
Bu saldırılarda yer alanlar esas olarak MHP’lilerdir. MHP’liler ise her zaman devletin istihbarat örgütleriyle iç içedir. MHP gönüllü olarak devletin savunucusu olunca tabii ki devletin istihbarat örgütleriyle iç içe çalışmaktadır. Urla’da saldıranlar da biz bu memleketin Mehmetçiğiyiz ve polisiyiz diyerek kendi rollerini ortaya koymuşlardır.
HDP’ye saldıranlar MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’nin kendi taraftarlarına “sokağa çıkmayın” çağrısı yapmasından sonra başlamıştır. Devlet Bahçeli’nin kamuoyuna açık mitinglerdeki bu çağrısı esas olarak saldırı çağrısıdır. 1970’li yıllarda MHP’nin Başbuğu Alparslan Türkeş “Bu saldırılar bize ait değildir” derdi, ama MHP’liler her gün devrimcilere saldırarak katlederlerdi. Eğer 1970’li yılların en çatışmalı döneminde MHP’nin Başbuğunun konuşmalarına bakılırsa durumun bu olduğu görülür. Devlet Bahçeli de Başbuğunun izinde giderek mitinglerde demagoji yapıyor, yalan söylüyor; amiyane deyimle sağ gösterip sol vuruyor.
MHP şovenist milliyetçi bir partidir. Yani bilinen kavramla faşist bir partidir. Aslında faşizm bir yönüyle de bir özel savaş biçimidir; topluma karşı bir psikolojik savaş gücüdür. Toplumu aldatma, yönlendirme, kışkırtma faşizmin en temel karakteridir. Bunun için de toplumun kolay tahrik edileceği din ve milli duygular kullanılır. Böylece insanların gözü karartılır ve saldırgan bir sürü gibi sokaklara sürülür ve toplumun üzerine salınır. Bu açıdan faşist karakterli bir siyasi gücün hiçbir sözüne inanmamak gerekir. Çünkü onlar için vatan söz konusu olduğunda her şey teferruattır. Bu nedenle vatan haini olarak gördükleri kişi ve çevrelere yönelik her yol ve yöntem mubah görürler. İşte MHP de böyle karakterde bir partidir. Devlet Bahçeli’nin her sözünü de bu çerçevede yorumlamak gerekir. Söylediklerini değil, söylediklerinin faşist literatürdeki tercümesinin ne olduğunu anlamak gerekmektedir.
HDP’ye saldırılmasının nedeni vatan haini olarak görülmesidir. Kürtlerle ilişkili olduğu için cezalandırılıyorlar. Böylelikle Kürtlere destek verilmesinin önüne geçilmek isteniyor. Sinop’ta, Samsun’da HDP’ye saldırı hangi nedenlerle yapıldıysa Urla’da da onun için yapılmıştır. HDP’liler hain görüldüğü için saldırılar da meşru görülüyor. Polislerin yaklaşımı bunu ifade ediyor. Polis Urla’da saldırganlara “Taş atma” derken taşın kendine geri geleceği gerekçesini ileri sürüyor. Bu polisin söz konusu Kürtler olunca nasıl saldırgan olduğu biliniyor. Ama Kürtler ve demokrasi güçlerine saldırı olduğunda ise saldırganlara hoşgörü gösteriliyor. Saldırganlar rahatlıkla BDP binalarına saldırıyor; binaya çıkıyor. Bu saldırganlarla Sivas’ta çoğu Alevi 35 aydın ve yazarı yakanlar arasında ne fark var? Dikkat edilirse aynı davranışları gösteriyorlar. Zaten Urla’da saldıranlar da Allah ve vatan adına saldırıyorlar. Attıkları sloganlardan kimler oldukları anlaşılıyor.
HDP’ye bu tür saldırılar devam edebilir. Batı’da, Karadeniz’de, Akdeniz’de, İç Anadolu’da Kürtlerin davalarının haklı olduğunu söylemek suçtur. Çünkü devlet herkesin Kürtlerin mücadelesine karşı olmasını istiyor. Kürt sorununda zihniyet değişip Kürtlerin taleplerinin meşru olduğu kabul edilmedikçe birileri de kışkırtılacaktır. Başta hükümet olmak üzere tüm düzen partileri Kürtlerin taleplerini ülkeyi bölmek, mücadelelerini de ihanet olarak gösterdikleri müddetçe bu tür saldırılar da durmayacaktır.
MHP genel başkanının sokağa çıkmayın, sokak çıkmazdır demesi demagojidir. Devlet Bahçeli bu söylemiyle hem gerçek yüzünü gizleyip toplumu aldatmak istiyor hem de sokağa çıkmaya karşı olduğunu söyleyip yumuşak gözükerek AKP tabanından kendine yakın olanlardan oy almaya çalışıyor. Bilindiği gibi AKP’nin Türkiye’deki tabanı ile MHP’nin tabanı birbirine çok yakındır. Bu nedenle Tayyip Erdoğan milliyetçi söylemlerde bulunurken, Devlet Bahçeli de AKP tabanındaki milliyetçi muhafazakar tabana sesleniyor. Yoksa Devlet Bahçeli’nin sokağa çıkmayın sözünün hiçbir değeri yoktur.
Tüm demokrasi güçleri HDP’ye yönelik faşist saldırılara karşı sesini yükseltmelidir. HDP’lilere sahip çıkılmalıdır. Özellikle sosyalistler başta olmak üzere sol demokratlar HDP’ye saldıranlara karşı ortak hareket etmelidirler. Özellikle Türkiye’nin şehir ve kasabalarında HDP’ye sahip çıkılarak halkların kardeşliği ve demokratik Türkiye gerçeği buralarda yüksek sesle dillendirilmelidir. Türkiye’nin şehir ve kasabaları faşist saldırganlara teslim edilmemelidir.
AKP’ye yakın gazeteler Fethullahçıların nasıl binlerce insanın dinlendiği haberleri veriyorlar. İşte ikiyüzlülük budur. 17 Aralık öncesi bu dinlenmeler bilindiği ve hükümetin onayıyla yapıldığı halde ses çıkarmayanlar şimdi sözde demokrat kesiliyorlar. Şu kesindir ki, dinlemeler AKP yandaşı basının verdiğinin on katı değil, yüz katıdır. Kürdistan’da herkes dinlenmektedir. Tüm Kürtler suçlu olarak görülüp dinlenmektedir. KCK’den tutuklanan on bin insanın tutuklanma gerekçesinin dinlemeler olduğu bilinmektedir. AKP’lilerin bir gün bu dinlemelere karşı olduğunu duymadık, işitmedik. AKP yandaşı basının ortaya koyduklarında yeni bir şey yok. Sadece malumun ilanı var. AKP Fethullahçıları dinlemeler yaptığı için teşhir ederken yeni çıkardığı MİT yasasıyla herkesi dinleme ve tüm yaşamı devlet kontrolüne almayı yasallaştırmaktadır.