Türkiye’de seçimler yaklaştıkça tartışmalar da yoğunlaşıyor. Bu hamur daha çok su alır diyebilirsiniz. Ama bu hamuru yoğurmak isteyenler ve bu hamuru bozmak isteyenler hiç eksik olmayacaktır.
Seçim elbette ki önemli ama bu seçimlerden nemalanmak, kendine layık gördüğü, yakıştığı yeri sağlamlaştırmayı isteyen bazılarına da "haddini bil” diyebilmek gerek. Kalemlerinden irin akıyor sanki.
HDP’nin parti olarak seçime girme yönündeki kararı ve bunu ilan etmesi yeni değil aslında. Bu, son HDP kongresinde alınan bir karar. Ama seçimlerin yaklaşması ve her geçen gün yapılan anketlerin de gösterdiği gibi barajı aşabilecek güce ulaşması bu kişilerin geceleri uykusunu kaçırıyor, gündüzleri de yemekten kesiyor anlaşılan.
Bu tür tiplerin etekleri şimdiden tutuşmuş durumda. HDP barajı aşar, Türkiye demokrasi güçleri, ezilenler, ötekileştirilenler ve Kürtler parlamentoda güçlü bir temsiliyet bulursa, ''Biz ne yaparız o zaman'' diyorlar kendi kendilerine. Kıyısından köşesinden tutturduğumuz bu iktidarın Kürt uzmanı kimliğimize ne olur, hangi aklı verir, hangi halkı nasıl kandırırım diye kara kara düşünüyorlar.
Akıllarının donduğu, zekalarının işlemediği anları yaşıyorlar. Türklerin milliyetçiliği gölgesi altında geliştirdikleri ''Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur'' sözünün başka bir versiyonu oluyorlar. ''Kürt'ün Kürt'ten başka düşmanı yoktur'' denildi mi akla gelen isimlerde ön sıralarda yer alıyorlar ne de olsa. Bu kadar kendine düşman, bu kadar mantık dışı işleyen beyinler nasıl oluyor da Kürtlere, demokratlara, barışa gönül vermiş, bunun için binlerce bedel ödemiş ama sonuçta ''döneklik'' yapmamış insanlara akıl verebiliyorlar? Buna şaşmak elde değil. Çok değil, insanda azıcık yüz olur.
HDP’nin barajı aşmasının çözüm sürecine büyük zarar vereceğini belirtiyor bu tipler. HDP barajı aşarak parlamentoya girerse sistem değişmezmiş, AKP'nin eli kolu bağlanır, çözüm süreci bitermiş. Bu yüzden AKP’nin tek başına iktidarı için HDP’nin barajı aşmaması gerekiyormuş.
Bu mantıkla hareket edenler için ancak ''Yaradan akıl, fikir, nizam versin'' diyebiliriz. Sanki AKP’nin ve Erdoğan’ın geçmişini kimse bilmiyor da bu zatlar belki de dünyanın en politik halkını kandırmaya çalışıyorlar akıllarınca. AKP'nin diline sakız yaptığı ama tek bir adım dahi atmadığı çözüm sürecini, aynı ustaları gibi onlar da kendi halklarına (tabii hala Kürdüm diyebiliyorsa kendilerine) karşı tehdit unsuru olarak kullanıyorlar.
2002’den bu yana AKP Kürtlere, Türkiye demokrasisine, azınlıklara, farklılıklara ne verdi de yeni dönemde ne verecek?
AKP giderse sistem değişmeyecekmiş. Sistem değişiminden kasıtları o çok memnun oldukları AKP iktidarının başkanlık sistemi herhalde. Onun dışında, demokrasi, insan hakları, eşitlik, şeffaflık gibi demokrasinin en hassas konularında şimdiye kadar ne değişti ki? Elbette hakkını yememek gerek AKP döneminde zulüm, asimilasyon, sömürü daha ince yöntemlere büründü, eski kabalıklarından kurtuldu. İktidarın Kürt politikası, Kürt olduğunu kabul ederek sindirmeye, Kürtçe konuşarak asimile etmeye, barış diyerek öldürmeye, çözüm diyerek Kürt halkının değerlerini çözmeye evrildi.
Peki bu zatların sistem değişikliğinden kasıtları ne? Siyasi soykırım operasyonları mı? Cizre’de, Silopi’de, Bulanık’ta, Amed’de ve tüm kuzey Kürdistan'da, hatta İstanbul’da binlerce insanın tutuklanması mı? Hrant Dink’ten Berkin Elvan’a daha ismini sayamadığım yüzlerce insanın göz göre göre, katili biline biline katledilmesi mi?
Taş atan çocuklar unutuldu mu sanıyorlar? Kaybedilenler bulundu mu? Kobanê’ye yapılan aleni düşmanlık unutuldu mu sanıyorlar?
Bunların sistem değişikliğinden anladıkları bu mu?
AKP'nin seçim barajını kaldırmamasının, siyasi partiler yasasını değiştirmemesinin tek nedeni Kürt siyasal hareketini parlamento dışında bırakmak değil mi?
HDP’nin parlamentoya girmesinden bu kadar ürkmelerinin nedeni ne acaba? Sakın sahiplerinin kendilerini bırakacaklarından korkuyor olmasınlar? Öyle ya, demokrasi cephesi güçlendikçe, bu tür keklik soylulara ihtiyaç kalmayacak. Onun için böyle saldırganlaşıyorlar.
Açık konuşalım; bu tiplerin kapasitesi Kürtlere, demokratlara, özgürlük için mücadele edenlere nasihat verecek düzeyde değildir.
Çukurlaşma böyledir işte. Bir kez düşmeye görsün nerede duracağı belli olmaz. Tüm değerler anlamını yitirir.