Cumhurbaşkanı seçimi giderek kızışıyor. İlk kez halk tarafından seçiliyor olması nedeniyle başlangıçta biraz durgun geçse de, bildiğimiz ve alıştığımız seçim süreçlerinden biri daha yaşanıyor. Bu cumhurbaşkanı seçimidir, belki biraz seviyeli olur diye beklemek nafile. Ağır sözlerle taraflar birbirini suçlamaya başlamış durumda. Bunu özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan yapıyor.

Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı, her ne kadar “Biz siyasete yeni üslup getirdik” dese de, aslında eski AP-CHP çekişmesini aşmadı. Demirel-Ecevit gerginliği bu geçen dönemde de hakim üslup olarak devam etti. Anketlerden çıkardığı sonuçlara dayanarak Tayyip Erdoğan sürekli bir gerginlik politikası izledi ve bu temelde toplumu kutuplaştırarak kendi yanında kemikleşmiş bir kitle yaratmaya çalıştı.
Şimdi cumhurbaşkanlığı seçiminde de aynı yöntemi uyguluyor. Cumhurbaşkanlığını da bu siyasete dayanarak yürütmek istediği anlaşılıyor. Siyasetteki bölünmeyi cumhurbaşkanlığına kadar taşımak istediği ortaya çıkıyor. Bu yöntem şimdiye kadar kendini iktidarda tuttu. Bundan sonra da buna dayanarak iktidarda kalabileceğine inanıyor.
Gerginlik ve kutuplaştırma politikası Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapabilir, fakat iktidarda tutabilir mi ya da ne kadar tutar, elbette bu bilinmez. Burada önemli olan, Tayyip Erdoğan’ın ne yaptığını tespit etmek değil de, onunla aynı kulvara düşmemek ve bu temelde oyununa gelmemektir. Bu konuda özellikle farklı bir siyaset gücü olduğunu söyleyen HDP dikkat etmelidir. HDP yönetimi ve Eşbaşkanları HDP farkını sürekli ortaya koymalıdır.
HDP Türkiye siyasetinde yeni bir bakış açısı ve üslup olduğunu her zaman ve net bir biçimde gösterebilmelidir. Demokratik siyaset olabilmesi buna bağlıdır. Olaylara bakış açısı, sorunları ele alış tarzı, çözüm yöntemleri ve üslubuyla hem farklı ve hem de alternatif olduğunu netçe ortaya koyabilmelidir.
HDP’nin bu yönde ilerlediği ve bu nedenle giderek her kesimden ilgi topladığı gözlenmektedir. Ağır sorunlarla boğuşan ülkemiz için adeta yeni bir çözüm gücü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da HDP üzerindeki ilgiyi artırmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde çözümsüz kalan birçok çevrenin Selahattin Demirtaş’a ilgi duyması bunu açıkça göstermektedir.
Bu durum seçimde Selahattin Demirtaş’ın öne çıkmasına yol açmaktadır. Tabi burada öne çıkan ve çözüm gücünü ortaya koyan sadece Selahattin Demirtaş değil, bir bütün demokratik siyaset ve HDP olmaktadır. Bu da özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın saldırılarına hedef olmayı getirmektedir.
Son günlerde Tayyip Erdoğan’ın HDP’ye ve cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a yönelik saldırılarının arttığı ve neredeyse küfür düzeyine ulaştığı gözlenmektedir. Bu konuda “Satılmış“ diyecek kadar da ileri gitmektedir. Bu duruma bazı çevreler “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” cevabını verse de, asıl olan HDP’deki gelişmenin Tayyip Erdoğan’ı artık iyice korkutmaya başladığıdır.
Bu durumu Tayyip Erdoğan, “HDP’nin bu sistemde yeri yok” diyerek de ortaya koymuş bulunmaktadır. Bununla HDP’yi sistem dışına itmeye ve hedef yapmaya çalışsa da, aslında mevcut sistemin çözümsüzlüğüne yönelik çözüm gücü olma gerçeğini de ortaya koymakta ve böylece HDP’nin farkını ve dolayısıyla önemini kabul etmiş olmaktadır. Belki de bu, Tayyip Erdoğan’ın söylediği tek doğru söz olmaktadır. Gerçekten de HDP’nin bu sistemde yeri yoktur ve de olmamalıdır. HDP de bu sistemde yer etmek için çalışmamalıdır. Eğer öyle yaparsa, o durumda en fazla yeni bir AKP veya CHP ortaya çıkarır. Oysa Türkiye’nin yeni AKP ve CHP’lere değil, tersine onların çözümsüz kıldığı sorunları çözecek yeni bir alternatife ihtiyacı vardır.
HDP işte bu alternatif demokratik siyaseti kendi şahsında ortaya çıkarabilmelidir. Derdi sistem içinde yen etmek değil, tersine sistemi demokratik değişime uğratmak olmalıdır. Demokratik değişim ve dönüşümle yeni bir sistem yaratmayı öngörmelidir. Bazılarının ifade ettiği gibi “Türkiyelileşme” derdi olmamalı, ama Türkiye’yi demokratik dönüşüme uğratma görevini de cesaretle yürütmelidir.
Yoğunlaşan cumhurbaşkanlığı seçimi HDP gerçeğini ve diğer düzen partilerinden farkını çok daha net bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Günümüzün en önemli siyasal gelişmesi bu olmaktadır. Herkes HDP’nin farkını daha iyi görür hale gelmektedir. Bu da HDP’nin önemini ve gücünü artırmaktadır. HDP’nin Türkiye siyaseti için vazgeçilmezliğini ortaya koymaktadır.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi, ucuz bir biçimde “Bu sistemde yeri yok” demek yerine, HDP’nin varlığının önemini görmek daha doğru ve akıllıcadır. Halbuki HDP olmazsa ülkemizin aydınlık bir geleceği olmaz. HDP olmazsa bugünkü çatışmasızlık ve geleceğe dair barış umudu olmaz. HDP olmazsa Kürt sorununa çözüm ve ülkemizin demokratikleşmesi gerçekleşmez.
Bu nedenle HDP gerçeğinin ve diğer partilerden farkının çok iyi görülmesi ve anlaşılması gerekir. HDP demek, her türlü şovenizme ve bölücülüğe karşı demokratik birlik ve birlikte var olmak demektir. HDP demek barış demek, özgürlük demek, demokrasi demek, kangren haline getirilmiş olan sorunlara çözüm demektir. HDP ülkemizin demokrasi temelindeki birliğinin garantisi ve temel harcıdır.
Derinleşen cumhurbaşkanı seçimi süreci bu gerçeği net bir biçimde ortaya koymaktadır. HDP adayı dışındaki adayların Türkiye’nin sorunlarına dair ciddi herhangi bir çözüm önerileri yoktur. Tayyip Erdoğan bilinen üslubuyla sağa sola saldırmak ve çamur atmakla meşgulken, diğer aday Ekmelettin İhsanoğlu ise bildiğimiz statükocu ve çağ dışı milliyetçi söylemleri tekrarlamaktan öteye gidememektedir.
Ülkemizin sorunlarını büyük bir cesaret ve açıklıkla ortaya koyan tek aday Selahattin Demirtaş’tır. Sadece sorunları belirtmekle de yetinmemekte, tüm sorunlar için demokratik çözüm yöntemleri de önermektedir. Örneğin kadın sorununda birçok kadın örgütünün istediğinden de öte özgürlükçü ve demokratik çözümler ortaya koymaktadır. Fiilen eş cumhurbaşkanlığı sistemini uygulayacağını ortaya koyması ülkemiz yönetimi açısından en büyük devrimi ifade etmektedir.
Selahattin Demirtaş’ın bütün sorunlar için önerdiği çözüm yolları benzer tarzda devrimci ve değiştiricidir. Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm halkların özgürlük sorunlarına, yine Alevilerin ve farklı dinsel grupların özgürlüğü konusuna, gençliğin ve emekçi kitlelerin demokratik hak ve özgürlükleri sorununa, ülkemizin köklü bir demokratik değişimi yaşaması konusuna yaklaşımı benzerdir.
Çok açık görülüyor ki, HDP farklı ve çözümleyicidir. HDP ülkemizdeki demokratik toplumun varlığı ve özgür geleceğidir. Ülkemizin barışı ve demokratik birliğidir. Barış, demokrasi, özgürlük ve birlikten yana olanların HDP adayına oy vermesi gerekir.