Davutoğlu son Grup Toplantısında şöyle dedi:

“Teröre ve teröristlere destek veren sözde milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili süreç için geçen hafta Anayasa değişiklik teklifimizi imzaya açmıştık. İmzalar tamamlandı; biraz önce son imzayı bizzat ben attım. İnşallah bugün, yarın milletvekillerimizin teklifi Meclise sunulacak. Her şey ayan beyan ortaya çıkacak. Kim dokunulmazlıklarının kalkmasından korkuyormuş kim korkmuyormuş, ortaya çıkacak.”

Böylece Türkiye’nin “gerçek muhalefet partisi”, aynı zamanda da Kuzey Kürdistan halkının en büyük çoğunluğunu temsil eden parti TBMM’den tasfiye edilecek.

Bunun sonuçları ne olur?

Parlamenter alternatifi kendi eliyle ortadan kaldırdığı zaman AKP, bindiği dalı kesmiş olur. Parlamenter alternatifin kalkması, parlamenter olmayan alternatifleri kendiliğinden gündeme getirir. Bunların arasında şu sırada ABD’de en çok konuşulan bir “askeri darbedir.”

Vaktiyle “olmaz, olmaz deme, olmaz olmaz” diye bir laf vardı. Günümüze adapte edersek, “darbe olmaz deme, darbe olmaz olmaz…”

Çünkü ABD açısından Ortadoğu’da “Amerikancı çözüm” Erdoğancılarla olmaz. ABD’ye göre, Türkiye toplumunun hızlı bir şekilde “terapiye” ihtiyacı var. Çünkü bu rejim, toplumun yarısını “Amerikan ve Yahudi düşmanı“ haline getirdi ve toplumun hücrelerinde Selefi akımları büyüttü. Her hangi bir büyük krizde “NATO müttefiki” Türkiye IŞİD’in av sahasına dönüşebilir. Bir darbe için bu gerekçe yeter de artar bile.  

HDP’nin meclisten dışlanması demek, sosyalistlerle ittifak kuran Kürdistan Özgürlük Hareketinin muazzam güçleriyle, CHP’nin ve AKP içi muhalefetin “geçici bir koalisyon” kurmasını, böylece ortaya parlamenter bir alternatifin çıkmasını imkansız hale getirmek olur; bu da kapıyı, parlamenter yol dışı “alternatiflere” açaır.

Başka ne olur?

HDP’yi meclisten dışlamak, Kürdistan’ı Türkiye’den dışlamak anlamına gelir. Başka hiçbir anlama da gelmez. Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin ve diğer yerlerdeki vahşetle, “ya baş eğeceksin, ya baş vereceksin” canavarlığına bir de HDP’yi dışlamayı ekleyin, ortaya çıkan manzarayı görürsünüz. Böyle bir durumda “ortak vatan, ortak bayrak, ortak resmi dil” yalnız hayal olmakla kalmaz, bu lafları işiten her Kürt genci suratını öfkeyle çevirir.

Erdoğan’ın “hayalim Sur’u yıkmaktı” sözleri, böyle bir öfkeyi zirveye fırlatacak cinstendir. Hayalindeki Sur, şu anda “içindekilerle birlikte yıkılmıştır”. Çocuklar, yaşlılar ölmüştür ve devletin başı, bu kanlı resme bakarak, hayalinin gerçekleşmiş olmasından duyduğu memnuniyeti, halkın acılarıyla alay ederek dile getirmektedir.

Bu tutum, Türk devletinin “ortak vatan” programını reddettiğini gösteriyor; Kürdün önüne “ya baş eğme, ya baş verme” ikilemi konuyor.

Ve o zaman “Demokratik özerk bölgelerin birliğinden oluşan Ortak vatanın ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde bölünmez bütünlüğüne dayanan, toprağı bütün, sınırları dokunulmaz demokratik Cumhuriyet” programının sahibi Öcalan ne der?

Bana öyle geliyor ki, şöyle der: “yeni bir dünya kurulur Kürdistan da onun içinde yerini alır ve ortak vatanda birleşemesek bile Kürdistan artık Türkiye ile Konfederal Ortadoğu Ortak Evi’nde, kimbilir ne büyük acılardan ve kimbilir kaç dönem sonra buluşur”…

Ve üçüncü sonuç da şudur: HDP’nin meclisten dışlanması, Ortadoğu barışını da dinamitler. Çünkü demokrasiye yönelme şansını kaybetmiş, kendi “toprak bütünlüğü” tehlikeye girmiş bir Türkiye, faşist, militarist ve saldırgan bir rejim olarak tüm halklara karşı şimdi olduğundan beter bir “savaş faktörüne” dönüşür.

Bunun da sonucu “Amerikan müdahalesinden” başka bir şey olmaz.

Yani “demokratik alternatifi” kaldırmak, “darbelere”, Kürdistanı “dışlamak” bölünmeye, “savaş faktörü” olmak, “uluslararası müdahaleye” kapı açmaktır.  

HDP’siz Türkiye, “Türkiyelileşemez”, Suriyelileşir.  

Türkiye Suriyelileşirse ne olur? Her yer Kobanê, herkes YPG-YPJ olur…