HDP aldığı karar gereği başlattığı direniş nöbetini sürdürüyor. Bu karara gitmelerinin nedeni AKP ve MHP iktidarının faşizmi egemen kılma çabası ve kendilerine yaşam alanı bırakmamalarıdır. Normalde HDP giderek güçlenen ve barajı yıkan, AKP iktidarını 7 Haziran’da iktidardan düşüren bir parti olmuştu. Bunun da ötesinde Türkiye’nin tüm renklerini içinde barındırmış ve parlamentoya taşırmıştı. Tekçi, ırkçı ve homojen devlet ve ulus anlayışını pratikte aşmış, demokratik bir Türkiye modelini kendi şahsında pratiğe geçirmişti.

AKP ve MHP kendileri dışında Türkiye halkları arasında köprü rolünü oynamaya ve alternatif bir parti olarak umut vermeye başlayan HDP’yi komplo, katliam ve kumpaslarla devre dışı bırakmak için darbe yaptı ve seçimleri iptal ettiler. Ardından ilginç bir mizansenle darbe, karşı darbe tezgâhları sergilendi. OHAL ve KHK’ler eşliğinde toplumun muhalif tüm güçlerini ve farklı seslerini susturma, sindirme kampanyaları hız kazandı. Türkiye zaten bir operasyonlar ülkesi olmuştu. KCK davaları dahil binlerce insan aralıksız süren ev ve işyerlerini basma operasyonlarına maruz kalmıştı. 12 Eylül uygulamaları normalleşmiş, günlük yaşamın olağanları arasına girmişti. 

AKP bunlarla yetinmemiş halkın yasalar ve zorluklara rağmen seçtikleri milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmış ve parlamentoyu Erdoğan’ın emir eri konumuna düşürmüştü. İstedikleri milletvekilini tutuklatmış, gözaltına almış ve yasaları istediğimiz gibi yapar ve uygularız, diyorlardı. F. Sarıyıldız ve Tuğba Hezer örneğinde olduğu gibi milletvekilliklerini düşürmede sakınca görmemişlerdir. Halka da sizin temsilcileri tanımayız. İrade olarak kendinizi görmeyin. Üstte devlet ve hükümet var, diyerek halka, siyasete ayar vermeye ve sindirmeye çalıştılar. Bu uygulamalar korkunç bir psikolojik savaş, karalama kampanyaları eşliğinde yürütülüyor. 

AKP-MHP içeride ve dışarıda Türkiye’yi giderek derinleşen bir savaşa sokmuş, bununla da yetinmeyerek iç savaş hazırlıklarını da sürdürüyorlar. Hitler nasıl ki, Almanya’yı ve dünyayı savaşa sürükleyip yıkımlara sürüklemişse aynı uygulamalar Erdoğan şahsında Türkiye’de sahneleniyor. Türk Hitler’ine karşı siyasi partiler ve demokrasi güçleri sessiz mi kalmalı veya Kılıçdaroğlu önderliğindeki CHP gibi devletin bekası için yedeğe mi alınmalı? Açık ki, faşizm ancak direniş ve örgütlü güçlerle durdurulur veya aşılır. Başka yol ve yöntemlerle faşistler durdurulamaz.

HDP’nin milletvekilleri öncülüğünde başlattığı direniş ne kadar etkili olur, daha güçlü eylemler, çıkışlar olamaz mı, diye tartışılabilir tabi. Bu parti milyonları sokağa çıkarabiliyordu, şimdi bir grup milletvekilinin nöbet eylemleriyle nereye varılabilir, biçiminde eleştiriler ve kaygılar olabilir. Örgütlü yapılar ciddi darbeler almış ve yoğun tutuklamalar varsa açık ki, toplumu harekete geçirmek kolay olmaz. Faşizmin hüküm sürdüğü, halk önderlerinin tutuklandığı vb ortamlarda kitleler kolay harekete geçmezler. Onları örgütleyen kadrolara ve organlara ihtiyaç vardır. Ancak geniş kitleler harekete geçirilemiyor veya örgütlenemiyor diye sessiz ve hareketsiz kalınamaz. Bir yerlerden başlatmak gerekir. Parça parça, azdan çoka doğru binlerce eylem ve girişim gerekiyor. Önemli olan toplumu umutsuz ve örgütsüz bırakmamak, faşizmin meydanı boş bulup at koşturmasını engellemektir.

Toplumda, özellikle Kürt halkında ve ezilen kesimlere AKP-MHP faşizmine ve savaş politikalarına karşı ciddi bir rahatsızlık ve birikim var. Bu öfkenin akacağı kanallara ve örgütlü eylemlere ihtiyaç var. Kılıçdaroğlu çok pasif bir eylem düzenledi, adalet istiyoruz diye bir yürüyüş yaptı, milyonlarca insan buna ilgi gösterdi. CHP en iyi zamanında bile iki milyon insanı bir araya getirememişti. Ama Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü sonrası iki milyon insan bir araya geldi. Demek ki, toplumda AKP’ye karşı büyük bir tepki oluşmuş.

HDP direniş dışında bir politik hat belirleyemeyeceğine göre harekete geçmek ve örgütlenmek zorundadır. Bunu yapmadıkça daha fazla güç kaybeder ve toparlanması daha da zorlaşır. Bu açıdan devrimden ve demokrasiden yana tüm güçler HDP’nin direnişini kendi direnişi olarak ele alıp katılmalı ve güç vermelidirler. Ürkek, sıradan yaklaşım ve desteklerle fazla yol alınamaz. Özellikle kadın ve gençlik, ezilenler sürece asılmalıdır. Faşizm ancak etkili, birleşik halk hareketiyle alaşağı edilebilir. Bu güç ve potansiyel Kürdistan’da ve Türkiye’de var. Yeter ki, örgütlensin ve doğru öncülük yapılsın.