Son dört ayda HDP seçim bürolarına, stantlarına, mitinglerine 70’in üzerinde saldırı gerçekleştirildi. En son Adana ve Mersin il binalarının çok profesyonelce bombalanması, bu tür faali belli saldırıların artarak devam edeceğini gösteriyor. 

Devleti yönetenler bu saldırıları durdurmaya çalışmak yerine, ateşe benzinle gidiyorlar. Israrla demokratik süreç provoke olsun, insanlar ölsün istiyorlar. İstiyorlar ki; yine halklar bu yolla birbirine düşman olsun, kendileri de bu düşmanlık üzerinden iktidarlarını sürdürebilsinler…

Herkesi temsil ettiğini iddia eden bir cumhurbaşkanının HDP’ye yönelik saldırılara verdiği tepkiler ibret vericidir. Sürekli saldıranı değil de saldırıya uğrayanı suçlayan bir cumhurbaşkanı var. 

Uyduruk açılışlar aracılığıyla seçim çalışması yapan Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine Ankara’daki uyduruk bir açılışta; iki yerde aynı zamanda organize bombalı saldırılara uğramış bir partiye geçmiş olsun demek yerine “Silah sizin işiniz, bomba sizin işiniz!” diyerek HDP’yi suçlamaya devam ediyor.

Bu yolla aslında ceberut devlet aklının sebep olduğu otuz yıllık çatışmanın toplumsal hafızada yeniden canlanmasını istiyor. Toplumsal korkuların kendisine oy olarak döneceğini düşünüyor. Bu seçimlerin kendisinin ve partisinin geleceği açısından tayin edici olduğunu, olası bir seçim yenilgisinin kendisinin ve partisinin sonu olacağını biliyor…

Özellikle son dönem iktidarı boyunca AKP ve Tayyip Erdoğan kendisini topluma öylesine dayattı ki; AKP’nin oluşturduğu “saadet” zincirine ait olmayan herkes bu ülkede kendisini ötekileştirilmiş hissetti. Yandaş olanlar ise gücünü bizzat Tayyip Erdoğan’dan alarak her türlü toplumsal değeri bütün toplumun gözünün içine bakarak hoyratça talan etmeye giriştiler. 

AKP’li isen her türlü kamu kaynağını pervasızca talan edebilir; kamu kaynağı kullanırken her türlü denetimden kaçabilir, israfta sınır tanımayabilirsin. Bunun en yakın örneği Diyanet İşleri Başkanının aldığı milyon dolarlık makam arabasıydı…

HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’ın yoğun teşhir çabaları sonucu oluşan kamuoyu baskısı yüzünden Diyanet İşleri Başkanı söz konusu makam arabasını kullanmayacağını ifade etmek zorunda kaldı. Bu aslında AKP çevrelerinin kurduğu bezirgan saltanatına kamuoyu önünde indirilen ilk darbeydi. 

İlk defa kamuoyu böyle bir kampanya ile sonuç alabilmişti; bu önemli bir gelişmeydi ve bundan sonra olacakların da habercisiydi. İşte tam da bu noktada Erdoğan devreye girerek “Ben olsam daha pahalı makam aracı alırdım” mealinden şeyler söyleyerek; sahte inanç sahiplerinden oluşan kesimlere “korkmayın paniklemeyin, ben arkanızdayım” mesajı verdi...

Fakat bu seçimler sadece AKP iktidarının bundan sonra geleceğini belirlemek açısından önemli olmayacak; aynı zamanda bu ülkenin ötekileştirilmiş bütün kesimlerinin toplumsal alanda geri dönüşsüz pozisyon almalarını da sağlayacak. 

Yüzde onu aşmış bir HDP, artık bu ülkede kimsenin kimseye “Ermeni dölü!” gibi aşağılayıcı kavramları kullanamaması anlamına gelecek; kimse artık “Aleviler mum söndürür!” gibi aşağılayıcı kavramaları kolaylıkla kullanamayacak. Kimse kimseyi “Kürt söyler, çingene oynar!” diyerek küçümseyemeyecek! 

İlk defa; ötekileştirilmiş bütün toplumsal kesimler; bir programla bir arada olmayı başaracaklar. Bugüne kadar bir birine vurdurulan çevreler; ilk defa örgütlü, kendilerini ötekileştiren, aşağılamaya çalışan ceberut devlete karşı birlikte tavır alacaklar.

Türkiye’de daha öncesinde de muhalif kesimler seçimlerde bir araya geldiler; ancak bu bir araya gelişler saman Alevi gibi seçimler sonrasında dağılıp gitti.

Fakat bu kez farklı. AKP ve daha geniş manada devleti de en fazla endişelendiren durum budur. İnsanlar HDP’de sadece seçimler için bir araya gelmiyorlar. Birçok farklı çevre ilk defa; bir programa dayalı, ortak demokratik bir toplum inşasını önüne hedef olarak koyan, geniş halk kesimlerini heyecanlandıran uzun vadeli bir projede bir araya geliyorlar.

İşte bu bezirgan saltanatını; korkutan, saldırtan, çileden çıkaran da bu olmaktadır...