HDP’yi ne yapmalı?                       Ya da HDP ne yapmalı?

Birinci sorunun cevabını AKP çetesi verdi ve devlet gücüyle uygulamaya çalışıyor:

“HDP’yi ne yapmalı, kaynar kazana atmalı; çözüm, demokrasi, barış dedikçe, altına odun atmalı”.

AKP çetesi baştan beri HDP’nin kurulmasına, parti olarak seçime girmesine karşı çıktı. Engelleyemeyince barajın altında bırakmaya çalıştı. Bunu da beceremeyince bildikleri tek yol olan ölü olarak ele geçirme yani etkisiz hale getirme operasyonuna başladılar.

“Yeni yaşam” çağrısıyla siyasette yeni bir çığır açan HDP, bütün ezilenlerin umudu olmuştur. Ama aynı zamanda bütün ezenlerin ve düzenbazların da korkulu rüyası olmuştur. TC tarihindeki birinci TİP’i de aşan ölçüde bütün ezilenleri bir program etrafında birleştirmiştir. HDP ile birlikte siyasete halk açısından can, heyecan ve umut gelmiştir. Ama sömürgeci-faşist-ırkçı ve düzenbazlar çetesini de korku basmıştır. Hele, 7 Haziran 2015 seçimlerine parti olarak girme kararı alınınca, düzenbazların huzuru iyice kaçmıştır. Hatırlarsanız, geçen sene bu sıralarda sağlı sollu bir sürü düzenbaz HDP’nin seçimlere parti olarak girme kararına karşı çıkıyor hatta çeşitli gerekçelerle HDP yönetimini suçluyorlardı. Solcu geçinenler, HDP’nin AKP ile anlaştığını ve barajı aşamayacağı için AKP’ye anayasayı değiştirecek bir çoğunluk hediye edeceğini iddia ediyorlardı. Sağcılar hatta bazı AKP şefleri bile HDP’nin barajı aşamayacağını, meclis dışında kalacağını, böylece AKP’nin çözüm sürecinde yalnız kalacağını iddia ederek HDP’yi suçluyorlardı. Her iki kesim de HDP’nin barajın altında kalacağı ve meclise giremeyeceği iddiasındaydı. Bu nedenle çok dostane edalarla, HDP’nin parti olarak değil de, gene bağımsız adaylarla girmesini öneriyorlardı. Böylece hem seçimlere herkes girmiş olacak, ele güne karşı demokratik ve kusursuz bir görüntü olacak hem de HDP 30-40 vekille göstermelik ve icabında ihmal edilebilir bir muhalefete mahkum edilecekti.

HDP, çok kısa bir süre içinde barajı aşmasına kesin gözüyle bakılan en ciddi hatta tek muhalefet odağı haline geldi. HDP’nin bütün ezilenleri birleştirerek parti olarak seçimlere girmesi ve net bir çözüm programı önermesi bütün bu oyunları bozdu. O günden beri de Devlet güçleri ve AKP çetesi panik halinde HDP’ye yönelik her türlü saldırıyı yapıyor. Havuz medyası her türlü yalan ve kışkırtma haberleriyle imha zeminini hazırlıyor. Sedat Peker vb. tetikçiler her türlü tehditler savurarak hedef gösteriyor. Emirlerindeki çeteler de her türlü saldırıyı, katliamı gerçekleştiriyor. Bütün bunlar da kar etmeyince Erdoğan’ın emriyle, dokunulmazlıkların kaldırılması ve HDP’nin etkisiz hale getirilmesi planlanıyor.

Şimdi ikinci sorunun cevabı verilmeli: HDP ne yapmalı?

HDP yetkilileri yapılan tartışmaları açıklarken “Ne yaparsak topluca yapacağız” dediler.

Devletin hukuk dışı saldırılarına karşı bir tepki olarak, HDP’lilerin TBMM’den çekilmesini önerenler de oluyor. Bence AKP çetesinin istediği tam da budur. Ama orası bir mevzi ise, o mevzilerin nasıl kazanıldığı unutulmamalı ve hiç bir mevzi iyice teşhir edilip savaşılmadan terk edilmemelidir.

Clausewitz, “Savaş siyasetin başka araçlarla” (şiddet araçlarıyla) “devamıdır” demiş.

Michel Foucault, “Savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir” sözünü tersine çevirerek “Siyaset, savaşın başka araçlarla sürdürülmesidir” şeklinde kullanmıştır. Yani “Siyaset de savaşın başka araçlarla devamıdır.”

HDP programında birleşen ezilenlerin zaferi için bütün mücadele alanları ve yöntemleri sonuna kadar kullanılmalıdır. Savaşılarak ve kanla, terle kazanılmış hiç bir mevzi savaşmadan düşman çetelerine terk edilmemelidir. Düşman buraları işgal edecekse bedelini peşinen ödemelidir.

HDP’nin başarısı için verilen her oya, her damla kana ve yenilen her copa, gaz bombasına sonuna kadar sahip çıkılmalıdır. Ancak o zaman halk düşmanı saldırganlar saldırdıklarına pişman edilebilir. Yoksa Hitlercilerin diktası kendisinden yıkılmayacaktır.