarının birlikte siyaset yapma, Türkiye'ye değiştirme, demokratikleştirme projesidir. HDP bir seçim projesi değil ama sandıkta alınacak  sonuçlar Türkiye demokrasisini güçlendirecektir. HDP'yi de sistem partilerinden umudunu kesmiş ve kesecek olan halkın umudu haline getirecektir. HDP tüm eksikliklerine rağmen ister beğenin, ister beğenmeyin Türkiye'nin Syrizası'dır.