HDP 31 Mart’ta, Türkiye’de değişimin startını verdi. HDP’nin izlediği seçim stratejisinin başarısı, demokrasi, özgürlükler ve barış mücadelesine ivme kazandıracaktır. AKP-MHP bloğuna karşı ortaya konulan “stratejinin” başarısı, HDP’nin bu yaklaşımının, Türkiye halkları için yaptığı anlamlı bir “fedakarlık” olarak değerlendirilmesi, HDP’nin demokrasi mücadelesindeki yeri ve önemi açısından, ne kadar önemli bir aktör olduğunu kanıtladı. AKP-MHP bloğunun devletin tüm olanaklarını seferber ederek yürüttüğü, “ayrıştırıcı” politika ve nefret dilinin egemen olduğu bir söylemle yürüttüğü kampanya, HDP’nin direngen ve kararlı stratejisine çarptı. HDP’nin demokrasi için yaptığı “fedakarlığın” bedeli de oldu elbet. Ancak HDP, kaybedilen yerlere ilişkin ayrıntılı “analiz” ve “özeleştirel” yaklaşım sergileyerek, bunun nedenlerini açığa çıkaracaktır.

“Cumhur ittifakı” adı altında ülkeyi gerilimli ve adil olmayan bir seçim sürecinden geçiren Erdoğan, tek adam rejiminin kökleşmesi için bu seçimi bir “referandum’a” dönüştürme çabası sergiledi. “Beka” söylemi ile “tek adam” rejimi için adeta bir “güvenoyu” süreci işletti. Ancak, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, yedi büyükşehir belediyesini kaybetmeleri, bu planları bozdu. “İstanbul’u alan, Türkiye’yi alır” söylemi bu kez muhalefet için bir gerçeğe dönüştü. Gerilimlerin, krizlerin, savaş tehditlerinin gölgesinde geçen “Yerel Seçimlerin” orta vadede iç ve dış siyasi sonuçlarını ne olacağı şimdiden tartışılmaya başlandı bile. Öz güveni artan muhalefet güçleri daha dinamik ve demokratik değişimi hedefleyen bir strateji izlemeleri, onları “yönetim” için gerçek alternatiflere dönüştürebilir. Bu seçimlerde halkın “muhalefete” verdiği gerçek mesaj bu ve halk değişim talep ediyor.

“Güç kaybı” yaşayan ve “geriletilen” AKP-MHP koalisyonunun devam etmesi, bu sonuçlardan sonra, zor görünüyor. Ekonomik krizle baş başa kalan AKP iktidarının bu alanda, MHP’den medet umması beklenemez. Seçimlerin ortaya çıkardığı sonuç, “ortaklığı” bozacağa benziyor. 4,5 yıl daha iktidarda kalacağını ilan eden Erdoğan’ın “gerçek gündemle” yüzleşmesi önünde artık herhangi bir engel de kalmadı. İçeride, değişim, demokrasi ve barış talepleri yükseldikçe, dış politikada da artık Erdoğan’ın uyguladığı “gerilim” siyasetinin de başarılı olma şansı yok.

Suriye ve S-400’ler konusunda Putin ve Trump arasında sıkışan ve giderek “yalnızlaşan” Erdoğan’ın çok fazla seçeneği ve manevra alanı yok. Erdoğan’ın bu seçimlerde yaşadığı “güç kaybı” dünyanın da dikkatini çekmiş durumda. Washington, Brüksel, Moskova gibi önemli başkentler bu “güç kaybını” dikkate alarak, Türkiye ilişkilerini yeni değerlendirmelere tabi tutabilirler. Türkiye ilişkilerinde revizyon ihtiyacı duyacak olan yalnızca yukarıda değindiğimiz merkezler değil, bölgesel aktörlerde benzeri bir yol izleyeceklerdir diye düşünüyorum.

Özellikle Rusya ile ilişkiler ve Suriye politikaları nedeniyle ABD ve Türkiye arasında giderek artan gerilim, yeni krizlere yol açabilir. ABD’nin elinde Türkiye’ye uygulayacağı baskı için çok sayıda seçenek var. Bunlardan biri, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 savunma sisteminin yarattığı gerilime karşı ABD’de Türkiye’ye F-35 yeni nesil savaş uçaklarının tesliminin askıya alınacağı ve Türkiye’de üretilen F-35 ekipmanlarının alımının durdurulacağı yönünde verdiği güçlü mesajları sayabiliriz. Türkiye’nin Venezüela ve İran politikalarının da ABD’de ciddi bir rahatsızlığa yol açtığını biliyoruz. Bu nedenle ABD’nin alacağı “yaptırım” kararları zaten kırılgan olan ve krizdeki Türkiye ekonomisini sarsacağı gerçeğine karşı Türkiye’nin ne yapacağı, nasıl davranacağı önem kazanıyor.

Trump’ı Türkiye’ye davet eden Erdoğan, 8 Nisan’da Moskova yolcusu. Putin, Erdoğan görüşmesinde, Suriye ve özellikle İdlib konusunun en önemli gündem maddesini oluşturacağını tahmin edebiliriz. Bir yandan ABD ve NATO, diğer yandan Rusya. İki ipte de oynarım diye düşünülüyorsa bu dünya konjonktüründe mümkün görünmüyor. En nihayetinde, Türkiye ait olduğu batı bloğu içinde kalmaya devam edecek.

Bölgesel çıkarlar, güç ve nüfuz alanları savaşları, yeni dengeler ve kimi ittifakların ortaya çıkmasını zorunlu kılıyor. “Geçici” olan bu durumun değişmesi sadece an meselesi.

HDP’nin seçimi, Türkiye’de değişimin önünü açtı.

Seçim bitti… Gerçek gündemlerle yüzleşme vakti.